Galina

NAZIM HİKMET, DR. GALİNA VE ŞEYTAN

Dursun Özden

isimlik-Dursun-Ozden

 

Ocak ve Şubat ayları, kazma kürek yaktıran zemheri mevsiminin ve kara kışın ayazına aldırmadan yaşama başkaldırışın cemrenin düşmesi ve ilk baharında müjdecidir… Bu bağlamda, 15 Ocak 1902 Nazım Hikmet’in doğum günü ve 17 Şubat 2014 ise; sevgilisine kavuşan Galina’nın ölüm günüdür. Onlar; aşklar, ayrılıklar, hasretler ve zor yılların vatansever ve komünist şairi Nazım Hikmet’i 4 kez ölümden kurtaran sevgilisi ve doktoru olan Galina’nın 97. yaş gününde, Nazım’ına kavuştuğu, sonsuz ve zamansız yolculuğa çıktığı gündür…

Nazim-hikmetBu yazı, Dr. Galina ve Nazım’ın yakın yoldaşlarıyla yaptığım özel röportajlardan kaynaklı olup, Türkçenin ödünsüz savunucusu, komünist büyük Türk Şairi Nazım Hikmet ve Galina’nın bilinmeyen yönlerinden söz edeceğim…

Yayımlanan ilk şiirleri ve birincilik ödülü

Nâzım bu dönemde şair çevreleri tarafından yavaş yavaş bilinip sevilen, ‘’genç şair’’ olarak bilinen bir isimdir. 1920 senesinde ‘’Alemdar’’ gazetesinin açtığı bir yarışmaya katılır ve seçici kurulda önemli isimlerin olduğu bu yarışmayı birincilikle kazanır. Faruk Nafiz, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon şairden övgüyle söz etmeye başlar. Bu devreyle ilgili aktardıklarından: ‘’17 yaşımda galiba ilk şiirim basıldı. Yani «Serviliklerde», yani mezarlıklarda ağlayan hayatında sevmiş ölüler üstüneydi. Yahya Kemal düzeltmişti birçok yerini. Sonra kızlara tutuldum, şiir yazdım.’’

Genç Şairden Milli Mücadele’ye destek

Kızlara tutulup yazdığı aşk şiirleri kısa sürer, çünkü memleketi Batı’nın ‘’Hasta adam’’ olarak addettiği Osmanlı’da önemli hadiseler cereyan eder. İstanbul işgal altındadır ve Nâzım da memleketini çok seven biri olarak Atatürk’ün önderliğindeki Milli Mücadele’ye katılmayı ister. 1 Ocak 1921’de Mustafa Kemal’e silah ve cephane kaçıran gizli bir örgüt sayesinde Faruk Nafiz, Yusuf Ziya ve çocukluk arkadaşı Vâlâ Nureddin ile beraber Sirkeci’den kalkan Yeni Dünya vapuruna biner. Amaçları Ankara’ya geçmek ve mücadelenin neferleri olmaktır. İnebolu’ya vardıklarında birkaç günlük bekleyişin ardından Ankara yalnızca Nâzımla Vâlâ Nureddin’e izin verir. İnebolu’dayken Almanya’dan tıpkı kendileri gibi gelen genç öğrencilerle tanışırlar. Nâzım’ın sosyalizm fikriyle tanıştığı ilk zamanlar da bu döneme rastlar, çünkü Almanya’dan gelen bu öğrenciler Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olarak Sovyetler Birliği’ni, sosyalizmi anlatırlar. Nâzım öğrencilerin anlattıklarından son derece etkilenir, çünkü o, memleketindeki yoksulluğun bitmesini can-ı gönülden isteyen insanlardan biridir. Ve Ankara’ya giden genç şairler, Kemal Atatürk ile görüşürler…

2. Kez Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gelen ve orada yaptığı uzun bir konuşmasında; “Ben bu yoldan 30 yıl önce de geçtim…” diyen Nazım Nazım HikmetHikmet’in 1922-1928 yılları arasında Sovyetler Birliği’nde bulunduğunu ve bu sırada, Lenin döneminde-Sosyalist üretim ilişkilerinin imrenecek düzeyde olduğunu, ama Stalin döneminde-1952’de yeniden gittiği Moskova’da sistemin bozulduğunu ve özellikle Rusça dışındaki dillere ve etnik kültürlere yapılan baskı ve asimilasyonlar karşısında, Nazım’ın iyice morali bozulmuştur. Sistemin olumsuz uygulamalarını eleştiren aydınlara, yazarlara ve sanatçılara baskıların arttığına tanık olması, uğruna 15 yıl hapis yattığı bu sistemin yöneticileri tarafından kendisinin baskı ve kirli uygulamalarla karşılaşması, komünist şairi yıkıma uğratmıştır. Hatta, intihara bile teşebbüs etmiştir. Beş kez kalp krizi geçirmesine neden olmuştur.

1953’de KGB baskılarından kaçmak ve Kazan’da, Tatar Türklerine baskı yapan Korkunç İvan’ı anlatan ve 1957’de İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu adlı oyununun Moskova’da yasaklanması üzerine Sovyet Yazarlar Birliği Başkanı Konstantin Simonov’un da desteğiyle Nazım Hikmet; 10 bin kilometrelik Sibirya’da tren yolculuğuna çıktığını öğrendim. Bu yolculuk sırasında, özellikle Türk Dili konuşan kent, kasaba ve köylerde mola verdiğini de tespit ettim. Ve Nazım, bu uzun yolculuk sonunda Sibirya’daki Türk yurtlarından, inanılmaz boyutta mutlu döndüğünü Dr. Galina’dan öğrendim. “Kuvayı Milliye Destanı” yazarı yurtsever ve halkçı Büyük Türk Şairi Nazım Hikmet, bu uzun Sibirya yolculuğunun ardından şu söylemde bulunması beni oldukça etkiledi: “Türk masalları, efsaneleri, destanları, dansları, türküleri ve folkloru benim esin kaynağımdır. Türk sözcüğünü; ırkçı, kafatasçı ve şöven bir kalıp içinde tanımlamak yerine, kökü tarihin  

   binlerce yıllık zengin mirasından gelen Türk Kültürü ortak paydasında açıklanmalıdır…” 

Tam 50 yıl sonra ben de, Nazım’ın yolunu izledim. Onun gittiği yerlere gitmeye karar verdim. Ve yollara koyuldum. İstanbul’dan uçakla St. Petersburg’a gittim. Atlas Okyanusu kıyısında bulunan ve eski adı Leningrad olan St. Petersburg’tan başlayıp, tüm Sibirya’yı boydan boya geçtim. Bu yolda konakladığım başlıca yerler şunlar: St. Petersburg, Moskova, N. Novgrod, Kazan-İdil Bulgar Türk Köyü, İshevsk, Votkinsk (Dr. Galina’nın kasabası), Perm, Yekaterinburg, Omsk, Novasibirsk, Kızıl, Irkutsk, Khabarovsk’dan sonra Pasifik Okyanusu kıyısında bulunan Vladivostok’da son buldu. Tren kompartmanlarının kapısı olmayan bölümünde yatarken, yol arkadaşlarınızla (yoldaşlarla) yemeklerde ve tüm yolculuk anında sevgi yüklü, candan, konuksever ve paylaşma kültürü olan Türkler başta olmak üzere, tüm Sibirya insanlarıyla Türkçe konuşarak yapılan yolculuk daha bir zevkli oluyor ve zamanın nasıl akıp gittiğinin farkında bile olmuyorsunuz. Sibirya’da, dünyanın en verimli toprakları ve ormanlık alanları içinden akıp giden elektrikli hızlı trenle sıkılmadan yol almak için, votka içmeyi (dışarıda -40 derece soğuğa karşı, +40 derece votka içerek bedeninizi dengeleyin) ve azığınızı yoldaşlarınızla paylaşmayı unutmayın. Çünkü yoldaşlarınız her şeylerini, her zaman sizinle paylaşmaya hazırlar… Hatta, evlerine bile konuk olabilirsiz…

Transit Sibirya Treni ile Nazım’ın gittiği yolu izledim ve onun mola verdiği yerlerde konakladım. 21 günde, 10 bin kilometrelik maceralı, yorucu ve bir o kadar da keyifli bir tren yolculuğu yaptım. Molalarla birlikte üç hafta süren bu yolculukta en ilginç yerler, hiç kuşkusuz Türk yurtları oldu. Özellikle Tataristan, Başkortostan, Altay, Hakas, Tuva ve Buryat Özerk Cumhuriyetlerinde yaşayan Şaman inancı ve öteki Türk kültürleri, oldukça etkileyiciydi. Baykal Gölü ve çevresi ise, dünyanın en zengin hayvan ve bitki örneklerine sahip. Bir de buna insan ve doğa manzarasını eklersek, Sibirya mutlak görülmesi gerekli yerlerin başında geldiğini söylemek, hiç de abartı olmayacaktır. Tarım, sanayi, tarih ve doğal zenginlikler, Sibirya’yı yaşanılır yapıyor. Bir de, nüfus artsa ne güzel olur… Asya coğrafyasında yer alan komşu ülke Çin’de artan nüfus, stratejik sorun olurken; tüm Rusya Federasyonu topraklarında giderek azalan nüfus, ülkenin stratejik sorunu olmaktadır. Her halde Türkler, tüm Asya’da katalizör görevi yapabilirler. Avrasya Kültürü ortak paydasında…

