Van-Gogh

Van Gogh Sesleniyor: “Renk Sarhoşuyum”

Tuğçe Yerdelen

isimlik-tugceyerdelen

 

“Resmimi hayal ediyorum, sonra hayalimi boyuyorum” Vincent Van Gogh

“Loving Vincent” (Vincent’tan Sevgilerle) filmini ilk izlediğim zamanı hatırlıyorum. Renklerin ve fırça darbelerin içinde kaybolmuştum. Kendimi yağlı boya tablonun içindeki bir unsur gibi hissetmiştim. Geçenlerde TRT 2’de tesadüfen rastladım, ama şuna üzüldüm sonlarına yetişmiştim. Keşke en başında yakalasaydım. Kimileri daha önceden izlediği bir filmi tekrar izlemek istemez, hatta gözlerinin devirerek cevap verir: “film bir kez” izlenir der, kimileri ise aynı filmi tekrar tekrar oturur izler. Hatta 2-3 kez sinemaya gider, beyaz perde de izler. Bir filmi beğenmişseniz onu bir kez daha izlediğiniz de başka duygular hissedersiniz, dikkatiniz daha farklı olur. Bence bir filmi beğenmenin göstergesi onu en az 1 kere daha izlemektir. Tıpkı sinema tarihinin kültlerinden birisi olan “Baba” serisi gibi, filmi her izlediğinde başka bir unsur yakalıyorsun. En beğendiğiniz bir romanı düşünün, en beğendiğiniz bir tabloyu, en beğendiğiniz bir şiiri yahut en beğendiğiniz şarkıyı tekrar tekrar dinlemek istemez misiniz? O eser sizi çağırır, eğer sizi çağırıyorsa, ruhunuzu yakalamıştır. Bir eseri bir kere okuyup rafa kaldırıyorsak, eserin ömrü o kadardır. Benim için başarı ölçüsü ne alınan ödüller ne de halkın takdiri kazanmasıdır. Benim için başarı, esere koşa koşa gidilmesi ve her gidildiğinde de farklı bir açı yakalanmasıdır.

Sinema eleştirmeni Alin Taçıyan’da “Loving Vincent”i yorumlarken, fırça darbelerinin güzelliğinden ve yağlı boyaların yarattığı hissetten bahsediyor. Ben de Taşçıyan’a katılıyorum. Sanki bir açıdan da animasyon gibi. Tekniğin dışında, senaryosu ve karakterleri de çok güzel işlenmiş. “Loving Vincent” tekrar tekrar izlenecek filmlerden birisi, özellikle resme meraklıysanız. Fondaki müziklerde cabası. Sanat denilen kavramın yaşam bulmuş hali, bu film.

Bir ressam hayal edin ki, 800’e aşkın resim yapmış olsun. Ve yaptığı resimlerden ise sadece bir tanesi satılsın, çok trajik. Van Gogh’un tek satılan eseri, “Patates Yiyenler.” Oysa, etrafında ne varsa onu çizmiş Van Gogh, ışık ve rengin peşinden koşmuş. Hatta o kadar renklerin içinde olmuş ki, renk sarhoşu tanımını bile almış. Tabi Van Gogh, ne yazık ki yaşadığı dönem de anlaşılmamış. Düşünsenize saat 08.00’den akşam 17.00’e kadar resim yapıyorsunuz ve resimleriniz beğenmiyor. Ama yılmadan devam ediyorsunuz. Van Gogh’da iyi ki devam etmiş, devam etmese tüm dünya Vincent Van Gogh’tan mahrum kalacaktı. Öyle ki, yaşamın her alanında Van Gogh dokunmuş insanlara. Filmlerin, dizilerin bir köşesinde “Yıldızlı Gece”, “Buğday Tarlası ve Kargalar”, “Ay Çiçekleri” gibi tablolarının ilişmesini sağlamış. Resimlerine “berbat” denmesine rağmen, fırçalarla ve boyalarla resme devam eden Van Gogh’u gelin yakından tanıyalım: Vincent Willem Van Gogh, 30 Mart 1853’te Hollanda’nın Groot Zundert kasabasında doğdu. Bölge papazı Theodorus Van Gogh ile Anna Cornelia’nın altı çocuğundan ilkiydi. Vincent, doğumundan bir yıl önce ölü doğan kardeşinin adını almıştı. Bundan dolayı bütün çocukluğu boyunca yitirilmiş durumdaki başka birinin yerini dolduruyormuş duygusuna kapılmıştı. Okuma çağına gelince Groot Zundert köy okuluna, sonra da Zevenbergen’de yatılı okula yazıldı. Ortaokul için yatılı olarak Tilburg’a geçti. 1868’de eğitimini yarıda bırakarak Groot Zundert’e geri döndü. 1869’da amcası Cent aracılığıyla Paris merkezli sanat simsarı Goupil şirketinin Lahey’deki şubesinde çalışmaya başladı. Burada sanat yapıtlarının reprodüksiyonlarını satıyor, boş zamanlarında şehrin müzelerini geziyordu. 1873’te şirketin Brüksel ve Londra galerilerine gönderildi. Londra’da bir yıl çalışarak ilk çizimlerini yaptı.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir