Oğuz Alpözen

Oğuz Alpözen’e, Merhaba!

Abdullah Gürgün

“1960’ların sonlarında Bodrum Kalesi içinde yer alan müzede çalışırken, zaman zaman Halikarnas Balıkçısı Üstat Cevat Şakir Kabaağaçlı, Müze Müdürü Haluk Elbe’yi ziyarete gelirdi. Seksenine merdiven dayamış Balıkçı, kalenin merdivenlerini sert adımlarıyla çınlatır, yaşından umulmadık bir çeviklikle yürürdü. İç kaleye girdiğindeki “MERHABA”sı kale duvarlarında yankılanırdı. “MERHABA sözcüğünün ortası boştur. Onu doldurmak bize düşer” derdi.

Bu sözler Bodrum Kalesi Beylerbeyi, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Emekli Müdürü Dr. hc. T. Oğuz Alpözen’e ait. Halikarnas Balıkçısı’nın 40. Ölüm yıldönümünde okunmuş.

“MERHABA”nın benim yaşamımda önemli bir yeri vardır.

MERHABA’nın ortasını doldurmak için yıllarca uğraştık. İsveç Devlet Radyosu’nun Türkçe yayınlarının adı “MERHABA” idi. Sinyatür müziğinden sonra “MERHABA!” sözcüğü gelir ardından programa başlardık. Programı sunma sırası bende ise “Burası İsveç Merkez Radyosu Türkçe Yayınlar Bölümü MERHABA, ben Abdullah Gürgün” der programa başlardım. Program bitişinde de “MERHABA” programını sunduğumuzu söyler, veda ederdim. O iki MERHABA arasını en güzel ve zengin bir şekilde doldurmak için elimizden geleni yapardık. Başlama ve bitirme “MERHABA”ları arasını nasıl doldurduğumuza dinleyici karar verirdi. Övülürse mutlu olur, yerilirse üzülürdük. Savsaklayan, baştan savma şeylerle dolduran, sol elinin serçe parmağıyla durumu idare eden arkadaşlarımıza kızardık. Yayının son saniyesine dek gelişmeleri izleyip sunmaya çalışan arkadaşlarımızı kutlayarak onu onurlandırmaya çalışırdık.

Benim açımdan, uzun zamandır MERHABA’ların arası güzel dolmuyordu. Oğuz Bey ile tanıştığım an yeniden anlamlı MERHABA’lar arası sohbetler, söyleşiler başladı.

Oğuz Bey telefonu açtığında “Alo!” demiyor… “Buyrun” demiyor. Ya da ismini söylemiyor; “MERHABA!” diyor. Çok hoşuma gitti. Alışabilirsem ben de öyle yapmaya çalışacağım. Telefonda konuşmayı zaten hiç sevmem ama en azından “MERHABA” ile başladığım konuşmayı dolu dolu sürdürebilmek istiyorum…

Oğuz AlpözenOğuz Bey ile evinde buluştuk. Bodrum’da başka bir benzerini bulamayacağınız bir ev yapmış kendisine. Karyalılardan bugüne hiç değişmeden kalan tek yapı sanırsınız. Her şeyiyle kendi yarattığı bir eser. Daha kapıdan girer girmez “MERHABA”yı bile beklemeden, “Burası Oğuz Alpözen Müzesi olmalı” dedim… Biraz dertli ve hüzünlü baktı… Kültür Mirası olarak tescil ettirmek istemiş, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan üç yıldır yanıt bile gelmemiş. Gelecek nesillerin bu binayı satacaklarını düşündüm. İçim eridi… Var olanlar yıkılıyor, satılıyor; 1978 – 2005 arası tam 27 yıl Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü yapan bir tarih, bilim, sanat, kültür insanının tüm bilgi ve yaratıcılığını ortaya koyarak yaptığı eser korunmaya alınmıyor.

Üçüncü vatanım İsveç’te [İkincisi Avusturya]olsa hemen gelirler “Kültür Evi” damgasını basarlar, ev ve Alpözenler hakkında bilgi içeren bronz bir tabela çakarlar. Sonra da eğer Alpözenler isterlerse binayı müzeye çevirirler. Nerede bizde o kadirşinaslık?!. Nerede kültür insanlarımıza değer vermek?!. Kıymet bilmek?!.

Oğuz Bey’in Bodrum ve Bodrumlular açısından önemi çok büyük. “Bodrum hakkında Halikarnas Balıkçısı’ndan sonra en fazla kitap yazan kişiyim” diyor. Bence yanlış. Evet, Balıkçı Bodrum’un sembolü olmuş, Bodrum için çok şey yapmış, çok kitap yazmış ama Bodrum hakkında en fazla kitap yazan bence Oğuz Alpözen. Bodrum ve Bodrum kalesi hakkında çok sayıda kitabı var. Ama artık piyasada bunları bulmak mümkün değil. Ben ne yazık ki, internette bile bulamadım. Hepsinin e-kitap olarak yeniden yayınlanması gerektiği ortada. Anılarını “Eski Testi Doktorunun Anıları” isimli eserinde toplamış ve eşi adına, “Köylü Kızıma” diye sunmuş. Eşi Gülşen Hanım Bodrum’un yerlilerinden. “Kadın insanı vezir de eder rezil de” derler ya; gördüğüm kadarıyla Oğuz Bey’i; “beylerbeyi” mi desem “uçbeyi” mi, yapan bence, Gülşen Hanım. Oğuz Beyin eli kolu, hatta gözü kulağı… Oğuz Bey anlattıkça aklına bir kitap, belge, broşür geliyor. “Gülşen, filan kitap nerde?, Gülşen falan yazı neredeydi?” Gülşen Hanım da hemen buluveriyor. Bulmakla kalmıyor, bir de Oğuz Beyin okunmasını istediği yerleri bir tiyatrocu, sunucu ustalığıyla vurgulaya vurgulaya okuyor. Bu arada Oğuz Bey de beni ve eşim Süreyya Hanım’ı inceliyor, beğenip beğenmediğimizi, tepkilerimizi kontrol ediyor. Zaman zaman ben de onu inceledim. Bir ara Halikarnas Balıkçısı’na benzettim sonra Alfred Hitchcock’a; daha sonra her ikisine birden… Sesi de Yaşar Kemal’inki gibi heybetli.

Alpözen çifti aklıma Yaşar Kemal ile eşi Thilda Hanım’ı getirdi. Onlar da öyleydi. Gülşen Hanım da Thilda Hanım gibi zarif ve sevgi dolu. Thilda Hanım da Yaşar Kemal’in herşeyiydi. Yaşar Kemal’in kalın sesli MERHABA’sı Oğuz Alpözen’inki ile aynı tonda ve haşmetliydi. Bir de meşhur “MERHABA” şiiri vardır. Zülfü Livaneli konserlerinde ilk şarkı olarak okumaya bayılır onu. Alta ekleyeyim o şiiri ve şarkıyı… Bir de Aşık Kul Yetimi’nin MERHABA’sı var ünlü… Onu da Ruhi Su’dan dinlemelisiniz… Onu da ekleyelim…

Alpözenlerde dört saat oturmuşuz. Nasıl geçti zaman anlamadım. Tadımlık saydım…

Asıl konumuz Bodrum Kalesi’nin, Sualtı Müzesi’nin ne hale getirildiği idi. “27 yıllık çalışmalarımızı yok ettiler” diyor, için için ağlıyordu. Biraz da ben “ah, vah, ne yazık” diye üstüne gitsem belki hüngür hüngür ağlayacaktı. Bir yıkıntı halindeki kaleyi yıllarca emek verip aşkla, bilgiyle, deneyimle en güzel sualtı müzesi durumuna getirmiş. Yalnız kendisinin emekleri mi vardı orada? Pekçok insan, arkeologlar, tarihçiler, sanatçılar, Bodrumlular, Halikarnas Balıkçısı emek vermiş oraya… Sonra hangi akla hizmetse o dünya güzeli müzeyi bozmuşlar… Dünyanın parasını harcayıp dünyanın en güzel sualtı müzesini “aslına uydurmak(!)” bahanesiyle bambaşka bir şekle sokmuşlar. Nasıl bir restorasyon anlayışıdır, anlaşılmaz… Yoksa birilerini zengin etmek için mi kurulu sergiler, bahçeler yok edildi? Bambaşka bir kılığa sokuldu? Soru çok… Bir yazıda kesinlikle anlatılamaz…

Oğuz Bey Müze’nin başına gelenleri “Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin Sonu” ve “Bodrum Kalesi’nde Olanları Bilin İstedim” isimli kitaplarında ayrıntılı olarak anlatıyor. Keşke tüm gazetelerde yazı dizisi olarak yayınlansa…

Keşke tüm duyarlı insanlar okusalar, bir araya gelseler, birbirleriyle MERHABAlaşıp, “Ne olacak bu Bodrum Sualtı Müzesi’nin hali?” deseler…

Oğuz Beyin anlattıklarını aktarmayı sürdüreceğiz.

İyi kalın

MERHABA

Dünyanın ucunda bir gül açılmış
Efil efil esen yele merhaba
Karanlığın sonu bir ulu şafak

Sarp kayadan geçen yola merhaba

Gün be gün yüreğim ulu yalımda
Engel tuzak kurmuş bekler yolumda
Zulümlerde işkencede ölümde
Bükülmeyen güce kola merhaba

Acıda kahırda çekmiş geliyor
Güneşten boşanmış kopmuş geliyor
Bir ışık selidir sökmüş geliyor
Nazım usta coşkun sele merhaba

Alınacak Anadolu’nun öcü
Yerde kalmıyacak çekilen acı
Açıldı geliyor şafağın ucu
Şu doğdu doğacak güne merhaba

Selam olsun dört bir yana merhaba
Akan kana düşen cana merhaba
Hesap sorulacak güne merhaba
Türküler söyleyen dile merhaba
Yaşar Kemal

 

MERHABA

Senede bir görmediğim
Dostlar merhaba merhaba
Deste deste dermediğim
Güller merhaba merhaba
Canlar merhaba merhaba
Dostlar merhaba merhaba

Umutlarım oldu yalan
Pınar değil engin talan
Başın taştan taşa çalan
Seller merhaba merhaba
Canlar merhaba merhaba
Dostlar merhaba merhaba

Yetimi’yem belim büken
Ne gül kaldı ne de diken
Bülbülü sineye çeken
Dallar merhaba merhaba
Canlar merhaba merhaba
Dostlar merhaba merhaba
Aşık Kul Yetimi

ABDULLAH GÜRGÜN

Etiketler

1 thought on “Oğuz Alpözen’e, Merhaba!

Bir Yanıt Yazın