Belki, şimdiye dek gittiğim 66 ülke içinde en güzel fotoğrafları budarda çektim. En bozulmamış doğa ve en doğal insan ilişkilerini burada yaşadım. Sevdim, sevildim. En leziz yemekleri ve içkileri burada tattım. Kızıl’daki bir akıl hastanenin bahçesinde deliler, doktorlarla birlikte, Şifacı Kutsal Şaman Ana’nın yaktığı sevi ateşinin etrafında döne döne, yan yana ve yana yana dans eder gibi zikir ettim. Tıpkı 50 yıl önce bu ata yurdunu gezen Nazım Hikmet gibi ben de; farkın farkına varıp, içsel bir yolculukta çemberin dışına çıktım. Türk Kültürünün izlerini sürdüm. Sevgiyi sebil eyleyip, sevide odaklandım, yeniden…

Büyük Vatan Şairi Nazım Hikmet’i biz genellikle komünist, çapkın, şair ve “vatan haini” yanlarıyla öğrendik. Türk diline ve kültürüne bağlılığını, tüm insanlığa ve Türk halkına olan sevgisini ve güvenini, ressam ve edebiyatın her dalında ürünler yazdığını, barışçı ve evrensel değerlere bağlılığını, emeğe odaklı hakçı ve ulusalcı yanını fazla bilmiyorduk. Benim bu çalışmamın ana amacı: Votkinsk’teki küçük evinde (Nazım Hikmet Müzesi) konuk olduğum yurtsever Nazım Hikmet’i yedi yıl süre içinde dört kez ölümden kurtaran ve bu gün 90 yaşında olan Nazım’ın sevgili doktoru Galina’nın anlattıklarından, bilinmeyen belgeler, mektuplar ve fotoğraflarından oluşan kaynakları yorum yapmadan siz sevgili okurlarla paylaşmaktır. Özellikle, (Nazım’ın kendi sesinden) 6 Aralık 1958’de Bakü Üniversitesi’nde yaptığı uzun konuşma ve 1961’de Budapeşte Radyosu’ndaki (Türk Edebiyatı, Orhan Veli, Sait Faik, Oktay Rıfat, Melih Cevdet ve Cahit Sıtkı Tarancı hakkındaki) konuşması, oldukça ilginç belgeler olduğu kanısındayım…

Nazım’ın şiir, oyun ve makale yazma tekniğinin yanı sıra; okurlarından ve dostlarından gelen çok özel mektuplar ve yorumlarda, bu kitap içinde yer alan özgün belgelerdir. Vasiyetnamesi ve kendi el yazısı şiirlerinin yanında; ilk kez okuyacağınız, bir Osmanlı Paşası torunu olan Nazım Hikmet’in eşlerinin de içinde yer aldığı Aile Soyağacı da, bu kitap içinde yer almaktadır. Bana; Nazım’ın ipek kravatını, kalem kutusunu, imzalı fotoğrafını ve bazı özel eşyalarını armağan eden sevgili Dr. Galina’nın konukseverliği ve hala Nazım’a tutkunluğu adına, Nazım için yazdığım bu iki kitabı ona aşkla sunuyorum.

NAZIM ŞİİRİNİN ESİN KAYNAĞI, AŞKLARI

“Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da,

Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte,

Yani yürekte…”

Diyor Nazım…

Siyasi hayatı bir yana, edebi kişiliğinin şekillenmesine sebep olan büyük aşkların Tahir’i… 20 Kasım 1901’de Selanik’te dünyaya geldi Nazım Hikmet. Ailesi 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye doğum tarihini nüfus kütüğüne 15 Ocak 1902 olarak işletti. Şiir hayatı, dedesi Nazım Bey’den etkilenmesiyle başladı. Yaşamı boyunca bir çok kadına aşık oldu, onlar için yazdı.

