Türk Dil Kurumu

Dil Devrimi ve TDK’nın katkıları

Yaşam

Türkçemiz, geniş coğrafyaya hakim, çok zengin bir dildir. Kültürümüzün en temel unsurlarından biri olan dilimiz, ortak değerlerimizi kuşaktan kuşağa aktarmamızı sağlar ve Türk milleti olarak bütünlüğümüzün korunmasında çok önemli yer tutar. Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk Halkı Türk milletidir. Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” sözleriyle bu konudaki düşüncesini ifade etmiştir. (Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Elyazıları, TTK Yay., Ankara 1969, s.19)

GENÇ KALEMLER’LE BAŞLAYAN ATILIM

Osmanlı Türkçesi denilen dil Arapça, Farsça, Türkçe kelimeler ve kuralların kullanıldığı, karma ve yapma bir sınıf diliydi. 1911’de başlayan Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları Türk milliyetçiliğinde büyük bir atılım yaratır. Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve Ali Canip 1911’de Selanik’te “Genç Kalemler” dergisini çıkararak “Yeni Lisan” hareketini başlatırlar. Bu hareket, Jön Türk Devrimi’nin ulusal bir dil yaratma ihtiyacına yanıt veren önemli bir devrimci atılım yaratmıştır.

II. Meşrutiyet’e kadar Türk milliyetçiliği, “halk”a yönelik anlayışı rehber alınarak devam etti. Bu düşünce, sonraki yıllarda yükselerek devam etti ve Yusuf Akçura’nın önderliğinde kurulan Türk Derneği de, Türk dünyasının bütünleştirilmesi için Türkçe’nin geliştirilmesi çalışmalarını programına aldı. İttihat ve Terakki tarafından da desteklenen Genç Kalemler dergisi, dilin sadece bir edebiyat sorunu değil, aynı zamanda Türklerin hayatı ve siyasi geleceğiyle yakından ilgili olduğunu, dilde, edebiyatta ve sanatta devrim gerektiğini vurgulayarak, çalışmalarını sürdürmüştür.

Atatürk Cumhuriyet’in ilanından sonra, inkilapları, milli kişiliğe ve “Türklüğün gerçek değerlerine kavuşma mücadelesi” olarak belirlemiş, Türk dilini milli devlet politikasının bir inkilap konusu olarak ele almıştır. Türk dilini yönlendirmek üzere verdiği direktiflerde, sosyoloji ve dil gerçeğine uygun olarak dil ile millet ve millet ile kültür arasındaki bağı ön planda tutmuştur.

Bu fikir temeline dayanan, Türk halkının tarihi ve sosyal ihtiyaçlarından kaynaklanmış olan dil inkilabını uygulama bakımından iki ana bölüme ayırabiliriz. Birinci bölüm, Osmanlıca’dan arınma ve yazı inkilabı, diğeri ise; 1932’de başlatılan dilde Türkçeleşme çalışmalarıdır. Öncelikle, alfabe konusunda sistemli araştırma ve çalışmalarla Türkçe’nin ses yapısına uygun duruma getirilen Latin alfabesi temelindeki Türk alfabesi 1928’de uygulanmaya konmuştur.

Dil inkilabının temel amacı; Türkçeyi, çağdaş dünya medeniyetinin gerekli kıldığı bütün kelime ve kavramları karşılayabilecek düzeyde üstün bir kültür dili durumuna getirebilmektir.

TÜRK DİL KURUMU

Türk Dil Kurumu (TDK), 12 Temmuz 1932 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur. Atatürk’ün talimatıyla, dil konusunda yapılacak çalışmaları belirlemek ve yöntemi tartışmak için I. Türk Dili Kurultayı 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda toplanmıştır. Kurultaya bilim insanları, edebiyatçılar, şairler, gazeteciler, halk ve özellikle Türkçe’yi en sade konuştuğu düşünülen Yörük Türkmen aşiretlerinden temsilciler de yer almıştır.

Belirlenen program çerçevesinde, dil seferberliğine, öncelikli olarak Türkçe’de bulunan yabancı kelimelerin çıkartılmasıyla başlanır. Bakanlar Kurulu tarafından “Söz Derleme Talimatnamesi” hazırlanarak valiler ve kaymakamların başkanlığında derleme kurulları oluşturulur. Eski eserler, yazılı kaynaklar, sözlükler taranmaya, halk ağzındaki kelimeler araştırılmaya başlanır. Geniş bir derleme ile Türk lehçelerini de kapsayan büyük bir Türk lügatının hazırlanması ve Türkçe’nin dil bilgisiyle söz diziminin ortaya çıkarılması, bilim dilinin esasını oluşturan terimler üzerinde çalışılır. Bu çalışmalar ile elde edilen kaynaklar ilk aşamada,1934 yılında 2 cilt “Osmanlıcadan Türkçe’ye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi” adıyla yayımlanır.

1934 ve 1936 yıllarında yapılan, yabancı Türkologların büyük ilgi gösterdiği II. ve III. Dil Kurultaylarında da, kurumun yönetim organları seçilmiş, dil siyaseti belirlenerek, bilimsel çalışmalar sunulup, tartışılmış ve 1932’de Atatürk tarafından kurulan ve ilk tüzük taslağı da kendisi tarafından hazırlanan, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin adı 1936’daki kurultayda Türk Dil Kurumu (TDK) olarak değiştirilmiştir.

Atatürk’ten sonra TDK’nun koruyucu başkanı İsmet İnönü olur ve 1940 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararıyla, TDK kamu yararına çalışan dernek statüsüne geçirilir. Türkiye’de çok partili hayata geçişle birlikte kurumun izlediği dil politikaları ve yapısı ile ilgili tartışmalar da başlar. İlk defa 1948 yılında, İstanbul Muallimler Birliği tarafından düzenlenen Dil Kongresi’nde, kurumun dil politikaları ve uygulamaları eleştirilir. Bu eleştirilerin ardından TDK’nun yapısı, 1951 yılında yapılan olağanüstü kurultayla değiştirilir. Atatürk’ün düzenlediği tüzük maddesi değiştirilerek, Cumhurbaşkanlarının kurumu koruyucu özellikleri ve MEB’nın doğal kurum başkanlıkları hükümleri kaldırılır ve Yönetim Kurulu’nun kendi içinden başkan seçme kuralı getirilir. Bu tarihten sonra TDK’nun başkanı, üyeler tarafından seçilen yönetim kurulu içinden seçilmeye başlanır. Böylece kurumun 1951 yılına kadar süren dernek statüsüne son verilerek, kuruma yapılan mali yardım da kaldırılır.

1982 Anayasa’sı ile yeniden bir yapı değişikliğine gidilerek, Anayasanın 134. Madde ve 2876 sayılı kanun ile Türk Dil Kurumu, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmıştır.

TDK kuruluşundan bugüne, sözlük, dil bilgisi ve dil bilim, derleme ve tarama, terim alanlarında yapılan çalışmalar ve yayınlarla, Türkoloji çalışmalarına destek vererek milli kültürümüze çok önemli katkılar sağlamıştır. Türk Dili Dergisi, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi ve Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten dergileri, yayınlarından bazılarıdır.

Seldağ Özalp

Etiketler

Bir Yanıt Yazın