Kuşlar

Günün Masalı: 26 Mart; Kuşlar Ne Söyledi?

Günün Masalı
KUŞLAR NE SÖYLEDİ?

Türkler, Alpaslan‘ın komutasında 1071 Malazgirt Zaferi‘yle Anadolu‘yu Bizanslıların elinden alarak burada Anadolu Selçuklu Devleti‘ni kurdular. Selçuklular uzun süre Anadolu’yu yönetti. Sonunda Selçuklu Devleti parçalandı. Türkler, o zaman, küçük küçük beylikler kurarak Anadolu’daki varlıklarını sürdürdüler.

Tutunmaları pek kolay olmadı. Kimileri aralarında savaşarak birbirlerine üstünlük kurmaya çalışıyorlardı. Kimileri de ele geçirdikleri topraklardaki halka zorbaca davranıp acı çektiriyordu.

Bunlardan biri, astığı astık, kestiği kestik bir Bey‘di. Yaptığı kötülüklerle memleketi savaş alanına döndürmüştü. Herkes ondan korkup yanından kaçıyordu. Çevresinde üç beş dalkavuktan başka arkadaşı, dostu kalmamıştı. Yalnız bir saz şairi vardı. Kendisi, o güne kadar beyden bir kötülük görmediği için yanına gidip gelirdi. Gerçek birer dost olarak dereden tepeden konuşurlar, şair sazını çalar, yeni şarkılarını dinletirdi.

Şairin anlattığı öykülerden, söylediği şarkılardan Bey çok hoşlanırdı. Şair bunu bildiğinden, Bey’e, uzun kış gecelerinde eski kahramanlık öykülerinin iyiliksever kişilerini, onlara övgüler düzerek anlatırdı. Bütün bu anlattıklarının günün birinde Beyin de yüreğini yumuşatıp onu doğru yola getireceğini umuyordu.

Günün birinde Bey, şairi de yanına alarak kırlara gezmeye çıktı. Bey, önden yürüyor, şair de arkasından geliyordu. Geçtikleri yerlerdeki sokaklar, mahalleler, köyler hep yıkılmış evler, yangın yerleri, boş arsalar, çorak topraklarla doluydu. Eskiden bu evlerle bu toprakların sahipleri Bey‘in zulmüne uğrayıp öldürülmüştü. Yıkıntıların yanından geçerken şairin üzüntüden gözleri doluyordu.

Bey, bir aralık yorulduğunu söyleyerek bir ağacın altına oturdu. Şaire de oturmasını işaret ettikten sonra:

Burada biraz dinlenelim, dedi.

Oturdukları ağacın tam karşısındaki yıkık bir bacanın üstünde iki baykuş tünemişti. Onlar gelince, derinden gelen bir sesle:

  • Ku… Ku… diyerek acı acı öttüler.

Bey, kuşların ötüşünü sevmemişti. Tedirgin oldu. Şaire baktı. Şair, kulağını kabartmış kuşları dinliyordu. Bey, hemen şaire sordu:

Bu kuşları can kulağıyla dinlediğine göre ne dediklerini anlıyorsun. Ne dediklerini bana da anlat hemen!

Anlatamam Beyim.

Neden?

Ne söylediklerini anlatırsam canınız sıkılır.

  • Ne yani, bunlar da mı canımı sıkacak şeyler konuşuyorlar? Tez ne dediklerini söyle bana!

Şair, içinden: ‘Günah benden gitti,’ diyerek sinsi bir tavırla söze başladı:

Efendim, siz de bilirsiniz, baykuş denen bu yaratıklar hep yıkıntılarda, yanmış, yakılmış yerlerde yaşarlar. Bu iki baykuş kaç yıkıntıyı beklediklerini konuşuyorlardı. Birincisi tam yüz tane yıkıntısı olduğunu söyledi. İkincisi, o bir şey mi diyerek, Bey’in sayesinde ondan bir iki kat fazla yıkıntısı olacağını övünerek belirtti. Kuşlar acı acı öterek bunları söyledi.

Şair, sözünü bitirince Bey‘e baktı. Adamın yüzü bembeyaz olmuştu. Birden oturduğu yerden ayağa fırladı:

Şair, dedi, şunu önceden söyleyeyim ki sana kızmadım. Memleketin yangın yerine dönen köşelerini yeniden cennete çevirmem için beni uyardın, sağol!

Ardından gülerek şunları ekledi:

Yalnız şu baykuşlara söyle, kendilerine buradan başka yer arasınlar. Karanlık ormanlarına bir daha dönmemecesine defolup gitsinler!

Şairin, Bey‘e verdiği ders, etkisini kısa sürede gösterdi. Memleket yeniden bayındır hale geldi. Bey, herkesin yardımına koşan iyi yürekli bir adam olup çıktı. Bu değişikliğin gerçek nedenini kimse bilmiyordu. Şair, bu olaydan sonra ömrünün sonuna kadar Bey‘in sarayında onun danışmanı olarak kaldı.

Şair, bir gün oğluna bu öyküyü anlattıktan sonra şunları söyledi:

Şairler, insanlara iyilik etmek için vardırlar, bunu sağlamak uğruna yalan söyleseler bile

Etiketler

Bir Yanıt Yazın