Yüksek Öğretim

Yüksek Öğretimde Türkçe Dersleri

Atilla Özkırımlı

Yüksek ÖğretimYÖK’ün üniversite ve yüksek okullara Türkçeyi zorunlu ders olarak koymasının yararı tartışılamaz. Okuduğunu anlayıp anlatabilmenin, doğru düşünebilmenin yolu ana dilini kullanabilmekten geçer çünkü. Ama zorunlu Türkçe derslerinin gerekçesinin, ilk ve orta öğretimdeki eksikliklere, yetersizliklere da dayandırılması acıdır. Hele böylesi bir gerekçeye sığınan YÖK üyelerinin arasında Milli Eğitim Bakanlığı temsilcisinin de bulunduğu düşünülürse…

Üstelik söz konusu gerekçe, geçmişte her alanda görülen anarşiyi ortadan kaldırmak, özellikle eğitim düzenini ve kurumlarını düzenlemek isteyenlerin çabalarına da ters düşmekte, ilk ve ortaokul Türkçe kitaplarının devletçe hazırlatılıp bastırıldığı bir dönemde, bu uygulamanın yetersizliğini açıklayarak yeni bir değerler anarşisi yaratmaktadır. Bir bakıma YÖK, bu gerekçeyle Milli Eğitim‘i hiçlemektedir. Ayrıca onun ortaokullarda haftada en az beş, liselerde en az dört saatlik derslerde gerçekleştiremediğini, haftada bir saatlik derslerle gerçekleştirebileceğini öne sürüp, geçerli olan uygulamayı, bunu planlayanları ve uygulayıcılarını da suçlayarak…

Burada akla şu soru gelmektedir: Üniversite ve yüksek okullara zorunlu Türkçe dersi konulmasının yararı tartışılamazsa, yanlışlık nerededir?

Yanıt şudur: İlk ve ortaöğretimdeki Türkçe, edebiyat derslerinin amaçlarıyla yükseköğretimdeki Türkçe derslerinin amacı farklı, ama birbirini bütünleyici olmak gerekir. Çünkü öğretim, bütünlüğü olan bir süreçtir. Başka bir söyleyişle, genelde eğitim ve öğretimin temel amacı budur.

Konumuz açısından sürecin aşamaları şöyle belirlenebilir:

İlköğretimin ilk yıllarında öğrencilerin sözcük dağarcığını zenginleştirmek, ana dil bilincinin uyanmasını sağlamak, dört ve beşinci sınıflarda da dili doğru kullanmanın yollarını göstermek, bu konuda ilk temel bilgileri vermek gerekir. Ortaöğretimin ortaokul dönemi ana dil bilincinin yerleştirildiği, ana dilini doğru kullanmanın, sözlü ve yazılı anlatım yeteneğinin geliştirildiği bir aşama olmalıdır. Dilbilgisi, dilin yapısı ve öğeleri, sözlü ve yazılı anlatımın özellikleri, cümle ve paragraf bilgisi, planlı anlatım bu aşamada kavratılmalıdır. Lise dönemin de ise edebiyat öğretiminin amacı, yine Cumhuriyet‘te yayımlanmış (28.10.1978) bir yazımda da belirttiğim gibi şu olmalıdır: “Öğrencilerin duygu ve düşünce eğitimini sağlayarak onlarda bir beğeni düzeyi oluşturmak, onlara okuma sevgisi, çağdaş bir duyarlık ve davranış ölçüsü aşılamak, eleştirel bir kafa kazandırmak.”

Söz konusu bu üç aşamada benimsenen amaçların gerçekleşebilmesi, doğrudan örneklere dayalı, kurala uygulama yoluyla varan, kısacası ezberleterek bilgilendiren değil, bilinçle kavratan bir öğretim yöntemiyle olasıdır.

Yükseköğretimdeki Türkçe derslerine gelince..

Eğitim ve öğretimin bütün aşamaları göz önünde tutularak yapılan ve yukarıda sıralanan amaçların benimsendiği bir düzenlemede, öncelikle bu dersin adının Türkçe olmaması gerekir. Amaç, niteliksel olarak Türkçe adının çağrıştırdıklarını aşmaktadır çünkü. Üstelik yükseköğretim niteliği gereği nasıl dallara, uzmanlık birimlerine ayrılıyorsa, bu derslerin de farklı öğretim alanlarına göre farklı biçimde uygulanması gerekmektedir. (Örneğin, sanat eğitimi yapılan bir yükseköğretim kurumuyla; hukuk, iktisat öğretiminde ya da teknik öğretimde aynı program uygulanamaz.) Ama eğer ayrıma gidilmeksizin genel bir öğretim programı benimsenecekse, bu aşamada geliştirilmesi amaçlanan, okuduğunu anlayıp doğruyu ve yanlışı değerlendirebilme, çeşitli düşünceleri tartışabilme ve yeni düşünceler oluşturabilme yeteneğini, becerisini kazandırmak olmalıdır. Bu, dil-düşünce ilişkisinin bilinçli olarak kavratılması demektir. Yazılı anlatımda başarı da büyük ölçüde buna bağlıdır.

Oysa YÖK‘ün zorunlu Türkçe dersleri için belirlediği program, ortaokullardaki dilbilgisi dersleriyle liselerdeki kompozisyon dersleri programlarının bir karması görünümündedir. Dilin ne olduğundan Türkçenin yapısına, çekim ve yapım eklerine ilişkin bir dizi konu bir ve ikinci sınıflarda; kompozisyonun temel ilkelerinden cümle bilgisine, metin incelemeye ve “ilmi” yazı hazırlamaya ilişkin bir dizi konu da üç ve dördüncü sınıflarda programa alınmıştır. Konulardan anlaşıldığı kadarıyla “akademik” bir Türkçe öğretimi öngörülmektedir. Ama aslında ders saatlerinin sınırlılığı, sınıflardaki öğrenci sayısı ve öğretim elemanı yokluğu düşünüldüğünde, bütünüyle uygulamaya dayanması gereken Türkçe derslerinin “akademik” düzeyde yürütülmesi de olanaksızdır.

Sorun, yukarıda belirttiğim amaç doğrultusunda programı belirlenmiş bir dil ve anlatım dersinin yükseköğretimin birinci yılında, haftada bir saatlik değil, üniversite ve yüksek okulların niteliğine göre iki ya da dört saatlik seminerler biçiminde yürütülmesiyle çözümlenebilir. Çözümlenebilir ama bu seminerlerde görev alabilecek nitelikte öğretim elemanları bulabilmek koşuluyla… Atilla Özkırımlı (Cumhuriyet, 8.3.1983)

Etiketler

Bir Yanıt Yazın