Erkek-Kardeşle-Kız-Kardeş

Günün Masalı: 11 Ağustos; Erkek Kardeşle Kız Kardeş

Günün Masalı
Erkek Kardeşle Kız Kardeş

Bir zamanlar iki kardeş vardı. Bunlardan biri erkek, biri kızdı.  Günlerden bir gün anneleri ölünce, babaları çocuklarına bakması için başka bir kadınla evlendi. Üvey anneleri onları hiç sevmedi. Onlara her türlü kötülüğü yaptı. Bir gün iki kardeş, evden kaçtılar. Akşam olunca büyük bir ormana vardılar. İyice yorulmuşlardı. Bir ağacın kovuğunda gecelediler. Uyandıklarında güneş doğmuş, sabah olmuştu. Erkek kardeş çok susadığını söyleyince bir kaynak aramaya başladılar. Buldukları ilk pınardan tam su içecekleri sırada, pınar dile geldi. Şırıltılı bir sesle:

-Benim suyumu her kim içerse kaplan olur, bilesiniz! diye uyardı.

Su içmekten vazgeçip ikinci bir pınar aradılar. İkinci pınarı bulduklarında pınardan yine o şırıltılı ses yükseldi:

-Benim suyumu her kim içerse kurt olur, bilesiniz! diye seslendi.

Erkek kardeş o kadar susamıştı ki, üçüncü pınarın başına varır varmaz düşünmeden suyu içti. O suyunu içerken aynı şırıltılı ses:

-Benim suyumu her kim içerse karaca olur, bilesiniz! diye yükseldi. Pınar sözünü bitirir bitirmez, erkek kardeş sevimli bir karaca olup çıktı.

Kız kardeş ne kadar ağladıysa da para etmedi. Onu tek başına ormanda bırakamazdı. Hasır otlarından bir ip örüp boynuna bağlayarak yanına kattı. Birlikte ormanın içlerine doğru yola çıktılar. Karşılarına küçük bir ev çıktı. Evde kimseler yoktu. Oturulabilecek kadar da düzenli ve temizdi. Kız kardeş, erkek kardeşi insan oluncaya kadar burada oturmaya karar verdi.

Bu evde uzun süre birlikte yaşadılar.

Günlerden bir gün, ülkenin kralı onların bulunduğu ormanda bir av partisi düzenledi. O zamana kadar kız kardeşinden hiç ayrılmayan karaca, av borusunun sesini duyunca gitmek istedi. Akşam olunca eve gelmesi koşuluyla izin aldı.

-Gelince kapıyı açmam için: Kız kardeşçiğim kapıyı aç içeri gireyim, diye seslenirsin, dedi.

Karaca sevinçle ormana daldı. Sesin geldiği yeri buldu. Avlanan kralla avcılarını izledi. Akşam olunca eve geldi. Kardeşinin söylediği gibi kapıyı açtırıp içeri girdi. Ona bütün gördüklerini anlattı.

Av partisi, ertesi gün de devam etti. Karaca gene onları izliyordu. Ama ayağını yaraladığından eskisi gibi koşamıyor, yavaş yürüyordu. Bunu bir avcı görüp onu eve kadar izledi. Olanları krala olduğu gibi anlattı.

Av partisi bitmemişti. Yarası iyileşen karaca o gün de ordaydı. Bu kez kral gördü onu. Adamlarına:

-Onu incitmeden izleyin! diye buyruk verdi.

Karaca her zamanki gibi evine, kız kardeşinin yanına döndü. Kralın adamları durumu ona anlattılar. Karacanın bir eve girdiğini söylediler. Kral, ‘Acayip şey,’ diye düşündü. ‘Bir karacanın evde ne işi olabilir?’ Bunun üstüne kendi görmeye karar verdi. Eve gidip kapıyı çaldı. Bir süre bekledikten sonra kapı açıldı. Kral hemen içeri daldı. İçeri girer girmez yaşamı boyunca görmediği güzellikte bir kızla karşılaştı. Gülümseyerek kıza yaklaştı:

-Sizi sarayımda görmek isterim, benimle evlenir misiniz? diye sordu. Kız:

-Evlenirim ama karacamı da yanıma almama izin verirseniz, dedi.

Kral ikisini de alıp sarayına götürdü. Görkemli bir düğün yapıldı. Kralla eşi mutlu bir yaşam sürüyordu. Karacanın da keyfi yerindeydi.

Ne var ki çocukların üvey annesi de bu düğüne gelmişti. Düğünde gelini tanır gibi olmuş ama üvey kızı olacağına ihtimal vermemişti. “Ya oysa’ kuskusu peşini bırakmıyordu. Kendi kızı da büyümüş, gelinlik bir kız olmuştu. Ama çirkin mi çirkin bir kızdı. Üvey anne, birkaç kez saraya girip çıktıktan sonra kralın karısının üvey kızı olduğunu anladı. Onu çok kıskandı.

Kraliçe, günü gelince bir erkek çocuğu dünyaya getirdi. O sırada kral avdaydı. Üvey anne, kraliçeyi altetmek için sarayda dolaşarak planlar yapıyordu. Kraliçe bir gün göl kıyısında gezerken üvey annesi onu göle attı. Kadını kocaman bir kurbağa yuttu. Olanları karaca görmüştü.

Bunun üstüne üvey anne saraya kendi kızını getirip kraliçenin yatağına yatırdı. Kıza hasta rolü yapmasını söyledi. Kral avdan dönünce karısını yatakta gördüğüne çok üzüldü. Karaca da gölün kıyısından ayrılmıyordu. Karısının da, karacanın da hali kralın tuhafına gitmişti. Doğumdan yoruldu da ondan mı öyle oldu,’ diye düşündü. Bir gün karısına:

-Bir doktora danışsak hastalığını, nasıl olur? diye sordu. Karısı:

-Benim hastalığım, doktorluk değil, dedi. Benim hastalığımı karacanın yüreği iyi edebilir ancak. Onu kesip yüreğini bana yedirirseniz iyileşirim ben.

Bu sözler de kralı şaşırttı. Karısındaki bu davranış değişikliğini pek anlayamadı. Karacayı sordu. Göl kıyısından bir yere kıpırdamadığını söylediler. Kral, doğru karacanın olduğu yere gitti. Balıkçıları çağırıp karacanın durduğu yere büyük bir ağ atmalarını söyledi. Balıkçılar ağ atıp büyük bir kurbağa yakaladılar. Kral, hemen:

-Kurbağanın karnını yarın! diye buyruk verdi. Kurbağanın karnından sevgili karısı sağ olarak çıkarıldı.

Kral, karısını saraya getirip, yatakta yatan sahte kraliçeyi yakalattı. Annesiyle birlikte ikisini de zindana attırdı.

Üvey anne zindana atılır atılmaz, erkek kardeşin büyüsü bozuldu. Sevimli karaca yeniden yakışıklı bir delikanlı olup çıktı. Kral, ona sarayda bir görev verip yanlarında kalmasını sağladı.

Hep birlikte mutlu bir ömür sürdüler.

Etiketler

Bir Yanıt Yazın