Kitapçı

Kitapçılar bunu yaparsa…

Burçak Evren

Her bir şeye zam yapıldığı bir ortamda, basım/yayın dünyasının da bundan etkilenmeyeceği elbette ki düşünülemezdi. Nitekim de öyle oldu. Kağıda gelen zam, baskı ücretleri derken, yeni yayınlanan kitaplarla kimi dergilere gelen zamlar… Gelecekler de çabası…

Zaten okumuyorduk ki, bu zamlardan sonra da galiba hiç okumayacağız…” diye söze başlamanın bir anlamı yok. Okumayanın kitap alma gibi bir gereksinimi olmadığı için bir beis yok. Vay okuyanların haline… Zaten bu coğrafyada ne oluyorsa; ya yazanlara, ya da okuyanlara oluyor… Kitapların toplanıp depolarda, yazarlarıyla okurların ise malum yerlerde yok edilmeye çalışıldığı ender ülkelerden biriyiz.

Amacım basım ve yayım dünyasındaki bu zamları eleştirmek değil. Matbaalar da, yayımcılar da sonuna kadar haklı. Çünkü eski fiyatlarla buna dayanmak mümkün değil. Çoğu zaten güç durumda, zam yapmadan ayakta kalmaları mümkün değil. Giderek kitap yazmak, basmak ve de okumak bir lüks halini almaya başladı. Süreli yayınlarda da durum pek farklı değil. Giderek sayıları ve de tirajları düşüyor. Bazı alanlarda –sinema, fotoğraf, tiyatro vs- basılı dergi yok gibi bir şey.

Ama, kitap dünyasında kimi gariplikler de olmuyor değil. Örneğin, geçtiğimiz günlerde ülkemizin iki büyük kitapçısına gittim. İkisi de İstanbul’un en ayrıcalıklı yerlerinde. Biri, kendi bastığı kitapları satıyor, diğeri ise, pahalı semtlerde açtığı mağazalar zinciri ile tüm yayınevlerinin kitaplarını satıyor. İlki; kitaplarını yüzde 20 tenzilatlı satıyor, diğeri ise garip bir şey yapıyor.

Ne mi yapıyor? Hemen söyleyelim; oldukça büyük-belki de İstanbul’un en büyük- kitap satış alanına sahip olan bu kitapevi,  raflarındaki, eski yeni ayırımı yapmadan tüm kitapların fiyatlarını, ellerinde keçe kalemleri verilen personeliyle kapatıyor. Koskoca kitapevinde hiçbir kitabın fiyatı okunmuyor, Çünkü hepsinin üzeri keçe kalemiyle kapatılmış.

Bir düşünün, kendi kitaplarını, kendi satış mağazalarında yüzde yirmi ucuza satan yayınevlerinin kitapları, her yayınevinin kitaplarını satan bir büyük kitapçıda, fiyatların üzeri keçelenerek, zamlı olarak satışa sunulmak için hazırlanıyor. Yani alacağınız kitabın fiyatını ancak kasada öğrenebiliyorsunuz.

Bu kitapevlerinin fiyatların üzerini keçeleme yöntemiyle kapatmasından acaba yayınevlerinin haberi var mı? Var ise; kendi mekanlarında yüzde 20 oranında ucuza satarken, bir başka yerde aynı kitabın pahalıya satılmasına niçin göz yumuyorlar? Zaten bu kitapların satışlarını yüzde 40 ile 60 arasında dağıtım ve satışa sunmuyorlar mı?

Belki bu sorununun yanıtını; “alan memnun satan memnun, size ne oluyor?” diyebilirsiniz. Elbette ki buna bir sözümüz olmaz. Zamlı satışa sunulan yeni kitaplara da bir diyeceğimiz yok… Her şeyin zamlandığı bir ortam bu da oldukça normal…

Ama; eski yeni demeden, iki kitapçıda farklı bir fiyatlarla satışa sunulan bu kitapların yalnızca baskı, mürekkep, kalıp ya da kağıt gibi girdilerini oluşturan giderleri yok. Bir de o kitapları yazıp çizenlerin telif sorunu var. Yani siz kitabın üzerine yazdığınız fiyatla yazara telif ücretini ödeyeceksiniz, sonra da o fiyatın üzerini, eski-yeni demeden, keçe kalemle kapatıp, zam üstüne zam yapacaksanız… Oldu mu ya… İtirazımız burada…

Dünyanın neredeyse her bir yanında eski tarihli, el değmemiş yeni kitaplar, marketlerin orta yerinde, üzerindeki fiyatların onda birine satışa sunuluyor, bizde ise; eskidikçe zamlanıyorsa,  bu işte sanırım bir terslik, bir tuhaflık, ya da ne bileyim, bir cinlik var…

Her bir şeyin zamlandığı bir coğrafyada, ucuzlayan yalnızca emek mi oluyor?  Lütfen biraz yazara, biraz da okura saygı… Korsan belasından yeni kurtulduk, sakın ha, birilerinin kulaklarına fısıldamayın.

Burçak Evren

Etiketler

Bir Yanıt Yazın