Hayvanları Koruma Günü

Her Zaman Ki Gibi Sessiz Sedasız Kutlandı

Tuğçe Yerdelen

isimlik-tugceyerdelen

 

“Hayvan severler özel bir insan türüdür; ruhu cömert, empati dolu, belki biraz duygusallığa meyilli ve en az bulutsuz bir gökyüzü kadar kocaman yürekli.” John Grogan

Çok değil sadece birkaç gün önce kutlandı “Hayvanları Koruma Günü”. En özel günlerden biri olan “Hayvanları Koruma Günü” sessiz sedasız kutlandı. Her yıl ülkemizin çeşitli yerlerinde farklı etkinlikler ile kutlanan bugün aslında bir sevinç günü değil. “Hayvanları Koruma Günü”nün amacı adı üzerinde sokaktaki, evdeki kısaca hayatımızdaki hayvanları korumak. Acaba “Hayvanları Koruma Günü”nü anlayabiliyor muyuz? Ufak çaplı bir araştırma yaptım ve aklıma takılan sorulara cevap aradım.

ÖNCE HAYVANLAR BİRLİĞİ KURULDU

İlk kez İngiltere’de 1822 yılında, hayvan dostları; hayvanları korumak, insanların hayvanlara iyi davranmalarını, daha iyi koşullarda beslenme ve korunmalarını sağlamak amacıyla Hayvanları Koruma Birliği’ni oluşturdular. Türkiye’de ise Hayvanları Koruma Derneği 1908 yılında kuruldu.  Kurulan dernekler ise  Hollanda’nın başkenti Lahey’de  bir araya gelerek Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu’nu oluşturdu.

NEDEN 4 EKİM?

Dünyada Hayvanlar Günü ilk kez 24 Mart 1925‘te Almanya’nın Berlin kentindeki Spor Sarayı‘nda yapıldı. Mensch und Hund‘un (İnsan ve Köpek) yazarı ve hayvan aktivisti Heinrich Zimmermann tarafından gerçekleşen etkinliğe 5 binden fazla kişi katıldı. 1929 yılında ise dünya Hayvanlar Günü ilk kez 4 Ekim’de kutlandı.  Spor Sarayı 24 Mart’ta müsait olmaması nedeniyle 4 Ekim’de kutlama yapıldı. Ayrıca  4 Ekim, Hristyanlıkta ekolojinin ve hayvanların koruyucu azizi Assisili Francis‘in bayram günü olarak kutlanıyor. Katolik ve Anglikan kiliseleri hayvanları kutsayan törenler yapılıyor. Doğanın “Tanrı’nın aynası” olduğuna inanan Assisili Francis tüm hayvanları “kardeşleri” olarak adlandırdı ve hatta kuşlara vaaz verdi. 4 Ekim’in insanın, hayvanları ve doğayı koruma görevi olduğuna inanıyordu.

Gelin içimizi ısıtacak bir şiir olan “Diyalog”u hatırlayalım:

Bir gün, bir evde, bir kedi
Vardı.
O gün, bir evde, o kedi
Benden sıcaklığını esirgemedi.

O gün, o evdeki o kedi
Beni bana götürdü getirdi.
Ona şarkılarımı söyledim;
Uyudu, bakıyordum, benimleydi.

Bir ikilem oldu beklenmedik;
Geçmiş günlerin yumaklarını didikledi.
Var mıydı, yok, var gibi
Kucağımdaydı kedi.

Gözlerindeydi gözlerim,
Gözleri gözlerimdeydi.
Ellerimi tırmalıyordu elleri…
Ürperdim, birden içim titredi.

Bir gün, bir evde, bir kedi
Vardı.
O gün, bir evde, o kedi
Beni taa çocukluğumdan aldı

O gün, o evdeki, o kedi,
Bak-işte, neler olmuş der gibi,
Getirdi beni gençliğime bıraktı.
Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.

Babamın öldüğünde aylardan Hazirandı,
O elli dördündeydi, ben yedi.
Bir ışık söndüğünde yol yandı.
O kedi bunları nasıl da bildi.

Bir gündü, bir evdi, o kedi
Taş attı bütün kuyularıma.
Durup-dururken dikenli uykularıma
Ninniler söyledi.

Bu bir öykü idi;
Ben mi anlattım, o mu dinledi.
Saklamalı mıydı, ya da söylemeli mi;
Ne o ev vardı, ne o gün, ne de o kedi.

Özdemir Asaf

Etiketler

Bir Yanıt Yazın