Gölge

Işık ve Gölge

Gazanfer Eryüksel

Gazanfer-Eryüksel-İsimlik

I

Dağ vardır. Dağlar… Baktıkça bakasınız gelir, kuş olup uçasınız. Gel gör ki bir türlü içine almaz o dağ sizi. Tıpkı kıyısında durup da sizi mavisine, kuytusuna almayan deniz gibi. 

Ah o kendine sır olma telâşı sözcüklerin. 

Yolları vardır şüphesiz o dağın, patikaları. Dans eden uçurumlarıyla yaban keçileri. 

Akşam paraşüt zarafetiyle süzülürken üstümüze kalafata çekilmiş tekneydi o tümce. 

Yaprak kıpırdamazken rüzgârdı teknesine göğün bulutsu ebrular çizen. Bize akşam oldururken güneşin Yeni Zelanda‘da örneğin şafağı çalışması gibi. 

II

İnsan en yakın olduğu beş kişinin ortalamasıdır” derler. Ya uzak göründüğü, hasret çektiği kişi diye sormaz mı şair. İnsan hasretine benzer bir de… Kırmızısı, mavisi, yeşiliyle… Dağı, denizi, gökleriyle. 

III

Granada‘daki Elhamra Sarayı‘nı düş kurgusuyla gezen İbrahim Berksoy meşveret salonundaki, divan ve elçiler odasındaki çinilerde yer alan “Allah’tan başka galip yoktur” (Ve lâ galibe illallah) ifadesinin Saray‘ın mührü ve ruhu olduğunu söyler ve ekler, “Bu ruh bir mühür olarak sarayın her tarafına sinmiş gibidir.” 

Bir sözcük, bir dize bazen de mühürler bırakıp o şiiri. 

IV

 Işık-ışıksızlık (karanlık) çelişmesinin ayırdına varmak, düşünce tarihinin eşiğidir dersek hiç de abartmış olmayız. 

Şeylerin ışıkla ilişkisinde gölge işıksızlığın bir serpintisidir. Gölgenin karanlığın pastel harfi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Işığın yükseldiği yer, doğu, gölge sanatlarının da şafağı olacaktır şüphesiz. 

Gösteren-gösterilen ilişkisinde ışık şeyleri gösterirken, renkleri illâki, oluşan gölge bir altyazı, bir alt dil olarak ifadeye katılır. Sanatta çok alanlı duygu-düşüncenin ifadesidir bu. 

Sanat işaret eder. İşaret edilen, gösterilen şeyin algılanması, onu okuyanın bakış açısıyla, bir diğer deyişle cam derecesiyle ilişkilidir. (Pencere ve cam derecesi adlı yazımı okumayanlara öneririm.) 

VI 

Belki gerçeğidir hayatın. Renklerine ayrışma umudu ışığın. Belki; dişi, doğurgandır ol sebepten. 

Bunları yazarken bir çağrışım işte Lüküs Hayat operetinden “Hayır dersem belki demek, belki dersem evet demek…” 

Belki, şifa niyetine bir söyleyiştir. Hayatın bir gerçeği olarak olmama ihtimalini içerse de yüzü ışıktan yanadır hep. 

VII 

Einstein ile çalışan büyük bir uzay fizikçisi bir sabah buluşmaya giderken, göl kıyısında suya taş atıp duran bir çocuk görmüş. Yanına gitmiş: “Suyun üzerinde sektirebilmek için yassı bir taş bulmalısın. Ve şöyle tutup atmalısın” diye göstermiş. Fakat çocuk: “Ben sektirmek istemiyorum ki. Kare kare dalgalar için taşı suya atıyorum,” demiş. Bilgin evde gülerek olanları anlatınca, Einstein şöyle der: “Kare biçimli dalgaları düşünmek önemlidir. Çocuk olmayacak bir isteğin peşinde, işte bu çok güzel,” 

Gazanfer Eryüksel 

Etiketler

Bir Yanıt Yazın