evrenin yokluktan varlık

EVREN; OLMAYAN BİR YOK’TAN, YİNE OLMAYAN BİR MEKÂNDA, KENDİNİ VAR ETMİŞTİR!

Mustafa Günen

ismlik-MUSTAFA GÜNEN

SANAT MANİFESTOM – 6

Fark ettiğiniz gibi enerjinin üzerinde çok duruyorum ve de duracağım. Çünkü enerji, tüm evrenin yokluktan varlık alanına gelişiyle ilgili elimizdeki tek kanıt. Aynı zamanda bilime, literatüre göre var olmayan ama merak edilen hiçlik, yokluk dediğimiz durumlarına da sınırdır. Daha da ilginç olanı ise, hem akıllı tasarım(Tanrı) yarattı diyenlerin, hem de rastlantısal var oldu diyenlerin ortak zeminleri enerjidir. Varoluşla ilgili hiçbir görüş evrenin enerjiden var olduğunu tartışmaz. Tüm tartışmalar evrenin ne şekilde var olduğuyla ilgilidir. Bu yüzden enerji çok önemlidir dedim. Tabi, bahsettiğim bu enerji, büyük patlama öncesindeki, tekillik durumu (singularty) denilen enerjidir.  Önceki bölümde ayrıntılarını yazdığım gibi maalesef bu enerjinin aslında ne olduğu bilinmiyor.

Konuya başlamadan önce şunu belirteyim; “tekillik durumdaki enerji” tanımı birçok kişi tarafından anlaşılamayabiliyor. Bu yüzden kolay anlaşılsın diye enerjinin tekillik durumu için tıpkı ham petrolün durumu gibi  “ham enerji“, ya da “saf enerji” adını kullanacağım.

Daha önce de belirttiğim gibi enerji dâhil var dediğimiz her şey bir başlangıca zorunludur, başladığı bir yer en azından bir zaman vardır. İster saniyenin bir kesrinde ister; az önce isterse de sonsuz, ezeli olarak var olsun, başlangıca zorunludur. Enerjiye gelince, bilim bize başlangıçtaki saf enerji için net bir ölçü ve zaman vermiyor ama sonsuz yoğunlukta olduğunu söylüyor. Bazı fizikçiler portakal büyüklüğünde veya ceviz, nohut gibi ölçekler veriyor. Daha da küçük olarak atomik ölçeklerde olduğunu söyleyenler de var. Bu konuda Astrofizikçi Neil deGrasse Tyson ve Donald Goldsmith  yazdığı “Kozmik Evrimin 14 Milyar Yılı” kitabından bir alıntı vereyim.

“Yaklaşık 14 milyar yıl önce, zamanın başlangıcında, boşluk, madde ve bilinen evrendeki tüm enerji, toplu iğne başı kadar bile değildi,” (Kozmos. S.15) Yani yıldızlar galaksiler tüm kâinatta var olan her şey toplu iğne başı kadar bile olmayan küçük ölçekteydi. Dolayısıyla da çok yoğundu. Zaten saf enerjiyle ilgili hemen tüm yorumların ortak noktaları hangi ölçü olursa olsun sonsuz yoğunlukta olduğudur. 

O zaman ilk aklıma gelen soruyu sorarak devam edeyim. Enerji, yoğunluğunu yavaş yavaş mı aldı, yoksa doğrudan yoğun olarak mı var oldu? Bu çok önemli bir sorudur Zira yoğunluğunda ve nasıl yoğunlaştığında da açmazlar var.  Önce literatüre göre saf enerji, kapalı sistem, yani giriş, çıkış, artma, eksilme olmayan miktarı sabit, sonsuz yoğun bir yapıda olduğunu tekrar belirteyim.

Şimdi enerjinin varoluş yapısıyla ilgili ayrıntıya geçeyim. Ve yine kolay anlaşılsın diye yoğunluğunda bir değişiklik olmayan enerjiyi, içi dolu ağzı kapalı teneke bir içecek kutusuna benzetelim. Ve bu kutuyu bir şekilde başlangıç anına, başladığı yere, yani hiçlik ya da yokluk sınırına götürdüğümüzü varsayalım. Orada ne olur, neyle karşılaşırız?  Yokluk ya da hiçlik denilen sınıra kadar geliriz ama öteye geçemeyiz. Çünkü ötesi yok, bir şey, bir yer, bir boşluk yok, yok bile yok. Tabi, enerji kapalı sistem olduğu için yoğunluğu ve içerik yapısı başladığı noktada da değişmeyecektir. Yani saf enerji kutusu tüm evreni oluşturacak sonsuz yoğunluğuyla var olmuş olacaktır.

Peki, böyle bütünsel bir şekilde nasıl var olmuş olabilir? Öyle ya! Elimizde yalnızca saf enerji var, Ondan hariç ne uzay, ne mekân, ne hiçlik, yokluk hiçbir şey yok! O zaman bu kutu, “ışınlanma” gibi bir şekilde var olmuş olabilir mi? Elbette hayır! Işınlanma bir mekândan diğerine yapılabilir, mekân yoksa ışınlanma da olamaz.

Gelin bu durumun resmini daha da anlaşılır hale getireyim. Bunun için enerji kutusunun varoluştan itibaren çekilmiş bir film görüntüsü olduğunu varsayalım.  Filmi kare kare geriye saralım. Bu geriye gidişte ancak enerjinin başlangıç anına, yani ilk karesine kadar gidebilirsiniz. Ötesine yani bir öncesi boş kareye geçemezsiniz. Çünkü ötesinde bir yer, bir boşluk olmadığı için boş kare görüntüsü de yok! Dolayısıyla filmin ilk karesi, enerji kutusunun görüntüsüyle başlıyor ve büyük patlama anına kadar aynı görüntü kareleri devam ediyor. Peki, sorun bitiyor mu? Hayır! Bambaşka sorunlar ve sorular ortaya çıkıyor.

Yukarıda saf enerjinin miktarı sabit durumunun anlaşılması için ona kapalı kutu benzetmesi yaptık. Ama gerçekte enerjiyi içinde tutan bir kutu yok. Defalarca belirttiğim gibi enerjinin kapladığı bir alan, bir mekân yok. Enerjinin kendinden başka hiçbir şey yok. Bu demektir ki büyük patlamada şişerken evrenin dışında bir engel olmadığı gibi aynı zamanda saf enerji halindeyken de dış bir engel yoktur. Öyleyse bu durumdaki saf enerjiden, büyük patlama olayının gerçekleşmemesi gerekir. Çünkü varlığında ne olursa olsun ya da ne kadar yoğun olursa olsun, ona engel olacak, onun durumunu değiştirip patlamasına sebep olacak bir dış etken yoktu. Yalnızca kendi vardı. Onun için sonsuza kadar durumu değişmezdi. Evren de olmazdı! Ama durumunu değiştirdi ve patladı? Bu nasıl olabilir? Birincisi saf vaziyetteki enerjinin patlaması için ya içinde zaman ayarlı olan fünye gibi bir şey olmalı ve zamanı gelince hiçbir hareketin olmadığı enerjinin, bu durumunu değiştirip patlatmalıdır. Ya da amiyane bir tabir ile enerji, kurulu bir helezon yayı gibi bir şey olsun, onun aniden bırakılması gibi ya da benzer bir şey olmalı! Öyle değil mi?

Biliyorum gülümsediniz. Haklısınız, böylesi ihtimaller tasarlanmış mekanik düzeneklerdir. Yani enerjiye dışardan, dış bir etken tarafından müdahaledir. Ve de bilimin dışındadır. Herhangi bir dış etken olamaz. Zira büyük patlama modeli ki birçoğu kanıtlanmış bilimsel verilere göre, başlangıçta elimizde yalnızca enerji vardı. Daha öncede birkaç kez belirttiğim gibi enerjinin kendi dışında hiçbir şey mevcut değildi.

Bu durumda mademki bir uzay, bir boşluk, bir mekân yoktu, kısaca yok bile yoktu; öyleyse mevcut bilimsel verilere göre geriye tek bir izah kalıyor: “Enerji; olmayan bir yok’tan, yine olmayan bir mekân da kendini var etmiştir!” Bu yüzden kendinden başka hiçbir şey yoktur.

Görülen o ki yoktan var olma konusunun iyi irdelenmesi gerek. Yoktan var olmak kavramını irdelemek biraz felsefe, mantık alanına girer gibi duruyor ama işin içine bilim girince pek de öyle basit olmadığını göreceksiniz. Gelecek bölümde bu konunun da ayrıntılarına gireceğim. Enteresan ayrıntılar ve şartlar var, keyifle okuyacaksınız.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir