Yıldız Kenter

Yıldız Kenter: Ben Türkiye’yim

Tiyatro

Geçen günlerde uzun bir araba yolculuğunda nefis bir Ennio Morricone klasiği olan “the ecstasy of gold” cover versiyonunu “Metallica- Live Copenhagen 2009” konser kayıtlarından dinlerken, 10 Kasım tarihinin bu büyük müzik dehasının doğum günü olduğunu hatırladım. 10 Kasım sadece önderimiz Atatürk ile özdeşleştiği için hafızamdaki o tarihle ilgili diğer olgular geriye itilmiş demek ki.

Bu yıl Kasım ayı içinde Mümtaz Soysal, Özdemir Nutku gibi önemli isimler vefat ettiler. O vakit bir doğum günü yazısı yazarak, hüzünlü bulutları bir nebze olsun dağıtmak güzel olacaktı. Ennio Morricone, 10 Kasım 1928 yılında İtalya‘da doğmuştu. İlk bestesini altı yaşındayken yapan Morricone, bu bestesinin basit ama akılda kalıcı olduğunu söyleyecekti. Güzel olan ise bu büyük müzik dahisi halen üretmeye devam ediyor.

Morricone yazımızı ne yazık ki kısa kesmek durumunda kalıyoruz, çünkü bir büyük usta daha aramızdan ayrılmıştı. 17 Kasım 2019 Pazar günü Yıldız Kenter’i kaybettik.

Ayşe Yıldız Kenter 11 Ekim 1928 tarihinde İstanbul‘da doğdu. Annesi İngiliz Olga Cynthia, babası Türk diplomatı Ahmet Naci idi. Türk diplomatların yabancı ile evlenmesi yasaktı. Ya boşanacaktı, ya da aşkı seçecekti! Lozan‘da İsmet Paşa‘nın özel kalem müdürlerinden biri olan Ahmet Naci Bey, aşkı seçti. Hariciye‘den ayrıldı. Ancak hayat bundan sonra bu aile için sıkıntılı geçecektir. Yıldız Kenter o günleri şöyle anmaktadır: “İngiliz gâvur ana, her daim sarhoş bir baba… Ama sevgi dolu bir aile. Fakirdik ama mutluyduk“.

İki kardeşi ve ilk eşinden Leyla isimli bir kızı olan Kenter‘in, ikinci eşi ve tiyatrodaki yol arkadaşı Şükran Güngör ile olan evliliği, Güngör‘ün 2002‘deki vefatına kadar devam etmişti.

SAHNEDE ROLÜ YAŞIYORDU

Yıldız KenterTiyatro benim için her zaman sinemanın gölgesinde kalmıştır. Bu nedenle sınırlı bir bilgiye sahip olduğunu söylemeliyim. Yıldız Kenter ile de önce Yeşilçam filmlerinde tanışmıştım. Yeşilçam klişeleri içinde ona, her zaman aynı tür, “fedakar anne, teyze, nine” rolleri veriliyordu. Sanki, bir başka büyük oyuncu Aliye Rona‘nın naif bir versiyonu idi, bu filmlerde. Yıldız Kenter aynı zamanda ünlü tiyatro sanatçısı Müşfik Kenter‘in ablasıydı. Müşfik Kenter ise benim için Orhan Veli ile özdeşleşmiş bir müthiş sanatçı idi. Onun “Bir Garip Orhan Veli” tek kişilik oyununu birkaç defa Ankara’da izlemiştim. Orhan Veli hayranı genç bir solcu ve çaylak bir şair bozuntusu için ne büyük mutluluktu, anlatamam. Artık “Kent Oyuncuları“nın diğer oyunları, oyuncuları ve Yıldız‘ı ile tanışmak zamanı gelmişti.

İlk kez onu sahnede, ne tesadüftür ki bir sinema uyarlaması olan, Colin Higgins‘in “Harold ve Maude” isimli oyununda izledim. Yıldız Kenter, Maude’u oynamıyor, yaşıyordu adeta. Ziya Kürküt ise Harold rolünde idi. Sonra, Martı, Ben Anadolu, Nükte, Anna Karerina gibi pek çok oyunda izleyecektim Kenter‘i. Ama o hep Maud olarak kalmıştı zihnimde. Bir de tabi ki naif, zarif ve entelektüel kimliği ile hep hayranlıkla takip edilen bir sanat figürü olarak!

YÜZÜN ÜSTÜNDE OYUN OYNADI

Yıldız Kenter
Yıldız Kenter

Yıldız Kenter, 91 yıllık ömründe, 100’e yakın oyun oynadı. Shakespare, Çehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi uluslararası yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı. Sayısız ödül aldı. Aynı zamanda eğitmendi. ABD ve İngiltere‘de “Değişen Eğitim Metotları” ve “Oyunculuk Metotları” üzerine yıllarca çalışmalar yaptı. Pek çok tiyatrocu yetiştirdi. Yıldız Kenter önderliğinde 1951’de kurulan “Kent Oyuncuları” topluluğu, Şükran Güngör, Müşfik Kenter, Kâmran Yüce, Pekcan Koşar, Mübeccel Vardar, Ayhan Kavas gibi Türk tiyatrosunun mihenk taşları ile hem unutulmaz oyunlar sahneledi, hem de Türkiye için büyük bir tiyatro okulu oldu. Enerjisi ile de dillere destandı. 2009’da “Kraliçe Lear” isimli oyunda her gece sahnede amuda kalktığında 81 yaşındaydı.

Yıldız Kenter bu ülkeye yaşamı boyunca hizmet etti, sanattan ödün vermedi, duruşunu hiç bozmadı. Yaşamını şu söz şu söz ile ifade etmek doğru olacaktır diye düşünüyorum: “Ben Türkiye’yim“.

Her gelen büyük kayıp, bu ülkenin bizim yeterince farkına varmadığımız potansiyelini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu kültür, Yıldız Kenter gibi nice evlatlar yetiştirmiş ve yetiştirmeye devam edecektir. Meğer ki geriye değil ileriye dönük özgür ve çağdaş bir bakış açısıyla hayatı yorumlayabilelim. Büyük ve efsanevi sanatçı Yıldız Kenter‘i saygı ile anıyor ve Türkiye‘nin başı sağolsun diyoruz. Önder Ege

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir