İsmail Tetikci, Beyaza Yolculuk serisinden (Yamaç), 100x130 cm, TÜKT, 2021

Doğuyorum Sanat Grubu Üzerine… Doç. İsmail Tetikçi yazdı

Sergi

“Türk resmi 1960 öncesi grup hareketlerinin tarihidir” demek yerinde bir tanımlama olacaktır. 1960 sonrası daha bireysel yönelimler olmasına rağmen yine kendi içinde farklı söylemleri ve anlayışları barındırıp aynı zamanda da ortak paydalarda buluşabilen sanat grupları ile var olmuştur. Bunların en önemlilerinden biride Doğuyorum Sanat Grubu / Birlikteliğidir. Bir arada birçok etkinlik gerçekleştirip kendileriyle beraber hareket eden onlarca genç, usta sanatçıyla sayısız sanat etkinliği içinde olmuşlardır.  Bu birlikteliğin ilk sergileri için Mustafa Orkun Müftüoğlu’nun yazdığı sunum yazısında;

“ Sanatçının sanat yapma arzusu ve doğayla olan iletişimi varoluşunun en temel sebebidir. Bu var olma inancı, sanat nesnesi olarak ortaya çıkar. “Doğu-Yorum”  birlikteliği bu var olma arzusunu, sanat nesnesi olarak tuvallerinde ortaya koyar. Bu tuvaller, aynı tema ya da kavram birlikteliğinin bir sonucu olarak göstermez kendini. Bunlar, aynı kültür ve ortamda yeşermenin getirdiği birlikteliğin ifadeleridir denebilir. Bu ifadeleri anlamlandıran “Doğu-Yorum” birlikteliğinin sanatçıları; İsmail TETİKÇİ, Kadir ABLAK, Mustafa ALBAYRAK, Musa GÜNEY ve Tolga BOZTOPRAK’ tır.”  [1]

Sanatçının en temel güdüsünü dile getirmiştir. Aynı sergi için İsmail Tetikçi’nin kaleme aldığı metinde ise bu bir araya gelişin, başka bir sebebi de şöyle anlatılmıştır;

“Tümü Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunları olan ressamların, birbirlerinden farklı tavırda resim yapan bu beş isimi bir araya getiren şey resimlerinin ortak bir fikir etrafında toplanması değil, ressamca yaşanılmaya çalışılan resim sevdasıdır. Batılı anlamda Türk resim sanatının oluştuğu ilk yıllardan itibaren yurt dışına giderek burada resim eğitimi alan sanatçıların buluştuğu ortak paydaya paralel bir birliktelik “Doğu-yorum” ismiyle bir araya gelen ressamlarda söz konusudur.  Avrupa’ya gidip eğitimleri sırasında burada bir araya gelerek çeşitli faaliyetler gösteren, sergiler açan ya da çeşitli sergilere katılan ilk kuşak ressamlar gibi, bu beş isimde bulundukları yerden daha Batı’ya gelerek burada hem kendilerini eğitime hem de bulundukları sanat ortamına katkıda bulunarak kendilerini geliştirme adına çeşitli etkinlikler ve faaliyetler göstermektedirler.” [2]

2008 yılında ilk defa bu ismi kullanan grubun üyeleri, hem aynı isimle hem de farklı isimlerle birçok sergi açmıştır. 2009 yılında grubun bu defa üç üyesinin “Kadir Ablak, Mustafa Albayrak, Tolga Boztoprak’ ın içinde olduğu “Doğuyorum” adı ile bir sergi daha açmışlardır. Bu yıldan sonra grup üyelerinin aktif olarak organize etmiş olduğu Beyoğlu Plastik Sanatçılar Derneği ile hem aktivitelerine devam etmiş hem de çok sayıda yeni isimle bir arada etkinlikler gerçekleştirmişleridir.  2010 yılı 11-18 Haziran, “Beyoğlu-Çiftlikköy” BPSD Sergisi, Çiftlikköy Kültür Merkezi, Yalova’da, yine aynı yıl 16-26 Mart, “Beyoğlu Beyoğlu” BPSD, Beyoğlu Plastik Sanatlar Sanatçıları Sergisi, Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi ve 2012 yılı 7-31 Mayıs, “Yedi İz Yedi İmge” Antre Sanat Galerisi, Kocaeli ‘de yaptıkları sergi bunlardan bazılarıdır.  Kocaeli’ de yapılan Yedi İz, Yedi İmge Sergi kataloğu tanıtım yazsında Prof. Reşat Başar şunları dile getirmiştir:

“Kentin merkezindeki bir atölyede belirdi bu sergi fikri. Beyoğlu’nda mütevazı bir atölyede çırpınırcasına çalışan Musa’nın atölyesinde.  Atölyede ben ve Yarkın’ın dışında, bir gün önce Gümüşsuyu’nda ki bir galeride yeni peyzaj önerilerinden oluşan sergisini açmanın keyfi ve heyecanı içindeki İsmail, yıllardır İstanbul’ da çalışan ve kentin dinamiğini kendine özgü bir rezonansla mükemmel bir şekilde yansıtarak adını kentin sanat ortamına yazdırmış Mustafa vardı. ‘Sanatçı dostlarımın’ içinde bulundukları içtenlikli mücadele görmezden gelinemeyecek kadar aşikardı. Yarkın’la göz göze geldik ve aynı şeyi düşündüğümüzü anladık: Neden Kocaeli’ de bir araya gelmiyoruz? Ardından grubu genişletme önerileri, Kadir’in eklenmesi benim olmazsa olmazım Lütfü’nün daha ben söylemeden gruba kaydedilmesiyle sergiye katılacakların sayısı yediyi buldu. Yarkın’la ikimiz grubun hocalarıyız ama şimdi herkes hoca veya hoca potansiyeline sahip. Bizim hocalığımız, Türkiye’nin doğusunda açılan ilk sanat eğitimi kurumundaki bir ilk olması nedeniyle çok özel. Konuklarımız içinde aynı özellikte. Herkes çok istekli öğrenmeye ve öğretmeye. Aslında birbirimizden öğreniyoruz belki de. İşte o yıllardaki heyecanın, o ateşin hala devam ettiğini görmek bu serginin en önemli gerekçesi oldu.

Hepsi kendi çizgisini kararlılıkla sürdüren beş konuğumuzla gerçekleşen bu serginin, kentimizin fakültemiz dışında da yeni sanat mekanları kazanması konusunda kararlı bir çizgiye ulaşması için vesile olmasını diliyorum”.[3]

2015 yılında Grup üyelerinin tümünün dahil olduğu “Change” isimli Arttoprak Atölye sergisinde, 14 Aralık 2019- 09 Ocak 2020 tarihlerinde Ankara‘da Emin Antik Sanat Galerisi’nde “Renklerin Ustaları” isimli sergide yine bir araya gelmişlerdir.

Doğuyorum Sanat Grubu’nun bir arada oluş nedeninin temelinde, bir arada sanat yapmak vardır. Bunu yaparken öykündüğü ise Türk resim sanatının geçmişidir. İsminin çağrıştırdığı bir yerellik değil aksine yerel olandan evrensel bir sanat anlayışına yönelimdir. Doğuyorum Sanat Birlikteliği özünde bir arada her daim kalmış ve kalma niyetiyle sürekli yeni sanat projeleri ve etkinlikleri planlamakta ve buna kendi aralarındaki kardeşlik duygusuyla olabildiğince devam ettirme niyetindedirler.

Grup üyelerinin her biri, bir arada yaptıkları etkinlikler dışında bireysel olarak yeni isimlerle ve yeni grup isimleriyle, her yıl yurt içi ve yurt dışında onlarca aktivite gerçekleştirmişlerdir. Kadir Ablak “Doğuyorum” ismini kullanmaya devam ederken Mustafa Albayrak “Greyart” ismini, Musa Güney “Nonart” ismini, Tolga Boztoprak “ArtToprak” ismini kullanmıştır. Sanatçıların genel sanat anlayışlarına değinecek olursak;

Mustafa Albayrak, Yaşamın akışışı-5,TÜAB, 130x240 cm, 2018

Mustafa Albayrak

Albayrak sanatı, yaşamının en önemli meselesi ve yaşam biçimi hâline getirip memleketi ve ilk sanat eğitimini aldığı şehir olan Erzurum’dan İstanbul’a sadece sanatın içinde olmak, resmi öğrenme ve öğretme düşüncesiyle taşınmıştır. Öğrenciliği sırasında oldukça aktif olan Mustafa, İstanbul’a geldikten sonra da aktif olarak kentin bütün sanat hareketleri içerisinde yer almıştır.

