Hansel-ile-Gretel

Günün Masalı: 9 Haziran; Hansel İle Gretel

Günün Masalı
Hansel ile Gretel

Bir zamanlar yoksul bir oduncu vardı. Oduncu, karısı, oğlu Hansel ve kızı Gretel yoksul bir yaşam sürüyorlardı. O kadar yoksullardı ki yiyecek bir şey bulamıyorlar, çoğunlukla aç yatıp aç kalkıyorlardı.

Bir gün karısı, oduncuya çocukları hiç değilse onların bu yoksulluktan kurtulmaları için ormana bırakmayı önerdi. Çocuklar açlıktan uyumadıkları için anneleriyle babalarının konuşmalarını duydu. Hansel sessizce dışarı çıkıp cebine küçük çakıl taşları doldurdu.

Ertesi gün anneleriyle babaları onları ormana götürdü. Neşeli görünmek için annesiyle babası pikniğe çıkmışlar gibi şarkı söylüyordu. Hansel ise yol boyunca sezdirme den cebindeki taşlardan birini yere atıyordu. Böylece ay ışığında parlayan çakıl taşlarına bakarak evlerine dönmeyi düşünüyorlardı.

Ormanda dinlenmek için durduklarında, Hansel ile Gretel yorgunluktan hemen uyudu. Anneleriyle babaları da bunu fırsat bilip oradan uzaklaştı.

Uyandıklarında yalnız başlarınaydılar. Önce ağlamaya başladılar. Sonra çakıl taşlarını izleyip evlerine döndüler.

Aradan uzun bir süre geçti. Bir gün anne ve babalarıyla yine ormana doğru yola çıktılar. Hansel, bu kez cebine ekmek koymuştu. Yol boyunca ekmek parçalarını yola bıraktı. Ormana geldiklerinde annesiyle babası onları orda bıraktı:

-Biz çalışmaya gidiyoruz, siz bizi burda bekleyin, akşama gelir sizi alırız, dediler.

Akşam oldu. Ama ne gelen ne giden vardı. Çocuklar, gene bırakıldıklarını anlayınca ekmek parçalarını izleyerek yolu buluruz sandılar. Ekmek parçalarının birini bile bulamadılar. Çünkü hepsini kuşlar yemişti.

Hangi yolun evlerine çıktığını aradılarsa da bulamadılar. Ormanın içinde yürümeye başladılar. Birden karşılarına duvarları kekle pastadan yapılmış bir ev çıktı. Artık karınlarını tıka basa doyurabileceklerdi. Buna çok sevindiler.

Aslında bu ev kötü kalpli bir cadının yaşadığı bir yerdi. Pastadan ev de çocukları oraya çekmek için hazırlanmış bir tuzaktı. Çünkü cadının amacı çocukları yemekti.

Cadı, pasta evin kapısında onları gülerek karşıladı. Yedirip içirdi, sonra da yumuşacık yataklara yatırdı. Sabah olunca iş değişti. Cadı, Hansel’i küçük bir kafesin içine kapattı. Gretel’e ise evin bütün işlerini yaptırıyordu. Cadı her sabah kafesin önüne geliyor, Hansel’in kafesin içinden uzattığı parmağına bakarak şişmanlayıp şişmanlamadığını anlamaya çalışıyordu. Hansel‘se parmağı yerine her sefer, bulduğu ince bir kemik parçasını, gözleri iyi görmeyen cadıya uzatıyordu. Cadı, kemiği tutunca:

-Bu hiç şişmanlamayacak, diye söyleniyordu. Cadı bir sabah Gretel’e dedi ki:

-Fırın yeteri kadar kızdı. Bugün ekmek pişirmeyeceğiz, dedi.

Cadı pis pis gülerek fırına doğru yürüyünce Gretel, cadının onları teker teker kızartıp yemeye karar verdiğini anladı. Gretel, cadıya:

-Ben fırını nasıl kullanacağımı bilmiyorum, deyince cadı öfkelenerek başını fırından içeri soktu. Gretel’e ne yapacağını göstermek istedi. Gretel bunu fırsat bilip cadıyı fırının içine itti. Arkasından fırının kapağını kapattı. Cadı da içinde cayır cayır yandı.

Gretel hemen koşup Hansel’i kafesinden çıkardı.

İki kardeş, cadının öldüğüne çok sevindiler. Hansel ceplerini cadının evindeki inci ve elmaslarla Gretel de eteğini kurabiyelerle doldurdu. Birlikte yola koyuldular.

Uzun bir süre yol aldıktan sonra önlerine büyük bir ırmak çıktı. Hansel:

-Biz şimdi bu suyu nasıl geçeriz, ne köprü var ne de sandal? diye kara kara düşünmeye başladı.

O sırada Gretel, Irmakta yüzen bir ördek gördü.

-Bizi karşı kıyıya geçirebilir misin ördek kardeş? diye sordu.

Masal bu ya, ördek ikisini de teker teker sırtına alıp karşıya geçirdi. Onlar da ırmağı izleyerek yürümeye başladılar.

Uzun bir süre yürüdükten sonra uzaktan evlerini gördüler. Kapının eşiğinde onları bekliyormuş gibi oturan babalarının kucağına atıldılar. Oduncu onları görünce, yeniden çocuklarına kavuşmanın sevinciyle çok mutlu oldu. Çocuklar annelerini sordular. Ama o, çocuklarının yokluğuna dayanamayıp çoktan ölmüştü. Hansel de Gretel de buna çok üzüldüler. Ama elden ne gelir?..

Çocuklar, oduncuya yanlarında getirdikleri kıymetli mücevherleri verdiler. Üçü için artık kötü günlerle yoksulluk sona ermişti. Oduncuyla çocukları o günden sonra yaşamlarını mutluluk içinde sürdürdüler.

Etiketler

1 thought on “Günün Masalı: 9 Haziran; Hansel İle Gretel

  1. Kültür ve Sanat emekçilerinin isyanı…

    Korona nedeniyle, merkezi ve yerel yöneticilerin sanatçılara yapılan, çok sınırlı sayıdaki desteği gündemde…

    Özellikle müzik ve tiyatro çalışanları önde…
    Elbette bu alanda çalışan dostlar da çok mağdur…

    Ama sanat ve kültür alanında çalışan ve geçimini sanatsal ve kültürel çalışmalarıyla sürdüren başka iş kollarındaki çalışlanların maddi ve manevi sorunlarını hiç gündeme taşıyan yok… Anadolu’nun aydınlık yüzü olan bu sanat ve kültür emekçilerinin üyesi olduğu sendika, dernek ve birliklerin yetersizliği yanı sıra; örgütlü olmayan, sanat ve kültür emekçileri oldukça zor durumdadır…

    Yaklaşık 1.5 yıldır kitap basımı, imza günü, söyleşi, konferans, dinleti, festival etkinlikleri, yurt içi ve dışı çalışmaları, alan çalışmaları, belgesel çekim ve gösterimleri vb. pek çok daldaki sanatçı, şair, yazar, belgeselci ve kalemiyle yaşamını sürdüren tüm basın, kültür ve sanat emekçilerinin sorunları ve geçim durumları ile ilgili kimse bir şey söylemiyor ve yapmıyor…

    Bir dizi kirliliklerin deşifre olduğu günümüzde, kültür ve sanat emekçileri de seslerini yükseltiyor:
    Devlet Nerede? Biz Neredeyiz?

    Yarım kalan belgesellerimiz ve başka işlerimiz elimizde kaldı…
    Bitirdiğimiz kitap dosyalarımız yayınlanmayı bekliyor…

    Kitap fuarı, okullar ve STK’larda yapılan etkinlikler, söyleşi ve kitap imza günleri yapılamadığı için, kitap ve yazarın okurla buluşması olmadı ve satış da yapılamadı…
    Benzeri nedenler yüzünden, yayıncılar tarafından, telif haklarımız da ödenmemektedir…

    TC Kültür ve Turizm Bakanlığı / Kütüphaneler Genel Müdürlüğü, Halk Kütüphanelerine gönderilmek üzere, kitaplarımızı satın almamaktadır…
    Yerel Yönetimlerin, Kültür Müdürlükleri de bizi ve bizim eserlerimizi yok saymaktadır…

    Yaşamak için, elimizdeki kitapların ederinden çok ucuza sahaflara ve geri dönüşümcülere kitaplarımızı satmak zorunda kaldık…
    Kamere, fotoğraf makinası, bilgisayar ve başka iş araç ve gereçlerimizi satmak zorunda kaldık (vatanı, kalemimizi, yasal, mesleki etik ve ahlaki değerlerimizi, onurumuzu, bilgi ve deneyimlerimizi satmadan elbette)…

    UNESCO-IHP Su Forumu etkinliklerinde Türkiye’yi temsil eden, Dünyanın 99 haline tanıklık eden, ulusal ve uluslararası pek çok ödül sahibi, onlarca kitabın yazarı ve çok sayıda belgesel film eserin yönetmeni olarak; yüksek sesle düşünüyorum…

    “Hakları, özgürlükleri ve sorumlulukları olan çağdaş yurttaş” olma bilinci ile tüm baskı ve kirliliklere karşı, onurluca yaşayarak direnen sanat ve kültür emekçileri olarak; örgütlü birey olmanın faydası ve dayanışması ışığında, kültürel bilgelik ve sanatçı olmanın estetik inceliği içinde, her zaman ve her koşulda ayakta kalmayı başaran bizler; tüm farklılıklarımızın zengin kültürel mirası ile ilgilileri uyarıyor, tüm okurlarımızı ve izleyicilerimize selamlıyoruz, yeniden…

    Tevfik Fikret’in “Millet Şarkısı” şiirini, çığlık çığlığa yeniden ve yüksek sesle okuyoruz…
    Yunus Emre’nin şu özlü sözü ile sizi selamlıyoruz: “SEVGİMİZ SEBİLDİR!..”
    Dostlukla… (06.06.2021-İstanbul)

    Dursun Özden
    (Şair, Araştırmacı-Gezi yazarı, Belgesel yönetmeni)
    http://www.dursunozden.com.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir