Eşref-Kolçak

Geliş İle Gidiş Arasında Bir Yaşam: Eşref Kolçak….

Burçak Evren

Bursa’nın Gemlik ilçesinde yer alan mezarlıkta üzerinde adları yan yana yazılı iki kişinin mezar taşı vardır. İlkinde “Evimin hanımı, çocuğumun anası, benim kadınım” yazar, diğerinde ise “Sinema gelecek kuşaklara yazılmış canlı mektuplardır”.

Mezar taşının üzerinde yer alan kişilerin ölüm ve de doğum tarihleri alışılmışın dışında “geliş” ve “gidiş” olarak yer alır. İlkinde “geliş” ve “gidiş”in tarihleri, diğerinin ise yalnızca “geliş”in tarihi vardır. “gidiş” in yanı ise boştur.  Dünyadan gelecek yeni yolcusunu bekler…

Mezar taşındaki kadının adı Özcan Kolçak, erkeğin ise Eşref Kolçak’tır…

Yaşarken yaptırır mezarını… Adını yazar, ama gidişini boş bırakır… Gerisi Allah kerim, dercesine…                                                     ***

Ünlü oyuncu Eşref Kolçak,  filmlerde ve dizilerde oynama isteği ve tutkusunu yaşamının son günlerine dek, fırsatını yakaladığı her bir platformda dile getirmekten kaçınmayıp sürdürmeye devam etti. Karşılığını bulamadığında ise hırçınlaşarak, eleştiri dozunu ve muhataplarını çoğaltarak hem kırılgan oldu, hem de kırıcı olmaya yöneldi. Çeşitli kesimlere suçlamalar yönelterek işsizliğinin acısını dindirmeye, hafifletmeye çalıştı. Ama ne yaptıysa olmadı. Sinemadaki onca geçmişine karşın hâlâ işsiz kalmışlığının eksikliğini, teklif alamayışının acısını bir türlü içine sindiremedi. Tek isteği, birilerini kırmak, birilerini üzmek ya da kavga etmek değil, yalnızca tek bildiği iş olan oyunculuğunu bir dizi ya da bir filmde, hangi rolde olursa olsun oynayabilmek, o eski günlerden kalma heyecanını kamera önünde bir kez daha yaşayabilmek isteği ve arzusu idi… Ama ne yaptıysa olmadı… 90 küsur yaşındaki bu sanatçının, bir açıdan yalvarışlar içiren bu sessiz çığlığına hiç kimseler yanıt vermedi…

Artık zaman değişmiş, Yeşilçam’ın içinden nice sular akıp gitmişti… Ne o bilinen sokak ne de o sokağın içindeki sıra sıra dizilmiş yapımevleri, oyuncuların peşinden koşan yapımcılar, her bir sinemanın kapısında isimlerinin yazıldığı o devasa afişler, hatta o afişlerin yer aldığı onca semtin, kapıları sokağa açılan nice sinemaları da birer birer yok olup gitmişlerdi… Dahası; her sabahın köründe setlere giden onlarca minibüsün yolu da artık eskisi gibi Yeşilçam’dan geçmiyordu…   

Oğlunun ölümünden sonra iyi gitmeyen sağlığı da daha bozulmaya başlamıştı. Bir süre ciğerleri su topladığı için tedavi gördü ardından nükseden ağrıları için Bursa Çekirge Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Hastalığı sırasında Hülya Koçyiğit’in TRT’de yayımlanan “Film Gibi Hayatlar” programına davet edilince tedavi gördüğü hastaneden doktor kontrolüyle çıkıp programa katıldı. Programda geçmişten bugüne sinema ortamındaki yaşanmışlıklarından söz eden ünlü sanatçı, bizim insanımızın seyrettiği filmde kendinden bir parça görmezse zevk alamayacağından söz ederek, gerçekçi filmler yaptığını ve hiçbir zaman tek tip oynamadığından, çeşitli karakterlere  hayat vererek bizim insanımızı yansıttığından söz edip; “Fikret Hakan bir röportajında bizi çalıştırmayarak öldürüyorlar dedi. Ve 15 gün sonra da öldü” diyerek, yatakta değil çalışarak ölmek istediğini bir kez daha ekranlarda, herkesin -doğrusu yalnızca izleyenlerin- görüp duyabileceği bir şekilde ifade etti.  

90 küsur yaşındaki sanatçının bu isteğini, daha doğrusu yıllardır yinelediği bu yakınmasını kimse duymadı, duymak istemedi. Ne garip ve de acı bir rastlantıdır ki, O da Fikret Hakan gibi bu sözleri söyledikten yaklaşık bir ay sonra, bundan tam 3 yıl önce 26 Mayıs’ta yaşama veda etti…

***

Böylece Bursa’nın Gemlik ilçesindeki “geliş” tarihinin yanında uzun bir süre boş kalan “gidiş” tarihinin yeri de dolmuş oldu.

Geriye yalnızca mezar taşına kazındığı gibi,  “geliş” ile “gidiş” arasına sığdırılmış onca canlı mektuplar, onca filmler kaldı…

Dileriz yine ışıkların içindedir…

Burçak Evren

Etiketler

Bir Yanıt Yazın