Nazım Hikmet hayatı boyunca 12 kadınla sevgili oldu. Bunlar: 1- Sabiha Hanım, 2- Azize Hanım, 3- Şükufe Nihal, 4- Nüket Hanım, 5- Yelena Yurçenko (Lena), 6- Piraye, 7- Semiha Berksoy, 8- Suat Derviş, 9- Cahit Uçuk, 10- Münevver Andaç, 11- Dr. Galina, 12- Vera Tulyakova…

İlk büyük aşkı Nüzhet’ti. O dönemde henüz 15 yaşında olan Nüzhet ile Tanin’de yazan gazeteci Muhittin Birgen sayesinde tanıştı. Nüzhet Kastamonu’dan Tiflis’e gittikten sonra da onun peşinden gitti. O sıralar Moskova Üniversitesi’nde okuyan Nazım Hikmet, kadınlar arasında popülerdi. Ama Nüzhet’in de oraya gelişiyle birlikte ilgisini tamamen Nüzhet’e yönelti. 1921 yılında evlendiler. Genç kadının İttihatçı olan yakın bir akrabası Nazım’ı politik görüşleri nedeniyle pek sevmiyordu. Nüzhet’e sürekli mektuplar yazıp evine geri dönmesini istiyordu. Nüzhet’in tek isteği ise sevdiği adamla huzurlu bir hayattı, ama olmadı.Sonunda ‘mavi gözlü deve’ ayak uyduramayıp Türkiye’ye geri döndü ve bir profesörle evlendi. Nazım ise Nüzhet’in ardından sadece şunları söyleyebildi:

”… O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
 yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruli hanımeli açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
Bahçesinde ebruli hanımeli açan ev.”

Nüzhet’in ardından Türkiye’ye döndü. Ama daha sonra yeniden Moskova’ya gitti. İkinci evliliğini METLA Tiyatrosu’nda tanıştığı Lena Yurçenko’yla yaptı.1928’de Türkiye’ye dönerken Lena’yı da getirmek istedi yanında ama vize alamadı.

Ardından Piraye

Nazım Hikmet’in en güzel aşk şiirlerini yazdığı, en uzun süre evli kaldığı kadındı Piraye. Nazım ile Piraye, genç kadın eşinden henüz boşandığı sırada tanıştılar. Nazım, Piraye’yi çok sevdi. Ancak evlilik yaşamlarının 13 yılı boyunca Nazım cezaevindeydi. Piraye, Nazım Hikmet’in hayatında çok önemli bir yere sahipti. Şairin ilham kaynağı, rehberi olmuştu. Nazım için çok iyi bir eleştirmendi. “Benden uzak, fakat yeryüzünün en akıllı ve en büyük kadınına yakın yaşadım. Beni adam eden, beni insan eden kadının tesiri yaratıcıdır.” demiştir Nazım eşine bir mektubunda. Piraye Nazım için o denli önemlidir ki, edebiyatımızın en önemli eserlerinden biri olan Memleketimden İnsan Manzaraları’nı eşi Piraye’ye ithaf etmiştir.

Nazım’ın Piraye’den sonraki eşi ise Münevver oldu. Aynı zamanda dayısının kızı ve ressam Nurullah Berk’in eşi olan Münevver’e aşık oldu. Münevver, kızı Renan’ı bırakmak istemediği için Nazım’ın aşkına karşılık vermeye çekindi. Nazım’ın afla cezaevinden çıkmasından sonra evlendiler. Nazım Hikmet’in tek çocuğu Mehmet Nazım, Münevver’den doğdu. Ancak şair, oğlu henüz 3 aylıkken yurt dışına kaçtı.

Çılgın Vera

Türkiye’den kaçtıktan sonra doktor Galina Grigoryevna Kolesnikova ile evlendi. Galina, Nazım’ın hem sevgilisi hem de doktoruydu. Nazım’ın hiç şiir yazmadığı tek kadındı Galina.Nazım’ın sağlık sorunları vardı.Doktoru heyecanı yasaklamıştı ancak onun heyecanlı bir hayatı tercih etmesine sebep olan çılgın bir kadına aşık oldu Nazım: Vera Tulyakova.

