Karıncaezmez Şevki

Karıncaezmez Şevki

Burçak Evren

Galatasaray – Barcelona UEFA Avrupa Ligi son 16 turu rövanş maçına az kaldı, bir gün sonra. Nedense aklıma Karıncaezmez Şevki geldi… Tanıyanlar bilir… Tanımayanlar için ise kısa bir anımsatma…

Bir zamanlar, İstanbul caddelerinde giysileri gibi dolmuş yaptığı otomobili de baştan aşağı sarı – kırmızılı renklerle bezenmiş garip bir adam dolaşırdı. Yalnızca boya fıçısına düşmüş gibi renkli giysileri ve arabasıyla değil tavırlarıyla da da garipti. Yolun tam ortasında durur, sağ elini bir saygın kişiyi selamlarcasına havaya kaldırır, öylecene bir on dakika hiç kımıldamadan dururdu.

1910 doğumlu gerçek adı Şevki Güney olan Karıncaezmez Şevki, henüz Galatasaray sevdasına düşmeden önce Belediye otobüslerinde şoförlük yapıyormuş. O zaman yalnızca bir tutkusu varmış, o da mendil cebine koyduğu hiç solmayan çiçekleri. Çiçekleri gerçekten de hiç solmazmış, çünkü çiçekler mendil cebinin içine yerleştirilmiş içi su dolu küçük bir şişenin içinde olurmuş. Hiç üşenmeden günde üç kez şişenin suyunu değiştirir çiçeklerin solmasını önlermiş.

Ayrıca belediye otobüsünün şoför mahallini çiçek bahçesine çevirmiş. Bir gün amiri bunu görünce ya çiçekler, ya da işin demiş. O da şoför kasketini çıkardığı gibi çiçeklere dönmüş.

Borç – harç elden düşme 1930 model bir Auistin araba satın alıp Eminönü – Tünel arasında dolmuşluğa başlamış. Ama arabasının her tarafı sarı – kırmızı. Önünde koskocaman bir GS arması.

Ya arabanın içi? O da bir başka alem. Arabanın ön tarafında “Çarpar kırmaz, vursa da inciltmez, yoldaki karıncayı bile ezmez” yazılı bir levha ve arabasının her yanında Galatasaraylı futbolcuların resimleri, maçlardan ilginç fotoğraflar, çiçekler, sarı – kırmızı kurdelalar ve daha birçok şey. Sanki dolmuş değil de Galatasaray’ın seyyar müzesi, ya da tekerlekli galeri.

Galatasaray’ın pek iyi bir sezon geçirmediği bir dönemde Fenerbahçe’ye 3-2 yenilince taraftarlar onu uğursuz sayıp türbündeki korkuluklardan aşağıya atıp kolunun kırılmasına neden olmuşlar. Ve sonra da maçlara hiç almamışlar. Bu Şevki’ye çok koymuş.

Bir gün, yine giremediği Galatasaray‘ın bir maçını stadın dışında görmeden, yalnızca seyircilerin tezahüratı eşliğinde izlemeye başlamış. O sırada Galatasaray bir gol atmış. Şevki öylesine sevinmiş ki, hiç düşünmeden kırık kolundaki alçıyı parçalamış ve bilinen selamını vermiş. Bu selam Şevki‘nin son selamı olmuş. Mikrop kapan sağ kolu kangren olup SSK Hastanesi’nde görevli doktor Ergun Dizdaroğlu ve Prof. Ali Uras tarafından kesilmiş.

Kolsuz, dahası selamsız kalan Şevki uzun süre hastanede çeşitli dertlerden yatmış. Metin Oktay‘ın öldüğü gün TV’de gösterilen Gol Kralı filmini gözyaşlarıyla izlemiş. Çünkü bu filmde Metin Oktay‘ın yanında o da rol almıştı. Hem de misafir sanatçı olarak.

Yoksulluk arabasını sattırmış, cebindeki çiçekleri soldurmuş, Merter Belediye Evlerindeki küçük bir hanede, kız kardeşinin evinde onu adeta unutulmaya itmiş. Öylesine kendisini unutturmuş ki, en yakınları bile onu yıllar yılı hep öldü bilmiş.

Karıncaezmez Şevki 2000 yılının Mart ayının son günlerinde yaşama veda etmiş.

Saat farkıyla Galatasaray‘ın Avrupa finalini göremeden.

Ölüsüne gönderilen çiçeklerin bedeli, yoksul yaşamının bir kısmını rahatça geçirtecek kadar yüksekmiş…

Her maçtan sonra zaferlerini kurşun seslerinin dehşet şamatalarıyla sözüm ona kutlayan şehir magandalarının yanında, bir zamanlar Karıncaezmez Şevki‘nin sadece sağ elini kaldırıp sessizce saygı duruşunu “uğursuzluk” sananlar; bir karasevdalının yalnızca kolunu kırıp, çiçeklerini değil, aynı zamanda yaşamını da soldurup, bu kenti amigosuz, sevdasız ve de sevgisiz bıraktıkları için vicdanlarının sesini duyar gibi olurlar mı dersiniz?

Etiketler

Bir Yanıt Yazın