Direnen Müzik!..

Nevzat Yılmaz

Müzik her tarihsel dönemde duygu ve düşüncenin aracı olduğu denli direnmenin aracı ve simgesi oldu, bana göre…
Aşk, sevgi, acı, sevinç her  ne varsa müziğin konusu oldu. Dönemsel müzik türleri, devrim hareketleri, direniş ve cihat hareketlerinin hepsi propaganda için bile olsa müzikten yararlandı. Dilden dile dolaşan bu bestelerden, parçalardan eleğin üzerinde çok azı kaldı.
Müzik, duygu ve düşüncenin dışavurumu olarak her dönem varolageldi.
Kentleşmenin doruk noktasına ulaştığı zamanlarda ilerlemenin, yeni anlatım dili olarak algılanmanın yanında yozlaşmanın da yapı taşı olarak  görüldü.
Caz müziği artık zencilerin, karaderililerin malı, dinlediği müzik olmaktan çıkıverdi. Bugün cazı, yedi iklim, dört kıtada dinleyen, yapan binlerce insan var.
Arabesk de bir anlamda kendini tam olarak  anlatamayan kesimlerinin simgesi oldu. Okumuş yazmışların burun kıvırdığı bu müzik türü bir dönem  toplumu kasıp kavurdu. Zamanla etkisini yitirse de biçim değiştirerek varlığını sürdürdü.

Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses; bu türün en bilinen temsilcileri oldu.
Tarih, boşluğu affetmez. Doğrusu yoksa boşluğu yanlış dolduruverir. Salt müzik de değil, kültürde, eğitimde de bu böyle.

Ahmet Kaya‘nın başını çektiği protest müziğe de “özgün” adı yakıştırılıverdi. Oysa, bu “özgün” sözcüğünün anlamı, batı dillerindeki “orijinal”in karşılığı değildi. Özgün müzik, her ne denli Ruhi Su, Zülfü Livaneli gibi ulusal damardan beslendiği izlenimini verse de uzun soluklu olamadı. Dönemsel müzik açılımı olmaktan öteye gidemedi. Gençler bu dönemin hemen ardından yeniden türküleri keşfetti.
Bu dönemle birlikte çalışan; tekstilde, gurbette vb. alanlarda ezilen kesimleri temsilen sınıfsal özellik taşımayan şarkıcılar öne çıktı.
Ezilen ve acılarını dile getiren kesimin en önemli temsilcisi Azer Bülbül oldu.

Dedik ya tarih boşluk kabul etmez.  Okumuş yazmışlar burun kıvırınca burada oluşan çatlaktan isyanı sesine yansıyan gençlerin müziği ortaya çıktı. Bu gençlerin müzik rengi Ahmet Kaya ile Müslüm Gürses arası bir  tondaydı.
Okumuş yazmışlar, anlamak, tahlil yapmak ve seçenek oluşturmak yerine,  üstünkörü ve yüzeysel eleştiriler yaparak örgütsüz ezilmişlerle aralarına sınır koydular. Örgütsüz ezilmişler isyanlarının karşılığını Azer Bülbül‘ün titrek sesindeki söylemde buldular. “Bugün de ölmedim Anne” derken de “Ben de insanım her insan gibi” derken de ötekileştirilmiş, ezilmiş insanın duygu dünyasını yansıttı bize. Bu titrek ve avaz avaz isyan çığlığı pek duyulmadı. Zamanla geçer sanıldı. Uygar Doğanay gibi sürdürücüleri ile  daha da kitleselleşerek derinleşiyor.


Eğitimde, kültürde ve kısaca her alanda ortamı boş bırakmak, kapıyı açık bırakmak gibi; kapıdan herşey, zararlı -zararsız, iyi-kötü herşey giriyor. Eğitimsizlik geçer akçe oluyor. Kendiliğinden, kişisel çabalar ise çok işe yaramıyor. Kamusal bakış, fotoğrafın bütününü görüp geceleceği tasarlamak gerekiyor.
Bir zamanlar Ressam Ekrem Kahraman‘ın Azer Bülbül‘ü anlatan, tahlil eden yazısı dikkatlerden kaçtı. Kahraman‘ın yazısı durum saptaması açısından oldukça yerinde saptamaları olan bir yazıydı. Bulup yeniden okunmalı.
Yeniden konumuza dönelim. Örgütsüz eğitimsizler, yok saysak da varlar. Görmezlikten gelsek de varlığını sürdürüyorlar. Eleştirirken, eleştirdiğimizin yerine seçeneğimiz yoksa, bir önermemiz yoksa oluşturduğumuz çatlak kimi düşüncelerin yaşama ve uygulama alanı olabiliyor.
Yıllar yılı gerek Arabesk müzik ve kültür  eleştirildi de ne oldu? Yerine ne kondu, ne önerildi? Doğrusu yapılageldi mi?
Bugün dinlenen bu müzik türleri yaptığım küçük ankete göre direnme, karşı koyuş ve başkaldırıyı simgeliyor.
Doğru müzik eğitimi için kolları sıvamanın zamanı geldi de geçiyor bile. Eğitimde, kültürde kaçırılan trenin yakalanması zor oluyor. Şu saat başlasak belki son kompartimana atabiliriz kendimizi…

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir