Işık

Sezgisel akıl

Gazanfer Eryüksel
Gazanfer-Eryüksel-İsimlik
I

Yürüyüp geçerken bir vakti, hissedip de ifade edemediklerimizi bize söyleyendir sanat. Birinci boyut. Bir de bakıp göremediklerimizi, görsek de önemsemediğimiz şeyleri bize söyleyendir sanat. İkinci boyut. Gelelim üçüncü boyuta. “Bende bir ben vardır benden içeru” der ya Yunus Emre. İşte o benle yüzleştirmeye çalışır bizi, iç bende açımlanan ve giderek genişleyen kâinatı. Birbirinin içinden geçerken paraleller çizen vakitleri, sonsuzda buluşan. 

Nilüfer Açılan Yıldız‘ın iki romanı, İstasyon ve Kuantik Yaşam, böylesi metinlerdir işte. Yeni çalıştığı Hologram Yaşam adlı romanını nasıl merakla beklediğimi söylememe gerek var mı? 

Meraklısı için soru: Bu romanları bir Türk yazacağına örneğin bir Yahudi yazsaydı kaç dile çevrilirdi acaba? 

II

Düşündüğünü sanmakla”, “düşünmek” birbiriyle hiç örtüşmeyen iki kavramdır. Düşündüğünü sananlar ona ezberletilen kalıplarla olguları ve şeyleri teraziye koyanlardır. Düşünenler ise ona dayatılan, ezberletilen kalıpları kırıp çerçevenin dışına çıkarak olguları ve şeyleri okuyanlardır. 

Bu bağlamda düş-düşün sarkacında özgün okumalar ve söylemler oluşturmak şüphesiz şiirin, has şiirin ama hasletidir. 

Uzun çarşı bir tümceydi 

Düş verip de harf aldığımız 

Kırılganlığında ışığın 

Renklerce 

III

Sezgisel akıl bir hediyedir” der Albert Einstein, “Rasyonel akıl ise sadece bir köle. Bizler köleyi onurlandıran ve hediyeyi unutan bir toplum yarattık.” 

IV 

Bilgi, donanım, açı zenginliği sanatçı için de okur ve eleştirmen için de aynadaki kör noktadan çıkabilmenin anahtarıdır. 

Çözümleme olgusu, sanatçının metni kurgulamasıyla başlayan, okur ve eleştirmenin çözümlemeleriyle genişleyen bir boyuttur. 

Edinilen bilgi bir donanımdır ki buna genetik aktarınla gelenler de dâhildir. Hayatın akışında şeyleri ifade ederken bilgi, sürecin diyalektiğiyle mukayese edilerek zenginleştirilmediği sürece durağan bir kalıptır. Bilgi hayat ilişkisinde iki kere iki her zaman dört etmeyebilir. Düşündüğünü sanmakla düşünmenin örtüşmediğini söylemiştim değil mi? 

Sözden yazıya düş-düşün salınımındaki hissiyat, harf imleriyle dışa vurulmuş olur. Bu anlatımda sözcüklerin gündelik yaşamdaki anlam boyutlarıyla metnin kurgusundaki ifade boyutu arasındaki çelişme dili daha bir zenginleştirecektir şüphesiz. 

Dışavurumda neyin nasıl dendiğiyle, okurun neyi nasıl okuduğu ise metni bir kez daha zenginleştirecektir. Okurun metni yeniden üretmesi. Suya düşen taşın yolculuğu… 

VI 

Yazı/metin, bir çağrışımdan bir çağrışıma suda taş sektiren çocuğun keyfiyle gezdirdiğinde kanatlandığınızı hissedersiniz. “Sezgisel akıl” demişti ya A. Einstein işte.

Gazanfer Eryüksel 

Etiketler

Bir Yanıt Yazın