Mustafa’nın resimlerinde zaman, hız, gündelik yaşam, form tekrarları başat elemanlardır. Gündelik yaşam sahnelerini kendine özgü deformasyon / form anlayışıyla ile resmetmektedir. Zaman ve hız kavramları yüzeyde formların geometrik tekrarı ya da alt yapısında kübizm, fütürizm (postkübizm)’ in form anlayışına yaklaşan bir plastik düşünceyle oluşturulmuş gibidir. Resim yüzeyinden okuduğumuz her şey aslında doğal bir yaşam öyküsüdür. Büyük şehir yaşamının devinimi, hızı, formlarına yansır. Gündelik yaşamda insan ve mekân arasındaki ilişki bütünleşir Albayrak’ın renk ve formlarıyla. Bu bütünleşme canlı ve cansız formların iç içe geçmiş girift yapısında erir.  Tanımsız figürler, tanımsız mimari yapılar veya yerler birbirinden çok ayırt edilemez. İzleyicinin tanımlayabileceği insan ve formlar, sanatçının çok az tarif ile yorumunu bize bıraktığı alanlardır. Bu tür güncel deneysel bir resim yapma anlayışı, onun tuval yüzeyinin dışına çıkarak yapmış olduğu çalışmalarında da söz konusudur. Zaman ve yaşamın hikayelerini bu kavramları hatırlatacak nesne ve objelerle yeniden deneyimlediği kurgulara dönüşmektedir. Bütün olarak bakıldığında Mustafa Albayrak yaşam hikayesini, içinde bulunduğu hayatı yenilikçi ve deneysel bir oluşumla bizlere sunar. Geleneğe ve sanatın temel dinamiklerine yüzeyde bağlı kalırken eser üretme noktasında kendisini sınırlamaz. Olabildiğince özgür, yenilikçi ve deneysel işlere de imza atar. Bunu yaparken eski-yeni / geçmiş- gelecek arasında yepyeni bağlar kurar. Mustafa Albayrak’ın solo sergisi için hazırlanan katalog tanıtım yazısında Denizhan Özer, sanatçıya dair düşüncelerini şu şekilde anlatmaktadır;

“Mustafa Albayrak’ın resimleri, gerçeğin saydamlığı ile berrak (kristalize) düşler arasında estetik doyuma ulaşacağınız bir yolculuktur. Sanatçı, resmin fısıltılarına kulak ver der izleyiciye. Çünkü bilinmeyen öykülerle yüzleşmeye, acıyı yok eden mutluluğu gerçekliklerde ve berrak düşlerde aramaya davet eder.

Kitlesel doyumsuzluğun yarattığı zamanın donuk yüzünü, doğanın insan eliyle kendi olmaktan çıkarıldığı kentlerde  hissederiz… Varoluşçu anlayışla düşünür Albayrak. Zaman, hız ve devinime dayanan kurgularda; insanın durumu hızla değişen ruh hallerine içkin bir göndermedir. Sürekli, değişken ve hareketli bir algıya sahiptir. Bireyin saydamlaşan görüntülerine resmin dilini katan şey, renk ve kübist çizgilerle yarattığı eşsiz estetik haz uyandıran kristalize görüntülerdir. Kent peyzajlarında, kent, mekân, kurgu üçlemi ve insanın bırakılmışlığı üzerine lekeyle doyumsuz tatlar bırakan hoşgörülü soyutlamalar yapar. Elinde tuttuğu aynaya bakan insanın gördüğünden çok daha fazlasıdır ‘aynanın aynaya bakması’. Hakikat ve yanılsama. Türler arası etkileşim ya da ressamın kendini aşmasıdır bu. “  [4]

 

İsmail Tetikci, Beyaza Yolculuk serisinden (Yamaç), 100x130 cm, TÜKT, 2021

İsmail Tetikçi

Tetikçi, kendisini şu şekilde özetlemektedir: “ Anlar var sadece ve bu anlar içinde en kıymetli olanlar sevdiklerinizle geçirdiğiniz zamandır. Aile, dostluk bu dünyadaki en kıymetli şeylerin başında geliyor. Sanat ve sanat eserleri bu güzel anların bir yansıması sadece… “

İsmail Tetikçi hakkında Doç. Tamer Temel şunları söylüyor;

“Resimlerinde hayatı, doğayı ve insanı anlatan Tetikçi; tuvalden anlattığı dille, insanın zavallı yalnızlığını seslendiriyor.

 Zavallı yalnızlık, çaresizlik değil, çare; yalnızca sizde demek istiyor.

Doğanın bir parçası olan insana, İNSAN, olduğunu, doğanın eşsiz manzarası içerisinde sunan Tetikçi, resimlerinde doğanın eşref-i mahlûkatı olan insanı, yalnızlığı içerisinde kompoze ederken, esasında bir ömrün başında ve sonunda hep yalnız kaldığımıza vurgu yapmak istiyor.

Çokluktaki yalnızlığa ve yalnızlıktaki çokluğa resimlerinde uyguladığı; çizgi, tekrar, ton değeri ve ritim gibi öğelerin uyumlu birlikteliğiyle güçlü bir vurgu katıyor…

Resimlerinde kullandığı tekrarlar, ton değerleri ve süreğen çizgiler yaşamı simgelerken, insanın ölümlü dünyadaki tek başınalığına gönderme yapan bir görsel anlatım diline sahip.”

Kadir Ablak, Bir Metropolün Anatomisi T.Ü.Y.B. 90x125 cm 2020

Kadir Ablak

Birden kapandı birbiri ardınca perdeler…

Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler? [5]

Diye soruyor Yahya Kemal Beyatlı, Siste Söyleniş adlı şiirinde. Yüzlerce büyük yazar, şair, müzisyen gibi İstanbul’u anlatırken. Cevap veriyor bir ressam ustaca betimlediği İstanbul resimlerinde. İşte burada Kandilli, Göksu, Kanlıca der gibi. İçinde yaşadığı şehrin en küçük anını bile yaşarmışçasına bir şair gibi resmediyor Kadir Ablak.

Sanat, toplum, kent ve toplumsal yaşam insanlık tarihinin iç içe geçmiş girift bir hâli gibidir. İnsanın olduğu yerde sanat, medeniyet, toplum ve birçok sosyolojik olgudan söz etmek mümkündür. Tarih içerisinde yaşanılan coğrafya, toplumdaki kültürel, ekonomik, sosyal değişimler her toplumda farklı etkilerle sanatı yönlendirmiştir. Bu tür tarihsel değişimlerin belirgin bir biçimde yaşandığı ülkemizde sanatla uğraşan her birey, yaşamsal sorgulamaları yapmakta ve birçoğu edinimlerini eserlerine aktarmaktadır. Bu sorgulamaların içerisinde belki de birçoğumuzun farkına varmadığı önemli bir sorgulamayı yapıp resimlerinde bize izlettiren ressamın adıdır Kadir Ablak.

Sanatçının neredeyse bütün resimlerinde başat eleman olarak okuduğumuz duygu; resmedilen kent, sokak, binalar ve genel şehir görünümlerinin hemen hepsinde insana dair içsel bir yakınlaştırma duygusuyla ele alınmış olması söz konusudur.

Kadir ablak şu sorgulamayı yapıyor; “mekânlar uzakken yakın -yaklaştıkça uzaklaşan ilişkiler”  eskiden yaşam alanları arasında uzak olan mesafeler günümüzde kaybolmuş ve insanlar neredeyse iç içe yaşamakta. Ancak bu içiçelik sayısal bir yakınlık. Birbirinden habersiz milyonlarca insan içiçe yaşıyor. Halbuki eskiden insanların yaşam alanları birbirlerine uzaktı ve daha yakın bir ilişki ve tanışıklık söz konusuydu. Kaybolan dostluklar, ahbaplıklar… Birbirinden uzak aralıklarla yazılmış harfleri yakınlaştırıyor.

Ablak’ın ağırlıklı olarak seçtiği konular büyük şehirlerden /İstanbul görünümleri ve o, bunu resmederken mesafeleri yaklaştırıyor. Gökdelenlerle dolu kent peyzajı, şehrin yalnızlığını, renklerin ve biçimlerin devinimiyle eskinin bize has yakınlığıyla boyanıyor. Kontrastlıklar uyuma, stresli iş alanları, caddeler, sokaklar, insanlar sakin ve dingin arkadaşça resmedilmiş. Sıcak bir uyum var. Bu samimi yaklaşım anılarımızda ironiye sebep oluyor. Soğuk ve stresli anımsadığımız mekânlar bize sanatçının yeniden sunumuyla sıcak ve rahat mekânlara dönüşüyor diyebiliriz.

Çoğumuzun kötü, çirkin, ya da benzeri kelimelerle ötelediği binalar ve alanlar bile Ablak’ın resimlerinde yaşanılası, izlenilesi bir hal alıyor. Yaşamda ve yaşanılan alanlarda ki itici ne varsa onu insan ergonomisine uygun hale getiren resimler Kadir Ablak’ın resimleri. Karmaşık ve bozuk bir cümledeki harflerin, uygunsuz satır aralıklarının içine ektiği renk ve samimiyetle şiirsel bir örüntü izletiyor bizlere.

Tolga Boztoprak, Anatolia Serisi, 70x50 cm, TÜYB, 2020

Tolga Boztoprak

Sanat, doğa ve insan arasındaki ilişki, insanlık tarihi kadar eskidir. Bu ilişkiyle alakalı Francaois Bacon şöyle der: “Sanat tabiata ekli insandır”. Benzer bir sözü Emile Zola da söyler ; “Sanat, bir mizacın arasından görülmüş tabiattır”. [6] Doğa karşısında sanatçı genelde gördüğünden farklı, kendine has yeni bir tabiat (dünya) teklifinde bulunur.

Resimlerinde, bazen bir şehir bazen bir mekan içerisinde günlük yaşamı kendine has yorumuyla yüzeye taşıyor. Bitmek tükenmek bilmeyen yaşam mücadelesi, doğumdan ölüme akıp giden insan hayatı ve onun dramı, Boztoprak’ın resimlerinde girift bir kompozisyon anlayışıyla ele alınıyor. Çoğu zaman yüz çevirdiğimiz toplumsal gerçekleri bize buğulu bir ortamda izletiyor. Renkler pastel tonlarda ve yaşamın kenarında duran sessizlikle paralel bir anlayışta. Boya sürüşü gerçekleri direkt gözümüzün içine sokmak yerine bir tülün ardından izlememizi sağlamak için yapılmış gibi… Bu da bizim “bu dramatik görüntüler karşısında irkilmemizi engelliyor” demek mümkün. [7] 

Boztoprak, doğaya insanı eklemek yerine doğadan onu ayrıştırmaya çalışıyor gibidir. Sanki insanın bu dünyaya yaptığı kötülükleri fark edip insansız bir doğanın ne kadar eşsiz olacağını betimliyor. Bunu yaparken bir sanatçı duyarlılığıyla doğanın ardına alıyor kendisini. Uzaktan izliyor tabiatı ve onun masalsı derinliğini. Gerçek olan, düşe dönüşüyor. Yepyeni, rengarenk bir dünya tasvir ediyor bizlere. Tolga’nın bu yeni dünya / doğa teklifinde, manzara içinde insanı barındırmasa da insanın izlerini, müdahalelerini barındırıyor. Sıralı dağlar, tarlalar, bodur ağaçlar hepsi doğal ahengi içerisinde düzenlenmiş. Bu düzende sanatçının usta fırçası ve sezgisi hem de doğanın kendisi mevcuttur. Ayrıca bizlere şunu söylüyor gibidir; “Eğer bir sanatçı duyarlılığı ile içinde yaşadığımız dünyaya dokunursak bozmak yerine daha yaşanılası harika bir dünyaya dönüşür…”

Musa Güney, Catharsis, TÜYB, Çap 150 cm, 2020

Musa Güney

Musa Güney’in tabiat karşısında ki deneysel yaklaşımı çalışmalarının tamamında okunmaktadır. Bitmek tükenmek bilmeyen bir arzuyla çoğunlukla soyut diyebileceğimiz bir görüntüyü bize izlettiriyor. Mondrean’da evrilen ağacın serüveni Musa Güney’de doğanın metamorfozu gibi. Başlarda salt doğa görünümleri resmederken artık tamamen aza indirgenmiş bir gerçeklik söz konusu resimlerinde. Temelinde rengin ve ritmik bir biçim anlayışının hâkim olduğu bu resimlere dinamizmin resmi demekte mümkün. İzlediği dünya, onun çoğu zaman yatay, dikey, diyagonal formların ritmine dönüşmüş ve bunu yüzeyde betimlemiş. Güney’e ait fırça mührü, her resminde onun enerjisi gibi damgalamış resimlerini… [8]

Aristoteles Poetika’da tragedyanın izleyiciye etkisi üzerine; “Tragedyanın ödevi, uyandırdığı acıma ve korku duygularıyla ruhu, tutkularından temizlemektir”. [9] ‘Katharsisin yani insanın ruhsal arınması ya da ruhsal bir dönüşümünden bahsedilmektedir. Bu tür bir ruhsal dönüşüm Musa’nın resimlerinde de söz konusudur. Bakmakla görmek arsındaki farkın yaşam içindeki izleri söz konusudur onun resimlerinde. An içinde bakıp görmediklerimizin sonradan bizim zihnimizde imgeler halinde ard arda sanat eserine yansımış hâlidir. Pikniğe giden, etrafındakilerle sohbet eden kişi odaklandıkları dışında doğa içerisindeki bütün varlıklara bakıp geçecektir. Fakat bu farkında olmadığımız bilinç dışı etki, resim yüzeyinde farklı bir dönüşümle ortaya çıkabilir, tıpkı Güney’in resimlerinde olduğu gibi. Detaya girmeden genel hatlarıyla oluşturulmuş yepyeni bir doğa teklifi gibidir bu resimler. Ayrıca Musa Güney bir mikro kozmoz sorgulaması yapmaktadır. İnsanın baktığı yerden değil, farkında bile olmadığımız küçücük canlıların gözünden izliyor gibidir dünyayı. Minicik bir otun dalları kocaman bir ağaca, zerreler büyük kayalara, dağlara dönüşür yüzeyde.

[1] Doğuyorum Sanat Grubu Sergi Kataloğu, Çiftkur Matbaa LTD.ŞTİ, Tüyap, 2008, s:2, İstanbul

[2] Doğuyorum Sanat Grubu Sergi Kataloğu, Çiftkur Matbaa LTD.ŞTİ, Tüyap, 2008, s:3, İstanbul

[3] Reşat Başar, Yedi İz Yedi İmge Sergi Kataloğu, Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, 2012

[4] Gözüm, Ümit Yaşar, Mustafa Albayrak Sergi Kataloğu, Desen Ofset Aş., Ankara, 2018

[5] Yahya Kemal Beyatlı, “Kendi Gök Kubbemiz”, Yahya Kemal Enstitüsü Yayınları, 5. Basım ,1974, s.26

[6] Nurullah Berk, “Resim Bilgisi”, Varlık Yayınları, Üçüncü Baskı,İstanbul, Kasım 1972, s.29

[7] İsmail Tetikci, Nonart Sanat Grubu Sergi Kataloğu, Tanıtım yazısı, 2013

[8] İsmail Tetikci, Nonart Sanat Grubu Sergi Kataloğu, Tanıtım yazısı, 2013

[9] Aristolteles, “Poetika”, Remzi Kitabevi, 19. Basım, Mart 2010, s, 22

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir