Sezer-Tansuğ

SEZER TANSUĞ ÜZERİNE

Görsel Sanatlar

Son dönem Türk resim sanatının en önemli yazarlarından, eleştirmenlerinden biri olan Sezer Tansuğ’u 23 yıl önce, 1998’de, bugün kaybetmiştik.

Kıvrak kalemi, sanatı ifade etme derinliği ile özellikle resim sanatının marketle buluştuğu 1985 yılı sonrasında öne çıkmış, önemli bir yazardı. Onun, 1996 yılında Kare Sanat Galerisi’nde açmış olduğum Göktaşları sergimin kataloğuna yazmış olduğu metin benim için çok büyük değer taşıyan metinlerden biri oldu hep.

Avrupa sanatının hegomanyasına kapılmış ve ‘trend sanat’ peşinde olan sanatçılara tepki duymuş, Türk-İslam temelli, sanatın değerine dikkat çekmiş, bize ait sanatın tanımlarını yine bize ait kaynaklardan yola çıkarak açıklamaya çalışmıştı.

Bu konuda iddialı yazıları ve projeleri vardı. 66 Kare ismini taşıyan ve 66 sanatçının hazırladığı projenin küratörlüğünü yapmıştı aynı zamanda. Daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bastırılan kataloğun metninde Tansuğ; 66 Karelik diziyle asıl gayesinin son yıllarda daha çok Batı‘ya programlanmış medya ortamının unutturmayı ve küçümsetmeyi başardığı “geleneksel kültürümüze” yeniden ilgi ve sevgi uyandırmak olduğunu söylüyordu.

Farklı, kendi kullandığı kelimeyle ‘derruni’ bir dünyası vardı. Karşıt üzerinden alternatifi arayan düşüncelerinden asla vazgeçmeyen, bildiğini büyük bir cesaret ve sorumlulukla yazan  bir yazardı. Zaman geçtikçe, bugün markete tamamen yenilmiş, sanatı etkileyebilme yetisini yitirmiş sanat eleştirisi alanının halini  görünce, onun değerini daha da iyi anlıyorum. O sanat eleştirmenliği alanında kendi Hipokrat yeminine bağlı kalmış ender bir kişilikti. Bugün kapalı kapılar arkasında sanat üzerine eleştiriler bir dedikodu kalitesizliğiyle yapılırken, sanat ortamlarındaki  ‘otorite’lerle karşı karşıya gelmemek için eleştiri hakkını ‘susarak’ kullanan yazarlardan değildi. Onun farklı fikirleri, o zamanlar dizginlenemez ‘batı’ trendlerini kendine rehber edinen dönemin ağır sanat adamları tarafından büyük bir tepkiye neden olmuştu. O bildiği yoldan dönmedi. Batı sanatının temel kavramları üzerinden tüm dünya sanat tarihini değerlendirme sistemini oluşturan Henrich Wofflin uyarlamalı değerlendirmelerine yazılarında sistematik bir karşılık vererek, hep  karşı çıktı. 1961 yılında yayınlanmış olan sayfası az ama etkisi çok büyük olan ‘Şenlikname Düzeni’ kitabında,   İslam Sanatına, coğrafyaya dayalı kültürel kimlik arayışı doğrultusundaki değerlendirmelerini, sonraki dönemde yazıya dökeceği sanata olan yaklaşımının tüm ipuçlarını görürüz.

Türk Sanatı’nın kaynaklarına yönelimini, tespitleri konusunda zaman zaman çatışmış olsa da hocası Mazhar Şevket İpşiroğlu’nun onu bu alanda araştırmaya teşvik etmiş olmasına borçludur. Batı sanatı hegemonyasının,  bizim sanatımız ve sanatçılarımız üzerindeki olumsuz etkilerini  vurgulamak adına Sarkis üzerine yazdığı yazı, sanki kendi sınırlarına girilmiş olduğunu düşünen Batı’nın değerlerini Batı’dan daha fazla savunan bir grup aydının(!) orantısız  tepkisi ile karşılaştı. O tepki, onun neredeyse sanat ortamından linç edilmesine, ortamdan tecrit edilmesine kadar sürdürüldü.  O da kendisine sahip çıkılmasını beklediği , umut bağladığı entelektüel, aydın kesime, sanat ortamına  küsmüştü. Bu duruma rağmen düşüncelerinden hiçbir zaman bir taviz vermedi. İnandığı doğrultuda, bize ait sanatın inşası üzerine düşüncelerini yazmayı sürdürdü.

Sezer Tansuğ, gençliğinde resim çalışmaları yapmış, resim ve  ikon restorasyonu ile ilgilenmiş, çok yönlü, renkli bir kişiydi. Ressamlar üzerine yazdığı tanıtım yazılarının satır aralarında  kendi anlayışını, sanat bakışını görürüz. Tüm külliyatı incelendiğinde Sezer Tansuğ’un sanat bakışını çok açık olarak görebilir ne denli büyük bir değeri kaybettiğimizin bir kez daha farkına varırız.

Son yıllarında yakalandığı amansız hastalığında o zaman UPSD yönetim kurulu olarak onu ziyaret etmiştik.  17 Mart 1998’de onu kaybettik.

Ruhu şadolsun.

Ahmet Özel

Etiketler

Bir Yanıt Yazın