Galina bu aşka engel olamadı. Sebebini ise şöyle açıklamış:

“Nazım benimle birlikteyken son zamanlarda hiç şiir yazmaz olmuştu.Bana Vera’ya aşık olduğunu  söylediğinde sinirlendim ve ağladım.Ancak benim için önemli olan onun şiir yazmasıydı.Bu yüzden gözümün önünde yaşadıkları aşka karışmadım ve Nazım’ı ona bıraktım…”

Nazım Hikmet’in özgürlüğe yaptığı kaçış sonunda, pek de özgür olamadığı ve hasret dolu, çalkantılı aşk hayatı süresince; Nazım’a en sadık ve onun can dostu olan tek aşkı, hiç kuşkusuz Dr. Galina olmuştur…

Nazım’ın cenaze törenine aktılan Yılsız Sertel’in gözlemi şöyle idi:

“Galina ise mezarın başına dikilmiş, aşağı yukarı 8 yıl Nazım’a bakmış, ama hem doktoru hem sevgilisi olmuş, mezarı başında samimi gözyaşları döküyordu.

Münevver ise, taş kesilmişti. Yani 3 kadın vardı, Nâzım’ın mezarında.

Sonra Galina ile Münevver buluştular, o da şöyle oldu. Galina dedi ki; ‘ben Nâzım’ın vasiyetini kendi ellerimle Münevver’e vermek istiyorum.’

Ben, Galina ile Münevver’i tanıştırdım ve törenden sonra arabayla Münevver’in oteline gittik, orada Nâzım’ın vasiyetini Münevver’e verdi. Nâzım vasiyetinde mal varlığını, Nazım’ın tüm malvarlığı; Münevver’e, Mehmet’e ve TKP’ye bırakıyordu.

Çok büyük bir kayıptı o ve çok büyük bir acıydı.

Nâzım’ın kendi halkından uzak olması ve onlardan bir ses gelmemesi, yalnızlığı çok dokunuyordu bana…” 

Dr. Galina (Galya) Grigoryevna Kolesnikova kimdir?

Çok az kişinin bildiği Galina, 1953-1960 yılları rasında, Nazım Hikmet’i 4 kez ölümden kurtaran, doktoru ve sevgilisidir. Pek çok sevgilisi içinde, Nazım’ı en çok seven Galina’ydı.

12 sevdiği kadına şiirler yazmıştı fakat Galina için kalemini hiçbir zaman oynatmadı.” Bilgisi doğru değildir. Yaptığım araştırmalarda ve röportajlarda, Nazım’ın en çok sevdiği, değer verdiği, güvendiği ve onun için çokça şiir ve mektuplar yazdığını belgeledim.


Nazım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi sonrası kaldırıldığı hastanede Galina ile tanıştı. Galina tanışmalarını şöyle anlatmaktadır; “Koridorda birden karşıma güzel, çok yakışıklı zarif bir insan çıktı. Ona doğru yürüdüm ve “Siz Nazım Hikmet misiniz?” diye sordum. O da “evet sevgili dostum” diyerek elini omzuma koydu. “Lanet olsun, hastalandım” dedi.

Hastanede 3 aylık tedavisinden sonra Galina’nın evinde birlikte yaşamaya başladılar. Galina sadece doktoru ve sevgilisi olmadı, aynı zamanda mektuplarını yazdı, şiirlerini daktilo etti, onun tercümanı ve kameramanı oldu. Nazım’ın evinde arkadaşlarıyla, ünlü şairlerle, köpeğiyle oynarken, daktilosunun başındayken, hasta yatağındayken, yurt dışı gezilerindeyken kısaca her anını Galina kamera ile kayda almıştı.

Kamera’nın son görüntüleri bir sahil kenarında çekilmişti. Oraya 1958 yazında Nazım’ın ısrarıyla gitmişlerdi. Nazım gönlünü yeni kaptırdığı Vera’ya yakın olmak istiyordu. Vera’nın eşiyle beraber tatil yaptığı sahil kasabasına Galina’yla beraber gitmişti. Hep birlikte tatil yaptılar. Galina Nazım’ı Vera’ya fal bakarken, çakıl taşları atarken ve yan yana yürürken kayda almıştı. Daha sonra Nazım Hikmet kamerayı eline alıp, Galina ve Vera’yı yan yana çekmişti. Galina Nazım’daki değişiklikleri fark etmiş ve o zamanı şöyle anlatmaktaydı; “Şiir yazamaz olmuştu. Oyun yazıyordu, yazı yazıyordu ama benimle beraberken şiiri bırakmıştı. Ama Vera’ya aşık olunca, hemen şiir yazmaya başladı. Ben onu çok iyi anlıyordum. Onu çok sevmeme rağmen, sevdiği kadınla beraber olması gerektiğini anlıyordum. Öyle aşıktı, öyle güzel yazıyordu ki, bir kez bile kıskanmadım onu. Tekrar yazmaya başlamıştı. Önemli olan da buydu. ”

Galina Nazım’ı o kadar çok seviyordu ki, terk edildikten sonra “Bu trajediye çok zor dayandım. Sancılıydı. Kısaydı ama zordu. Her şey olabilirdi. Nazım’ın kalbi kötüydü. O haliyle Vera’yla kaçmıştı. Kaçtıkları yerdeki tanıdığım doktoru aradım. Nazım’a göz kulak olmasını istedim. Nazım’a arabasıyla, şoförünü gönderdim. Bol bol portakal yolladım. Bir de aldığım kazağı gönderdim” diyerek, terk edilmesine rağmen Nazım’ı ne kadar çok sevdiğini belli ediyordu.

Tıpkı

Nüzhet, Piraye, Münevver, Vera, Yelena Yurçenko gibi Nazım Hikmet’in sevdiği kadınlar arasında yer alan, onlardan farklı olarak pek bilinmeyen, ancak Nazım Hikmet’in 7 yıl birlikte olduğu eşidir Galina. Nazım Hikmet’in hayatında bu kadar uzun süre yer almasına rağmen, geri planda kalmasının sebebi Nazım Hikmet’in o sırada Türkiye’de başka bir kadınla evli olması ve Galya’nın fotoğraf çektirmek istememesi yahut Nazım Hikmet’in kendisi için şiir yazmamasını tembihlemesidir. Bilinmez.. Ama Nazım, Galina içinde şiir yazmıştır…

Yaşadıklarını “Nazım ile 7 Yıl” isimli bir kitapta toplayan Dr. Galina için, Nazım’ın yazdığı ayrılık mektubu şöyledir:

“canım, kızım, anam, yoldaşım, baçım memet’im, münevver’im, galyam! bunu yapıyorsam başka bir şey yapamadığım içindir. ve eğer ben senin yüreğinde ve kafanda her şeyden önce senin yoldaşın, arkadaşın, seninle ortak dertleri paylaşan ağabeyinsem, sen, kadınlık gururunu çiğneyen bu acı karşısında ayakta durabilir ve büyük dostluğumuzu çiğnemezsin. (…)
senden son bir ricam var: beni affet! yüz yüze konuşup konuşmamaya karar veremedim. (…) senden bir erkek olarak ayrılıyorum, ama bir dost olarak sen istesen de istemesen de yanındayım. (…) hiç kimseye kızma. kimse aklımı çelmedi. bir kez daha tekrarlıyorum, yapabileceğim başka bir şey yoktu. iki aylığına orta asya’ya gideceğim. iki ay sonra öfken yatışmış olur da beni görmek istersen gelirim. (…) dedikodular olacak, bu duruma sevinecek insanlar çıkacaktır. sana soru soran herkese “nazım benim yakın dostumdur ve öyle kalacak” de. biricik anam, bacım, memo’m, güllü hanım, adil giray, ölene kadar senin baban, yoldaşın, ağabeyin, dostun, en yakının olarak kalacağım. mübarek ellerinden öperim.
senin nazım hikmet…“

2. Dünya Savaşında, Faşizme karşı Vatan Savunması Cephesinde, doktor üsteğmen rütbesiyle, en ön saflarda savaşan yiğit bir Sovyet askeri olan Dr. Galina, hiç evlenmedi. Hayatı boyunca Nazım’ı sevdi. Türkiye ile tek bağlantısı olan Dursun Özden, Galina’nın 17 Şubat 2014’te “Beni Nazım çağırdı. Ben gidiyorum…” diyerek, Çaykovsky’nin de memleketi olan Votkinsk’de yaşama veda ettiğini bildirdi.

Nazım Hikmet, Galina için yazdığı ayrılık mektubu ise şöyleydi;

“canım, kızım, anam, yoldaşım, baçım memet’im, münevver’im, galyam! bunu yapıyorsam başka bir şey yapamadığım içindir. ve eğer ben senin yüreğinde ve kafanda her şeyden önce senin yoldaşın, arkadaşın, seninle ortak dertleri paylaşan ağabeyinsem, sen, kadınlık gururunu çiğneyen bu acı karşısında ayakta durabilir ve büyük dostluğumuzu çiğnemezsin. (…)
senden son bir ricam var: beni affet! yüzyüze konuşup konuşmamaya karar veremedim. (…) senden bir erkek olarak ayrılıyorum, ama bir dost olarak sen istesen de istemesen de yanındayım. (…) hiç kimseye kızma. kimse aklımı çelmedi. bir kez daha tekrarlıyorum, yapabileceğim başka bir şey yoktu. iki aylığına orta asya’ya gideceğim. iki ay sonra öfken yatışmış olur da beni görmek istersen gelirim. (…) dedikodular olacak, bu duruma sevinecek insanlar çıkacaktır. sana soru soran herkese “nazım benim yakın dostumdur ve öyle kalacak” de. biricik anam, bacım, memo’m, güllü hanım, adil giray, ölene kadar senin baban, yoldaşın, ağbeyin, dostun, en yakının olarak kalacağım. mübarek ellerinden öperim.
senin nazım hikmet…“

Nazım’ın Şeytan adında bir köpeği vardı, Votkinsky’de Galina’nın annesinin evinde oturuyorlardı. Galina ve annesi, şeytanın yapağını kırkar ve yıkayıp, eğirirlerdi, İpinden de Nazım için çorap, başlık ve eldiven örerlerdi. Nazım Çin dönüşü şeytanın suda boğularak öldüğünü öğrenince, çok üzüldü. Uzun süre suya dokunamadı. Onun için en güzel şiirini yazdı: “Şeytana Mersiye.” Galina bu güzel detayı ağlayarak anlattı bana. Ve limden tutup, Nazım ile birlikte oturdukları sedirin üzerine gittik. Sedirde Sivas kilimi seriliydi. Galina ban sarıldı ve “sende Nazım ve Anadolu kokusu var” diyerek ağladı. Ağlaştık… Sonra Nazım’ın mutfakta, çatal ve kaşık sesleriyle nasıl melodik şiir yazdığını anımsadı. Ve Nazım’ın ipek kıravatı, kalem kutusu ve bazı özel eşyalarını bana armağan etti. Ve Votkinsky’de yayınlanan BECTU Gazetesi yazarı sevgili Tataina Trikoba ile 97. yaş gününü kutladığımız boncuk gözlü sevgili Dr. Galina’ya veda edip ayrıldık…

Uzun bir tren yolculuğu ardından, Moskova’ya döndüm. Moskova’da bulunan Nazım Hikmet Kütüphanesi’ni ziyaret ettim. Kütüphane müdüresi sevgili Galina Sudyina ile Nazım hakkında uzun sohbetimiz oldu ve Nazım hakkında yazdığım iki kitabı imzaladım ve Nazım Hikmet Kütüphanesi’ne bağışladım. Ardından da Moskova Novodeviçi Mezarlığı’nda bulunan Nazım Hikmet’in “Karanlığa karşı yürüyen adam” anıt mezarını ziyaret ettim. Sonra; Kızıl Meydan, Moskova Opera binası, Marks Heykeli, Lenin kabri, 2. Dünya Savaşı Devrim Şehitleri Parkı, Moskova Tren istasyonu, Metrosu ve Moskova Irmağı üzerinde, Rusya-Türkiye İşadamları Derneği konukseverliğinde, tekne turu ile bu gezimi taçlandırdım…

15 Ocak 1902’de Selanik’te doğan Nazım Hikmet, 2 Haziran 1961’de Moskova’da öldüğünde, Moskova’da yapılan cenaze töreninde gözyaşlarına hakim olamayan Dr. Galina hiç evlenmedi. Hayatı boyunca Nazım’ı hep sevdi. Hatta, Moskova’daki mezarını bile hiç ziyaret etmedi. Çünkü, Galina’nın Nazım’ı hala onun gönlünde yaşıyordu… Dr. Galina’nın Türkiye ile tek bağlantısı olan Dursun Özden, Galina’nın 17 Şubat 2014’te “Beni Nazım çağırdı. Ben gidiyorum…” diyerek, Votkinsk’de yaşama veda ettiğini bildirdi… Bu anlamda, Ocak ve Şubat ayları, yaşamımda özel iz bırakan iki can dostumu anmak ve onlar hakkında bir şeyleri siz sevgili okurlarımla paylaşmak istedim, yeniden… Sağlık ve mutlulukla kalın, sevginizi sevil eyleyin…

Bu şiiri yazarken, Nazım’a ağlatan ve Şeytan için uzun süre yas tutan NAZIM HİKMET’in hayvan sevgisi çok özeldi…

Nazım Hikmet’ten “Şeytan’a Mersiye”

Nâzım Hikmet’in “Şeytan” adında, uzun bacaklı ve tazıya benzer çok sevdiği güzel bir köpeği vardı.

Nazım’ı 4 kez ölümden kurtaran sevgilisi Dr. Galina, Votkinsk’deki evinde bana Şeytan ile ilgili şunları anlattı:

“Bak sevgili Dursun, senin oturduğun şu Anadolu motifli kilim üstünde Nazım ile ben sevişirdik. Sonra da Nazım’ın köpeği Şeytan gelir aramıza uzanırdı… Şeytan’nın yapağılarını ben sıkça yıkardım…

Rusya çok soğuk olduğu için Nâzım’ın soğuktan korunması ve hastalanmaması gerekiyordu. Annem ve ben, Nâzım’ı çok seviyor ve onun yeniden hastalanmaması için, annem benden daha çok itina gösteriyordu. Şeytan’ın tüyünden Nâzım’a kalpak, çorap, eldiven ve fanila örüyorduk. Nâzım da Şeytan’ın tüyünden örülen bu giyecekleri severek giyiyordu. Hatta Nâzım, Şeytan’ın ölümüne dayanamadı, bir ay kendine ceza verdi, sokağa çıkmadı ve o süre içinde yıkanmadı bile… Ardından da ağlayarak 1956 yılında, “Şeytan’a Mersiye” adında bir de şiir yazdı.”

ŞEYTAN’A MERSİYE

“Köpeğimin adı Şeytan’dı

(dı)’lık adıyla ilgili değil,

Adına bir şey olmadı.

Adına benzemezdi de

Şeytanlar zalim olur,

Zalimler: yalancı ve kurnaz,

Ama zalimler akıllı olamaz.

Köpeğim akıllıydı.

Biraz da ben öldürdüm köpeğimi,

Bakmasını bilemedim.

Bakmasını bilemezsen

Ağaç bile dikme.

Elinde kuruyan ağaç

Dert olur insana.

Yüzmek suda öğrenilir, diyeceksin.

Doğru.

Boğulursan

Bir sen boğulursun ama.

Kaç sabahtır uyanıyorum,

Dinliyorum ortalığı,

Kapımı tırmalayan yok.

Ağlamak geliyor içimden,

Ağlayamadığım için utanıyorum.

İnsan gibiydi.

Hayvanların çoğu insan gibidir,

Hem de iyi insan gibi.

Kalın boynu kıldan inceydi dostluğun buyruğunda.

Hürriyeti, dişleriyle bacaklarındaydı,

Nezaketi, tüylü uzun kuyruğunda.

Göresim gelirdi birbirimizi.

En büyük işlerden konuşurdu:

Açlıktan, tokluktan, sevdalardan.

Ama bilmedi sıla hasretini.

Benim başımda o iş.

Şairi cennete koymuşlar

“Ah, memleketim!” demiş.

Öldü,

Bu dünyada nasıl ölünürse,

İnsan olsun, hayvan olsun, bitki olsun,

Döşekte, toprakta, havada, suda,

Ansızın, bekleyerek, uykuda,

Bu dünyada nasıl ölünürse,

Nasıl öleceksem,

Nasıl öleceksek…

Bu gün gölgede otuz sekiz.

Ormana bakıyorum balkondan,

Çamlar ince uzun yükseliyor kıpkırmızı,

Gökyüzü çelik mavisi.

Köpeklerin dili bir karış,

Göle gidiyorlar yıkanmaya.

Kıyıda bırakacaklar vücutlarının ağırlığını,

Balıkların bahtiyarlığını paylaşacaklar.”

Nazım Hikmet.

Galina, bana Şeytanla ilgili anılarını hüzünlü bir konuşmayla sürdürdü…

“Nâzım, Şeytan’a Mersiye şiiriyle birlikte, “Moskovalı Dostlara” adlı bir makaleyi de “Den Poeziya” Dergisi’ne göndermiş ve yayınlatmıştı…. “ (*)

(*) (Galina’nın Nazım’ı / Dursun Özden, Kaynak Yayınları, 2005, İstanbul)

“Bilinmeyen Yönleriyle Galina’nın Nazım’ı” ve “Karanlığa Karşı Yürüyen Adam Nazım Hikmet”Dursun Özden, Kategori Yayınları-2018).

www.dursunozden.com.tr

 
DURSUN ÖZDEN
Documentary Drector-Travel Writer-Poet
Adres: P. O. Box: 10 (34431)
Beyoglu-Istanbul-TURKEY
 
 
 
Etiketler

2 thoughts on “NAZIM HİKMET, DR. GALİNA VE ŞEYTAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir