Köylü-Fare-İle-Şehirli-Fare

GÜNÜN MASALI: 14 OCAK; KÖYLÜ FARE İLE ŞEHİRLİ FARE

Günün Masalı

Miyav vardı, miyav yoktu. Miyavlardan uzakta bir fındık faresi yaşardı. Adı Boncuk‘tu. Bu fındık faresi bir köyün yakınına, ormanın kenarında kurmuştu yuvasını. Ormanda fındık, meşe ve ceviz ağaçları vardı. Farecik, ceviz, fındık ve meşe palamutu toplardı. Harman zamanı tarlalara uğrardı, kimi zaman buğday, kimi zaman arpa bulurdu. Doyardı. Yiyecek deposu her zaman doluydu.

Bir gün Boncuk‘un kapısını süslü püslü bir bayan fare çaldı. Biraz konuşunca anlaşıldı ki bayan fare, bizimkinin yeğeni. Adı da Nazlıcık. Boncuk, buyur etti içeri bu nazlı fareyi.

– Hoş geldiniz.

-Hoş bulduk. Ay ne sapa yerde oturuyorsunuz. Çok yoruldum.

Evet biraz sapadır evim ama güvenlidir. Buyrun şöyle oturun.

Bizim fare koşup sofra hazırladı. Fındık, ceviz, meşe palamudu, buğday, çavdar…. Ama şehirli, nazlı fare bir iki fındıktan başkasına el sürmedi.

-Kusura bakmayın, dedi. Ben keklere, pastalara alışığım. Böyle doğal besinler mide mi bozar.

Boncuk üzüldü misafirini ağırlayamadı diye. Sonra samandan bir yatak hazırladı. Sabah Nazlıcık erkenden uyandı:

Günaydın Boncuk.

-Günaydın yeğen. Nasıl, rahat uyudunuz mu?

-Ehh

-Kahvaltınızı bahçeye hazırlayayım mı? Avcı gece kuşları uyuyor. Bizi kimse rahatsız etmez.

-Nasıl isterseniz.

İki genç farecik, Boncuk ile Nazlıcık güneşli bir havada kahvaltı ettiler. Dereden tepeden konuştular. Boncuk, Nazlıcık’a evlenme teklif etti.

Nazlıcık:

-Sizinle evlenirim sevinçle, dedi. Yakışıklısınız, kibarsınız. Ama burada yaşayamam.

Boncuk:

-Neden? diye sordu. Nerde yaşamak istersin?

-Şehirde, şimdi yaşadığım konakta.

-Orda ne var ki?..

– Benimle gel de gör

Öğleden sonra yola düştü iki nişanlı fare. Gece ulaştılar şehre. Nazlıcık, Boncuk’u kocaman bir binaya soktu. Bizimki yorgunluğunu atamadan bir müzik yükseldi çevreden. Nazlıcık:

-Bu akşam bir balo var anlaşılan, dedi. Bir iki saat uyuyabilirsiniz.

Fındık faresi Boncuk, kendi evindekilere hiç benzemeyen kuştüyü mindere uzandı. İçinden, ‘Şehirde yaşamak çok rahat,’ diye geçirdi. Uyandığında, nişanlısı başucunda bekliyordu:

-Haydi yemeğe tembel.

Yuvanın deliğinden çıkar çıkmaz ışıklar gözlerini kamaştırdı. Aman Tanrım, o ne büyük yer. Orman gibi sandalyeler. Bir masaya tırmandılar. Fındık faresi hiç tanımadığı yiyeceklerle karşılaştı. Nişanlısı edalı edalı:

-Bu kaşar, bu pasta, bu kek. Bu da fındık ama kavrulmuş, diye sayıyordu.

Boncuk ‘Acaba hangisinden başlasam,’ diye baktı çevresine. Sonra da ‘Kızcağız bu lükse alışkın, benim köy evimde nasıl yaşar,’ dedi kendi kendine. Yemeklere uzanama dan, Nazlıcık çığlık attı:

-Kaç çabuk! Kedi geliyor!

Boncuk neye uğradığını şaşırdı. Nazlıcık elinden tutmuş çekiyor, üstüne kocaman bir canavar geliyordu. Zar zor kaçtılar.

Bu, yemek yemeyi deneyip başaramadan kediden kaçış bütün gece sürdü. Boncuk bir dilim peynir yedi ama o koşuşturmanın içinde tadını alamadı. Üstelik kedi, gece Nazlıcığın yuvasının kapısına dikilmez mi? Uykuları zehir oldu.

Sabah erkenden, Nazlıcık:

-Günaydın Boncuk, dedi. Kalıyorsun burada değil mi?

– Neden kalacakmışım?

-Yiyecek bol. Çalışma gerekmiyor.

-Ya kedi? Nazlıcık sustu. Boncuk

-Benim yuvam köyle orman kıyısında. Evet çalışıyorum. Ama rahatım. Eşim de çalışmalı. İyi düşün nişanlım, dedi.

Bir hafta sonra Boncuk’un kapısı çalındı. Kim geldi dersiniz? Evet. Bildiniz. Bu gelen Nazlıcık.

Boncuk ile Nazlıcık evlendiler. Çalışarak mutlu, rahat yaşadılar. Darısı tüm miyavların başına.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir