Hologram Yaşam

Bireysel gelişim ve yaşam

Ve dünyaya geliş. Bir diğer deyişle anne karnındaki havuzdan teşbih bu ya, ev havuzuna geçiş. Evde yaşananlardan etkilenmeye başlayacaktır. Sevgi, sıkıntılar, gerginlik, hüzün, neşe, sevinç. Evde eğer dinleniyorsa çalınan müzikler. Evdeki eşyalar da dikkatini çekmeye başlayacaktır. Bütün bunlara karşın annesi onun tek sığındığı limandır. Uzmanlar babalara da düşen sevgi paylaşımının altını çiziyorlar. Bebeğin baba ile de yakın, tensel temasın önem ve değeri. Kokular ne derin köktür hayatlarımızda. 

Tamamını Okuyun
Fikret Kızılok'un “Zaman Zaman

Hep ve Hiç Zaman İşte

Bir görüntüye odaklandığımızda, bir gün öleceğini bilen tek canlı olan insanın zamanı kendi dışında bir oluş-ölüş diye algıladığı kanısına varabiliriz.  Zaman bulmak, zaman geçirmek, boş zaman, zamana bırakmak, zaman öldürmek vb. sözler zamanı kendi dışımızda bir olgu olarak algılamanın ve anlatmanın ifadesidir.  İnsan zamanın kendisi olduğunu kavradığında, tıpkı doğanın ve evrenin bir parçası olduğu gibi, şeyleri okuma yolculuğu çok bilinmeyenli bir denklemin çözüm sevinciyle aydınlanacaktır. 

Tamamını Okuyun
Gece-gezmeleri

Gece gezmeleri / Gölge oyunu

Uçan balon yapıyoruz Harflerden Kuş uçar da ah Söz uçmaz mı hiç Söylemiş olmalıyım Uzağı yakın eylediğini Harflerin Simyası işte hep Zamanla mekânı aşmanın Pamuk şeker yapıyoruz Bulutlardan Düş-düşün üstünde ah Kimin düşü var Harf ikiletmeden hep Oynadığımız Ufkunda göğün Hep aynı güneş Batarken doğması vaktin Kaç harfe dokunur ki ışık Mehtaba çıkılan şarkılarda 29 […]

Tamamını Okuyun

Ateşi suyla söylemek

Nar ağacı güneşin eğimine göre nisan, mayıs, haziran aylarında selamlar hayatı çıngıl çiçek. “Ayva sarı nar kırmızı sonbahar” diyene dek şair koca bir yaz, yaka kavura, soldurup sararta geçecektir elbette.  Gün gelip de güneşi yüzüne sürerken ayva, iç yüzleri apak çiçeklerine benzer şüphesiz. Nar ise içi dışı bir meyvelerdendir, çiçeğinin rengini demler durur yaz boyu. 

Tamamını Okuyun
Açmayı Unutan Çiçek

Açmayı Unutan Çiçek

Suskunun şarkısıydı Kaktüs çiçeği Açmayı unutan   Kumru yuva yapmış saksısına Küçük harf uçuracak Yakında   Kısa belgesel çekiyoruz balkonda Açmayı unutan çiçek Küçük harf uçurmak’çün Kuluçkaya yatan kumruyla   İlk ışıklarına sabahın Hu çeken o kuş bir de Müziği belgeselin   Açmayı unutan çiçeğe hatırlatan Sevincin şarkısını Sevgiyle hep   09 Aralık 2021

Tamamını Okuyun
iç-dökmek

İç döküm ve şiir

Hikâye-öykü sözcüklerini eşanlamlı kullanıyoruz çokluk. “Herkesin bir hikâyesi var” cümlesindeki “hikâye” ise apayrı bir anlam. Yaşamdan bir kesit acısı, balı, zehriyle. O yaşanmışlığın edebi anlamda bir hikâye-öyküye dönüşmesi ise bir dil ve kurgu ustalığı. Aynı boyut şiirin de olmak ya da olmamak hâli… Ne hece/aruz, kafiye düzeni ne de kırık merdiven hani şu serbest vezin dediğimiz. Şiirin tanımlanamaz oluşu ise vurgun yemiş süngerci hâli sözün. Kendine has bir kokusu, ışığı var şiirin. Kendini görmeden daha kokusu gelen iksir. 

Tamamını Okuyun
Bey Dağları

Bey Dağları mı, Çoban Dağları mı?

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanının kahramanı Mümtaz ise gördüğü güzellikler karşısında şunları söyleyecektir. “Bey Dağları’nın üstünde güneş, sanki kendi ölümünün ayinini ve kendi yaldızdan ve koyu lacivert gölgelerden lâhdini hazırlıyormuş gibi, bu dağların kıvrımlarına altın ve gümüş zırhlar geçirir, sonra alçalan ve arkaya devrilen kavis, bir altın yelpaze gibi açılır, büyük ışık parçaları şuraya buraya ateşten yarasalar gibi uçar, kayaların üstüne asılırdı. Bu bir mevsim gibi bereketli velût saatti.” 

Tamamını Okuyun
Günlük

Günlüğün simyası

Suzan Sontag (1933-2004) 1947’den beri günlük tutan bir yazar. Defter sayısın 100’ü bulmuş. 31 Aralık 1957 tarihli güncesinde şunları söylemektedir. “Günlük yazarken kendimi başkalarının karşısında yapamadığım kadar açık yüreklilikle ifade etmekle kalmıyor, kendimi yaratıyorum.” 

Tamamını Okuyun
Bisiklet

Bisiklet ve yazı

Bisiklete binmek nasıl süreklilik isterse yazı yolculuğu da süreklilik isteyen bir uğraştır. Harf pedallarını çevirdikçe giden bir yazı nasıl da özgürlüktür, anlatamam. Harf-sözcük aralarından geçersiniz bir vakitten bir vakte. Çocukluktan ilk gençliğe geçiş kaç dize, kaç satırdır ki?  Yazı yokuşa geldi mi yoracaktır sizi şüphesiz. Ancak her yokuşun bir de inişi vardır, hiç pedal çevirmeden gider yazı. Bisikletle yola çıkmak nasıl kendi rüzgârını yaratmaksa yazı da kendi rüzgârını estirecektir. 

Tamamını Okuyun
Foto foto içinde

Suret Suret İçinde

  Acının rengini arıyordu Harfler Yeşil bir nehrin  Salınımında   Gelincik biliyordu rengini Şüphesiz O kelebek ömürlü  Kırmızıyı   Salkımsöğüttü eğilen Irmağa Hem gök, denizdi hem Baktıkça suretine   “Ölürse ten ölür” der ya Yunus, “canlar ölesi değil” Suret, suret içindeydi hep Işığı sevginin   Hep ve hiç işte   30 Eylül 2020 Gazanfer Eryüksel

Tamamını Okuyun
Su-Damlaları

Şiirle suyun hâlleri

  Bazı şiirler yağmurun şarkısı, karın zarif süzülüşüyle inerler. Kendinizi bir an Kuğu Gölü balesinde hissedersiniz. Ya da dingin bir yağmur altında kumsalda birbirine koşarak kavuşan iki sevgilinin yavaş çekiminde.  Çığ düşmesi, yanardağ patlaması misali öfkeli olanları da vardır şüphesiz. Malum şiirin de şairin de bir eşref saati vardır çünkü.  Yağmur misal inen harflerle sözcüklerin […]

Tamamını Okuyun
Çeviri

Her okuma bir çeviridir

Coralli’nin Madolini adlı romanı okurken sinemaya uyarlandığını okumuştum gazetede. Filmi merakla bekledim ve izledim elbette. Romandan aldığın lezzeti sinemada bulamamıştım ne yazık  ki. Her okuma nasıl bir çeviriyle her uyarlamanın kurgusu da bir çeviridir.

Tamamını Okuyun
Ruhi Su-cenaze 01

Ruhi Su’nun cenazesi

20 Eylül 1985’de Ruhi Su hayata veda ettiğinde Türkiye bir genel seçim yaşansa da 12 Eylül 1980 darbesinin etkilerinden kurtulamamıştı. Darbenin toplum üzerindeki yarattığı yılgınlık sürüyordu. Ruhi Su’nun kanser tedavisi için yurtdışına gitmesi de pasaport verilmeyerek engellenmişti.  Cenazesi Şişli Camisi’nden kaldırılacaktı. Tarih 22 Eylül 1985 Pazar… 

Tamamını Okuyun
su dağ ışık

Su, ışık ve dağ

Onca dili içinde doğanın neden yağmura bu denli ilgi ve sevgi gösterdiğini düşünürken yazdım yukardaki dizeleri.. Ve buldum, dedim.. Yağmurdu hep evlerinin yakınındaki dereye karışıp öte yüzüne geçen dağın.  Gün gelip de görünce öte yüzünü dağını, hiç şaşırmadığını söylemişti.. Rüyaların aynısıydı çünkü., Harfi harfine. 

Tamamını Okuyun
Ayrılık

İki rengi bir bestesi

  Bazı harfleri yazmak’çün Oradasın Bu ayrılık değil elbette O son cümle söylediğin Pusulası yüreğimin Görüşürüz İşte yazıyorum her şeyi Divası ey şarkıların Işığın var ya O güneş Biricik sebebi Giderek genişleyen yüreğimin Gök kubbesinden zamanın Ses seçiyoruz Şarkılara Lirik, dramatik Yitik hayatlar söylencesi Harflerle Segâh kanatlarıyla Renklerin Dokunup geçiyoruz Eviç perdesine gecenin Kendine örtünen […]

Tamamını Okuyun
Vakit

Tekrarı olmayan bir vakitte

  Yaz yağmuru edasıyla ah Süzülen sözcüklerdi Fiske öpüşlerle  Dokunan tenime Düş zerresiydi onca harf Uçuşan kuş misal Göğünde göğüs kafesimin Yüreğine nazire Dedim, dedim de Doğaçlama bi(r) şiirdi süzülen O özge can güzelleme Eylül’üne ömrün Tekrarı olmayan bir vakitte 09 Eylül 2021 Gazanfer Eryüksel (Işıkla Hasbıhâl adlı dosyadan)

Tamamını Okuyun
Çağrışım

Çağrışım kuşları

  I Çelişme / çatışma doğasıydı şeylerin  Suda kuruyandı kök  Çölde yeşerten kendini  Zahiren fiziki bir yakınlık olarak bilinen eşlik etmenin görünende görünmeyen boyutu evrensel genişliğidir şeylerin. Aynayı ayna yapan sır…  II Unutulmuş eşyalar  Emanetçi dükkânındaki  O eskil bavul mesela  İçindekileri kitabın  Hayatın / hayatının, eski izlerini / eskizlerini taşıyan bavulu neden, niçin unutulduğu üzerine […]

Tamamını Okuyun
Renkler

Renkleri görebilmenin ayrıcalığı

  I Onu o tümcede bulacağını biliyordu. Sözcükler, takımadaları dil ülkenin, açık sulara çekiyor, çekiyordu onu. Bomboştu deniz… Balıklar, yosunlar, planktonlar, denizyıldızları, denizkestaneleri, denizanalarına rağmen bomboştu deniz. Rüzgârdı kursağında bırakan yağmur, hevesini bulutların. Sanki daha bir boşaldı deniz. Fırtınayı kokusundan bilen som mavi yağmurcuk kuşu taflanlardan havalanıp, yitip gitti mavisinde denizin. Deniz fırtınaya, tümceler onları […]

Tamamını Okuyun
Çeviri

Her metin çeviridir

  I Zamanın akışında sanatçı/şair, kendi penceresindeki cam derecesiyle görebildiklerini resmederek yeniden üretmektedir. Görülebilen, oluşan metnin hem öznesi hem de nesnesi olarak kurgulanmaktadır yeniden. Okur-metin ilişkisi boyutunda ise okurun penceresi ve cam derecesiyle metin yeniden üretilmektedir. Aynı boyut, metin-eleştirmen ilişkisinde de söz konusudur. Metnin üretim aşamasında sanatçının düş-düşün terazisindeki salınımı ile okurun metni algılamak  için […]

Tamamını Okuyun
Devridaim

Devridaim

  Kalmam gerek, dedi Tam da giderken Oradaydı hep Hâlbuki Işığında sevginin   Çölü oynayan denizdi Saklısında ömrün Uzaylı harflerle Rüyasında hep Mavi eşiğinde göğün Atom-altı bir vakitte   Göçü sardı kervan Tan atımında Nasıl da akşamdı yükü harflerin Gök-yazıydı semah dönen ışıkla Ah ile hicranıydı hep Kelebeğin   Kendine aitti ışık O ay-güneş tutulması […]

Tamamını Okuyun
Yaşam

Devridaim

  I Çarpım tablosu matematiğin alfabesidir. Kerrat cetveli de derlerdi bizim çocukluğumuzda… Zaman/hayat ise teori ve pratiğin, söylem ve eylem diyoruz şimdilerde, sağlama iklimidir şeylerin. Geriye dönük okumalar, örneğin dergi taramaları bu bağlamda sayısız örnek sunar bize. Filanca şairi, şu romancıyı yere göğe sığdıramayan yazılar. İmzalarına bakarsınız… Yüzünüzde ünlemler çizilir. Ne o şair vardır, ne […]

Tamamını Okuyun
CHP-1977-Taksim-Miting

23 Yaşında bir koro şefi (5)

  Yakılan Atatürk Kültür Sarayı‘nın yeniden bakım ve onarımı devam ederken inşaatta çalışan işçiler greve gitmişlerdi. CHP Fatih İlçesi Kocamustafapaşa Teşkilatı greve giden işçilere destek için bir etkinlik kararı almıştı. Etkinlikte korumuz da bir konser verecekti. Çalışmaları titizlikle sürdürüyorduk. Koromuzdaki Hüseyin‘in devamlı gülüşünün çözümüzü bulamamıştım. Tek çare Nezih Başkan ile görüşerek hiç olmazsa bir kez […]

Tamamını Okuyun
Yelkenli

Midye kesiği acısı

  Sular yükseldi Tam da çakıllara çalışıyorduk O küçük harflerine Dağla ırmağın   Şişede mektuptu O yelkenli Çekilen suların bıraktığı Rüzgârı özleyen Deniz kokusunu   Dokunmak Dokunulmak hasretiydi O midye kesiği acı Dertleştiği Çakıllarla yosunların Şişedeki yelkenliyle   29 Mayıs 2021 Gazanfer Eryüksel

Tamamını Okuyun
İstanbul Kültür Sarayı

23 Yaşında bir koro şefi (4)

İSTANBUL KÜLTÜR SARAYI’NI KİMLER YAKTI? Türkiye‘nin adım adım 12 Mart 1971 muhtıra / darbesine sürüklendiği günlerin öncesi İstanbul Taksim‘deki İstanbul Kültür Sarayı 27 Kasım gecesi Arthur Miller‘in “Cadı Avı” adlı oyunu sahnelenirken yakılmıştı. Garip tesadüf o gece ben de oyunu seyredenler arasındaydım. Yangından kurtulup meydana çıktığımızda itfaiye hâlâ görünürde yoktu. İnsanlar şaşkın kaçışıyorlardı. Tam binadan […]

Tamamını Okuyun

Akşamı kutsayan sevgi

  Veda busesi vaktine Hazırlanıyordu gün Özsözüydü akşamın O iki martı   Dip esintisi kesildi Bir anda rüzgârın Desenler çiziyordu bulutlarla Üst akıntısı göğün Ki Vaktin karakalemiydi O karga Eksikliğini hasretin Harflere hatırlatan Ki Kırlangıç sağanağına yakalandık Doyumsuz seyrinde vaktin Sevgiyle kutsayan akşamı   20 Mayıs 2021   Gazanfer Eryüksel

Tamamını Okuyun
Koro-Şefi

23 Yaşında bir koro şefi (3)

  Koroyu oluşturan gençler arasında hiç kadın sesi yok. Bir çalgı desteği istedim çalışmalar için. İkinci ve üçüncü çalışmada da çalışmalara bir çalgı desteği sağlanamayınca ben de kanunumu alıp provaya gittim. Tepki inanılmaz. “Bu Osmanlı, saray çalgısının burada ne işi var. Biz devrimciyiz.” Arkadaşlar dedim, “Çalışmalara destek olacak bir çalgı bulunamadı. Benim ses alacağım bir […]

Tamamını Okuyun
Koro-Şefi

23 Yaşında bir koro şefi (2)

  Sabah oturup bir yerine iki şiir seçtim. Üç deyiş ve Halkları dünyanın… Ezberlemek zor oldu ama başka çarem de yoktu. Bugün hâlâ bir yerlerde şiir oku ısrarı olunca bu şiirlerden birini okurum. “Üç Deyiş” adlı şiirimin bir de yazılış hikâyesi var. O dönemde Asu Maralman diye bir hafif müzik şarkıcımız vardı. Genç kalanlar hatırlayacaktır. […]

Tamamını Okuyun

23 Yaşında bir koro şefi

  1975 sonbahar… İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi‘ni (İ.T.İ.A) bitirdiğim günler. Şubat ayına bir dersin kalsa da okulu bitirmenin verdiği bir ferahlama var. Okul boyunca piyasada müzisyenlik yaparak harçlığını çıkarmışım. Darbuka çalıp para kazanırken, kanun öğrenmeye çalışmışım. Hatta acaba piyasada kanunla işe gidebilir miyim, diye kendime sormaya başladığım günler. Pertevniyal Lisesi‘nden sınıf ve sıra […]

Tamamını Okuyun
Bakış açısı

BAKIŞ AÇISI VE ANLAM

I Anlam, yaratılan, oluşturulan bir şey midir? Bu sorunun yanıtına söylem/eylem bağlamında bakarsak eğer, anlam yaratılan, oluşturulan bir şeydir. Söylem/eyleme bakıp da okumaya çalışana göre anlam onun algı statikleriyle ilintilidir. Ona göre anlamsız olan söylem ve eylem bir başkasına göre anlam içerebilir. İnsanın zaman yolculuğunda ise anlam/mana bir parçası olduğumuz doğayı ve kâinatı okuma boyutuyla […]

Tamamını Okuyun
Memet-Fuat

İzlenimci Eleştiri

  Yazı yolculuğu bir düş-düşün sürecidir. Bu süreci zenginleştiren boyut ise okurun katılımıdır. Bazı yazılarımda “katılımcı okur” diye ifade etmeye çalıştığım boyut. Okurun hâlince çıkacağı yolculukta açacağı düş-düşün kapıları metni daha bir varsıllaştıracaktır. Metin-okur ilişkisindeki bir üçüncü boyut vardır ki o da eleştiri/eleştirmendir şüphesiz. Eleştiriye bakışta bilimsel/nesnel veya öznel ikilemi karşısında eleştirinin bir sanat olduğunu […]

Tamamını Okuyun
Ayrılık

Kendi sebebi olan

  A yönündeydi o ışık Bileşkesi Aşkla ayrılığın Hüznün kırılganlığında Segâhta kararı hasretin Şarkılarla   Ş harfi yönündeydi bulut Sevinç şenliği göklerin Gizem peçesi takan Mahcubiyetinden mehtabın   K harfi yönündeydi rüzgâr Külünden tutuşturan kor ateşi Yanıklarından bildik Kanatlarındaki Işığı seçen pervaneyi Saba faslında sabahın O sevgi nişanesi   Yıldızlardı ağında gecenin Kıskanan güneşi gözlerindeki […]

Tamamını Okuyun
Okur

GÖSTEREN, GÖSTERİLEN VE OKUR

  I Anlatmakla göstermek arasındaki fark şiirin yordamlarından biridir. Salt şiirin değil sanatın ifade bağlamında bu noktaya gelmesi insanlık tarihinde upuzun bir yolculuk olmuştur. Çünkü insan ilk anda gördüklerini anlamaya ve ifade etmeye çalışarak çıkmıştır bu yolculuğa. Harf hurufat okudukça insanı, doğayı ve kâinatı onu ve onları hiç okumamış olduğunuzu düşünürsünüz. Bizim şeylerden anladıklarımız ile […]

Tamamını Okuyun
Deprem

DEPREM

  Bir tını eksikti o sözcükte… Ömrünce duymadığı bir kokuydu belki de… Bir ışık hüzmesi… Bir gölgenin pastel tonları belki… Su, sular; salt kayıkları, tekneleri, koca koca şilepleri, gemileri mi kaldırıp taşır kıvrımlı dalgalarının üstünde? Ya o gök? O mavi, apak benekli bulutlar… Rüzgârın fırçasında dağınık saçlı kızların yüzü… Gri pus, yağmur kokusu ve sis… […]

Tamamını Okuyun

PARÇA BÜTÜN İLİŞKİSİ

I Bir metnin bütününde tek bakışta görülmesi gereken şeylerle o metni oluşturan parçalara tek tek bakışta görülenler algıyı farklı çıkarsamalara götürür. Bütün parçalardan oluşsa da o farklı bir şeydir. Sözsüz müziklere birer söz, anlam giydirmek dinleyenin kendi iç dünyasında, çağrışım ikliminde uğuldayan özgün bir ifadedir. O müzikle birlikte bir vakitten başka bir vakte geçen dinleyici […]

Tamamını Okuyun
Aşk-sis

AŞK VE MODA

  I “Aşk iki kişiliktir” şüphesiz, Ataol Behramoğlu‘nun da dediği gibi. Söz konusu ikiliye rağmen bir de aşk vardır ki üçüncü bir kişidir bu akışta. Kendi yatağında akan ırmağın hem denize kavuşması, göğe çıkmasıdır hem de aşk. Ol sebepten aşk, zahiren ikili görünen ilişkinin üçüncü ayağıdır. Ötekine karşı sorumlu olduğunu düşünmeden yaşarken sevgililer, aşk kendi […]

Tamamını Okuyun
Bir Dünya Lezzet

BİR DÜNYA LEZZET

I Ankaralı Gezginler‘le tanışmam Z. E. Deniz Oğuz sayesinde oldu. Ankaralı Gezginler salt bir gezi grubu değil, aynı zamanda yazdıklarını kitaplaştıran, çekilen fotoğraflarla sergiler açan bir imece çalışması. Hani derler ya “yediğin içtiğin senin olsun, bize gördüklerini anlat…” Gördüklerini salt kendilerinin belleğinde bırakmayıp zamana kayıt düşenler. Sevgili Deniz‘in gönderdiği son kitaplar arasında “Bir dünya lezzet” […]

Tamamını Okuyun
Abidin-Dino

ABİDİN DİNO’NUN KIZILBAŞ GÜNLERİ… -1

  Çorum, gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet döneminde sürgün illerinden biridir. Sürgün cezası 13.07. 1965 tarih ve 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanun’un Geçici 2. Maddesiyle kaldırılmıştır. Çorum‘da yaşadığım dönemde Çorum‘un sürgünleri arasında Refi Cevat Ulunay, Refik Halit Karay, Hüseyin Cahit Yalçın gibi isimlerin olduğunu biliyordum. Konuyu derinlemesine incelemeye başlayınca Abidin Dino, Enver Gökçe‘nin de Çorum […]

Tamamını Okuyun

ESKİ ZAMAN RESİMLERİ; BENİ ARKAMDAN KİM İTTİ?

1979 Yılında bir günlük gazetenin (Aydınlık) sanat sayfasında başlayan yazı serencamımız 1981‘de Ufuklar adlı kısa ömürlü bir dergide yayımlanan iki yazı ile es yaptı… Oldukça uzun bir es. Ne zaman kadar mı? 1992 Şubat‘ına kadar… Yuvarlak hesap on yıl… On yıl, ülkemizin darbe periyodu olduğu kadar edebiyatların da kuşaklar cetvelidir. 40’lı şairler, 50’li öykücüler, 60’li […]

Tamamını Okuyun
Atilla-Laçin

ATİLLA LAÇİN NASIL YAZAR OLDU?

  Cesaret, verildiği kadar alınan, alınabilen ya da bir şey midir? Çorum‘da Yazılıkaya Dergisi’ni çıkardığımız günler. Dergicilik, yeni yazarlar keşfetme yolculuğudur biraz da. Kendi gelenler için pek bir sorun yoktur. Bir de yazı boyutunu hissettikleriniz vardır. Bu iş sabır ve kararlılık isteyen arkeolojik bir kazıya benzer. Artık Atilla Laçin‘e sözü getirmenin sırasıdır. Atilla abi, sohbetleri […]

Tamamını Okuyun
Ev

GÜNEYDALI DÜŞÜ

    O sözcüğün, o dil kapısının avlusuna girdiğimde, yaşanmışlıkları örten ve bir o kadar da gelecek tasarımlara açılımlar sağlayan bir coğrafyayı soluduğumun ayırdına yardım… Ev… Ahşap bir ev… Bahçeli bir ev… Kırmızı, beyaz taşlıkları, asmalar, kuyusu, tulumbası, bahçede meyve ağaçları olan bir ev… Ağaçlardan palmiye, zamanın ölümle özdeşleşen hüznüyle uzatmıştı sakallarını… Ev, ev değil; […]

Tamamını Okuyun
Atatürk

REŞAT AMCA VE ATATÜRK

  Anne tarafında ilk torundum. İlk torun olmanın da bütün keyfini yaşadım. İlkokuldayken (1958-1963) anneannemlere gece yatısına giderdim. Dedem eve geldiğinde biz akşam yemeğimizi yemiş olurduk. Elinde gazete kâğıdına sarılmış şarap şişesiyle eve giren dedemin gözleri ışıldardı beni görünce. O akşam yemekte barbunya pilaki vardı. Pijamalarını giyen dedem masaya oturduğunda anneannem yemeğini getirdi, yanında bir […]

Tamamını Okuyun
Münazara

MÜNAZARA VE TARTIŞMA KÜLTÜRÜMÜZ

  “Her durumda haklı çıkmaya çalışmak” analitik düşüncenin, eleştirinin, bireysel ve toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engellerden biridir. “Her durumda haklı çıkmaya çalışmak” temel duruş olduğunda “kazan da nasıl kazanırsan kazan” mantığı fasit bir daire gibi kuşatır sizi. Demagoji ve laf cambazlığı belirleyici olur. Bir dönemde liselerde ve üniversitelerde pek yaygın olan “münazara” denilen bir […]

Tamamını Okuyun
Bakmak

GÖSTERMENİN EŞİĞİ

I Bakıp da görmek, göstermenin eşiğidir. Mağara duvar resimlerinden çatallanarak giden yolculuk. Resim ve yazı… Üç boyutu göstermenin heykelciklerden heykele… Diller var bir de birbirine benzemez. Sarkacında müzikle dansın şiir. Tiyatro illâki… “Her olmak algılamaktır” der George Berkeley. Bu yol ve yolculukta insan, kendini ve şeyleri sorgularken, doğanın da bir ögesi olarak gösterilen insanın toplumu […]

Tamamını Okuyun
Sonbahar

BİR GÜFTENİN İKİ HİKÂYESİ

Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok Ünlü şair Faruk Nafiz Çamlıbel, iki çocuğunun annesi Azize Hanım hastalanınca, tanıdığı olan kadın doğum doktoru Alaeddin Yavaşça‘ya danışır. Yavaşça, şair ile eşini kendisinden daha tecrübeli olan hocasına götürür ve o doktor kanser teşhisini koyar. Hastalık çok ilerlemiştir ve kadıncağız fazla yaşayamaz. Hikâye Alaeddin Yavaşça‘nın anlatımıyla şöyledir: “Faruk […]

Tamamını Okuyun
Fuat Kemal (Dr. Fuat Kıvran)

DOKTORDAN İKİ ROMAN: CIRNIK KÖPRÜSÜ VE JİNEKOLOG

“Kuşkusuz yazarın yurdu dilidir” der Feridun Andaç, “Ama onu asıl var eden yaşadığı zamanın ruhu, oluştuğu kültürel iklimdir. Bu da onun kiminle, nerede, nasıl karşılaşıp bir etkileşim içinde yaşayarak yaratıcılığını var ettiğidir. Eğer bu zenginliklerden yoksunsanız kendinizi var edemezsiniz.” Romanlarında Fuat Kemal imzasını kullanan Dr. Fuat Kıvran’ın hekimlik yaşamını onun kozasını örme dönemidir sanki. İnsanı, […]

Tamamını Okuyun
İnleyen nağmeler

İNLEYEN NAĞMELER

  Zeynettin Maraş, udi Muazzez Hanım ile noter Memduh Bey’in oğludur. 1927‘de İstanbul Suadiye‘de iki katlı, bahçeli, ahşap bir evde dünyaya gelir. Haydarpaşa ve Kabataş Liselerinde öğrenim görür. Annesinden etkilenerek ut çalmaya başlar. Anne ve babasının teşvikiyle daha ortaokul sıralarındayken komşuların evlerinde yapılan musiki meşklerine katılır. Yedek subaylık bitiminden sonra girdiği İstanbul Belediye Konservatuarı Türk […]

Tamamını Okuyun
rüyalardaki-güzel

RÜYALARIM OLMASA

Türk musikinin severek dinleyenler arasında şarkıların bestecisini, söz yazarını bilenler ne kadar da azdır. Örneğin “Vurgun” desem ne çok insan hatırlar şarkıyı. Ama “Vurgun” dendi mi de akla Muazzez Abacı gelir. Bu güzel şarkının bestecisi Selçuk Tekay‘ın adını da bilen çıkmaz çoğunlukla. Piyasada müzisyenlik yaptığım dönemde istek gelirdi, “Zeki Müren şarkısı” diye. Sayarız  Zeki Müren […]

Tamamını Okuyun
Düş

RÜYA-BESTE İLİŞKİSİ

  Düş ve rüya eşanlamlı olarak kullanılsa da birebir örtüşen kavramlar olmadığını sohbetlerde anlattığım gibi yazılarımda da değiniyorum. “Düş kurmak” deriz. Bu bir uyanıklık hâli eylemidir. Rüya ise uykuda gördüğümüz, uyanınca hatırlayabildiğimiz kadarıyla bir şeydir. Düş kurarken bilinç ne denli önemliyse rüyalarda bilinç devre dışıdır. Bilinçaltı ise senarist ve yönetmen olarak işbaşındadır. Rüya zaman-zaman içinde […]

Tamamını Okuyun
Yetenek

Körün Fil Tarifi

“Körün fil tarifi” ifadesini pek severim, yaşanan durum hiç de hoşuma gitmese de. Başka ülkeleri ve kültürleri bilmem ama sanattan siyasete bu bakış tarzı ayrıkotu gibi kuşatmış algılarımızı. Kimi kulağını tutar filin, kimi hortumunu, kimi gövdesini ya da kuyruğunu. Bakar körlerin dayanılmaz sefaleti. Ucu açık tartışmalar, atışmalar sarhoş yemeği gibi ısıtılıp- ısıtılıp konur önümüze. Sebep […]

Tamamını Okuyun
Yeni Köleci Çağ

Yeni köleci çağ

“Türkiye’nin sorunları nedir?” diye bir anket yapılsa herkes kendine göre bir sıralama yapar. İnsanın neresi ağrıyorsa canı oradadır. Ortaokuldayken “Amca sen hangi partidensin?” diye sorardım amcalara. Aklımca siyaset konuşacağım onlarla. Aldığım cevap ise “Ekmek partisi….” olurdu. Zaman içinde adil/hakça paylaşımın önem ve değerini anladım. Ancak, üretimin arttırılması gibi bir olgunun da hakça paylaşım kadar önemli […]

Tamamını Okuyun
Klavye

Hiçbir şey yapmamak !

I Ne derin bir tümcedir ve giderek genişleyen, “Hiçbir şey yapmamak!” Irmağın akışına kapılmış bir dal parçası ya da rüzgârın savurduğu kuru bir yaprak ya da karanlığında gecenin bize göz kırpan ışığı yıldızların… Irmağa kapılan dal parçası ile rüzgârda savrulan yaprak ve yıldızın ışığı arasındaki ilişki şiirin iklimini gösterir bize. Yakın olan uzağın şarkısıdır o, […]

Tamamını Okuyun
Harf

Harf Yakıştırmak Hayata

I İlk bakışta her şey tamamdır da bir şey eksiktir yine de… Bir histir bu. Bakılıp da görülmeyen bir ses, bir koku, bir renk vardır, dokunacak denli yakın olduğunuzu hisseder de ulaşamayız ona. Herhangi bir duyguya takılıp kalmak hem kendimizi hem de hayatı keşfetmemizin önüne neredeyse aşılmaz bir duvar çeker. Bu duygu, geçmişe yönelik ise […]

Tamamını Okuyun
Reşit Bekirof

Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri

Reşit Bekirof tarafından 1949 yılında şarkı haline getirilen ‘Nazende Sevdiğim‘ şiirinin hikâyesi Azeri bir gazetede yayınlanır. Bekirof‘un geçtiğimiz günlerde bulunan anılarından derlenen o haber, Türkiye’de de çok sevilen ‘Nazende Sevdiğim‘ şarkısının hikâyesini de ortaya çıkarmıştır. 1988 yılında sosyalist olduğu için zehirlenerek öldürülen Reşit Bekirof‘un anıları yayınlanır. Azeri gazetedeki habere göre, İkinci Dünya Savaşı sırasında Kırım‘daki […]

Tamamını Okuyun
Kızıl Gonca

Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın

Hiçbir şey görüldüğü gibi değildir. “Her gördüğün sakallıyı deden sanma” der atalarımız. Şeylere bakarken önyargılar, ön-kabuller nasıl da yanıltır bizi. Öğretilmiş çaresizliğin kaçınılmaz sonucudur bu. “Bir kızıl goncaya benzer dudağın” zemin haneli Amir Ateş bestesi, güftesi Melek Hiç‘e ait Muhayyer Kürdü şarkı için “Ruj reklamı” diyen muzip bakışlar da çıkabilir. Kim diyebilir ki bu şarkı […]

Tamamını Okuyun
Oturan Adam

Düş-Altı Belgeseli

O gün herhangi bir cumartesiden biriydi… Ya da ben öyle olmasını istiyordum… Oldukça geç kalkmış ve kahve eşliğinde bir şeyler yemiştim… Ve tıraş bile olmadan giyinip birkaç dergi, kitap ve not defterimi alıp çay bahçesinin yolunu tuttum… Birkaç masadaki tanışlara selâm bile vermeden bir köşeye oturdum… Çay ve sigara eşliğinde önce dergileri okumaya başladım.. Özkan […]

Tamamını Okuyun

Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim

Çok sevdiği eşinin hastalığı onu acının derin kuyularına atmıştı. Tedaviyi de reddediyordu. Ölümün yaklaştığını fark etmeye ve onu kabul etmeye başlamıştı. Artık zaman kavramı kalmamıştı. Arkadaşlarının, komşularının ve hatta aile üyelerinin bile ziyaretini geri çeviriyordu. Ziyaretini kabul ettikleriyle bile etkileşimde zorlanıyor ve bundan hoşlanmıyordu. Kendi hayatı hakkında düşünüyor ve anıları ziyaret edip duruyordu. Nasıl bir […]

Tamamını Okuyun
Şarkı

Romanlar ve şarkılar

“Bizim romanlarımız şarkılarımızdır” I Bizim musikimiz bir söz musikisidir. İster kırsal hayatın türkülerine bakınız, ister kentlerin müziği şarkılara. Kentler insanın sanat yolculuğunda klasiklerin oluşup göverdiği iklimler olup şüphesiz kökleri kırsalda olan bir söylemdir. Sanatın kuralları ve kuramı, kentlerde belirlenmiştir. Kırsalda türkü yakan biri bunu kaç kaçlık biri ritimle ve hangi ses dizisiyle yazacağını hiç düşünmez, […]

Tamamını Okuyun
Maksim

Olmayanın oldurduğu

Öyle noksanlar vardır ki diğer algı noktalarının gelişerek genişlemesine yol açarlar. Görme engellilerde ses ve dokunma algısı, görme yetisi olanlara göre daha ileri düzeydedir. Nota bilmeyen öyle müzisyenler vardır ki duydukları ezgiyi anında çalıp söylerler.

Tamamını Okuyun
Dijital polis devleti

Dijital polis devleti

Doğayı, kâinatı, toplumsal yaşamı okuyan, yeni önermeler getirenler her dönemde küçük bir azınlık olmuştur şüphesiz. Bu küçük azınlığı da yönlendiren bir çekirdek hücre olmuştur hep. Çünkü halk her dönemde gündelik yaşayan bir kalabalıktır. İaşe ve ibate biricik önceliği, kaygısı olmuştur.

Tamamını Okuyun
Kalamış

Kalamış şiirinin ve şarkısının hikâyesi

Bestekâr Dr. Alaeddin Yavaşça‘nın eşi Ayten Hanım İsmet Bozdağ‘dan dinlediği bir hikâyeyi anlatıyor. Münir Nurettin Selçuk sağlıklı günlerinde, Kalamış‘ta yalnız kendisinin şarkı söylediği bir kulüp açmış, içeri girmek için önce Kulüp’e üye olunuyormuş: Yemek servisi, meze yokmuş, yalnız viski servis ediliyormuş, müşteriler, önce kartlarını gösteriyorlar, sonra içerde içtiklerinin hesabını ödüyorlarmış. Münir Nurettin Selçuk, (1900-1981) dostu […]

Tamamını Okuyun
Saat

Kurmaca şeyler

Düş kurmak, saat kurmaya benzer desem, pilli saatlerle ve hatta artık cep telefonundan vaktini öğrenen kuşaklar için arkeolojik ve antropolojik bir buluntu göstermiş gibi olurum. Bu arada Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanı vesilesiyle Ahmet Hamdi Tanpınar ustaya bir selâm göndermemiz gerekir.

Tamamını Okuyun
Akşamüstü

Bir bahar akşamı rastladım size

Ansiklopedilerin yaygınlaştığı dönemde bir maddedeki hatanın kopyala-yapıştır uygulamasıyla çoğaldığını gördük. Ansiklopedi maddelerinin güncellenmesi ek maliyet gerektiren bir iştir. Bu işe yayın piyasasında “tamirat” adı verilirdi. Hâlâ öyle mi bilmem. İnternet çağında ise bilgiye ulaşmak ne denli kolaylaştıysa, hatalı bilgi de o denli yaygınlaştı. Türk musikisi tarihi de bu kopyala-yapıştır işlerden nasibini almakta kaçınılmaz olarak. Bunun […]

Tamamını Okuyun
AVM

Kendine maske takmak!

Tepe not: Bu maskenin Corona virüs salgını sebebiyle insanlığa taktırılan maskeyle yakın uzak bir alakası yoktur. I Kırılma anı Herhangi bir gün diye başladığımız vaktin ışığı öyle bir kırılır ki renklerine, hiç görmediğiniz bir renk ve zevk rüzgârı sizi bambaşka bir benle tanıştırır. O gündeki o vaktin, ömrünüzün bir başka benine geçiş aralığı olduğunu fark […]

Tamamını Okuyun
Erdal Alova- Yaşamdaşlarım Alova

Erdal Alova ile edebiyat yolculuğu

“Sanatçı ışığı alnında ilk hissedendir” der Atatürk, 20. Yüzyılın devrimler çağı olduğu ise şüphesiz tartışılmaz. Erdal Alova‘nın “yaşamdaşlarım alova” adlı kitabını okumayanlara öneririm. Kimlerle rastlaşacaksınız? Yaşar Nabi, Memet Fuat, Nazım Hikmet, Onat Kutlar, Edip Cansever‘in “Kendi adresine sürgün bir yaratık” dediği Ece Ayhan, Can Yücel, Selahattin Hilav, Cemal Süreya‘nın tanımıyla “şiir tankeri” Fazıl Hüsnü Dağlarca… […]

Tamamını Okuyun
Ada

“Ada sahillerinde bekliyorum”

“Türkçe sözlü hafif batı müziği” ve/veya “Türkçe sözlü hafif müzik” 1960’lı yıllardan başlayarak batıda, “pop müzik” olarak bilinen şarkılara Türkçe söz yazılmasıyla oluşan müzik türüdür. Anlatımın dört kelimeden oluşması sebebiyle zaman içinde” Türkçe pop” veya “pop müzik” ifadesi kullanılmaya başlanmıştır. Ancak, Türk müzik tarihinde Türkçe söz yazılan ilk müzik “Kâtibim” adı ile de bilinen “Üsküdar’a […]

Tamamını Okuyun
Aksaray

Kendine yetmek

“İnsanlara ne tavsiye edersin?” sorusunu şöyle yanıtlar Andrey Tarkovski, “Bilmiyorum… Bence tavsiye etmek istediğim tek şey, yalnız olmayı ve mümkün olduğu kadar çok tek başlarına vakit geçirmeyi öğrenmeliler. Bence günümüz gençliğinin yaptığı hatalardan bir tanesi gürültülü ve her daim agresif etkinlikler ile bir araya gelmeye çalışmaları. Bana kalırsa yalnız hissetmemek için bir araya gelme arzusu […]

Tamamını Okuyun
Faruk Nafiz Çamlıbel

Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok

Ünlü şair Faruk Nafiz Çamlıbel, iki çocuğunun annesi Azize Hanım hastalanınca, tanıdığı olan kadın doğum doktoru Alaeddin Yavaşça’ya danışır. Yavaşça, şair ile eşini kendisinden daha tecrübeli olan hocasına götürür ve o doktor kanser teşhisini koyar. Hastalık çok ilerlemiştir ve kadıncağız fazla yaşayamaz. Hikaye Alaeddin Yavaşça‘nın anlatımıyla şöyledir: “Faruk Nafiz Çamlıbeli bilirsiniz. Gelmiş geçmiş şairlerin en […]

Tamamını Okuyun
Melahat Pars

Ben gamlı hazan’ın hikâyesi

Şarkıların ve türkülerin hikâyelerini araştırıp yazmayı seviyorum. Sevgi Dostları Türk Müziği Topluluğu‘nun Sonbahar Şarkıları konseri repertuarında olan “Ben gamlı hazan sense bahar, dinle de vazgeç” misrai ile başlayan şarkının hikâyesini araştırırken bir şehir efsanesi ile karşılaştım. Melahat Pars çok genç yaşlarda bu şarkının söz yazarı Sıtkı Angınbaş‘tan ders alırken, hocasına âşık olmuş da hocası bu […]

Tamamını Okuyun
Üsküdar'a gider iken

Bir Türkünün Arka Sokakları: Kâtibim

“Üsküdar’a giderken aldı da bir yağmur” veya “Kâtibim” türküsü olarak bildiğimiz ezgi 08.11.1945 tarihinde Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir. Repertuvar No: 1140. TRT Arşivinde kaynak olarak “Yöre Ekibi” verilmektedir. Bu türküyü bilmeyen, duymayan da yoktur. Yabancılar tarafından çekilen çeşitli filmlerde fon müziği olarak da çok kullanılmıştır.

Tamamını Okuyun

İnsanın kendini okuması

Gazanfer Eryüksel-O sesi kesip atmamız bir ezgiden veya bir tümceyi çıkarmamız bir metinden, o şeyleri yok etmez şüphesiz. İşte bu eylem bir kurgudur. Kurgu ise “anlam” temelli bir yapı inşasıdır. Hayata, hayatlarımıza bir anlam katma uğraşımız da kendimizi yontarak biçim/biçem verme çabasıdır. Doğanın kendi yazılımındaki anlamı okumak ise hayatlarımızın anlam kurgusunun abecesi taşıyıcı kolonudur. Anlam […]

Tamamını Okuyun

Büyümek mi, şişmek mi?

Büyümek ve şişmek… Büyümek sağlık işaretidir. Şişmek ise bir sağlık sorununu belirtisidir. Sosyal hayatlarımızda ve ekonomide bu iki kavram çokluk birbirine karıştırılır. Antalya’nın ilk profesyonel turist rehberi Hüseyin Çimrin ağabeyimle bir sohbetteyiz. 2019 yazı… Kahveci Veysel’de oturmuşuz konuşuyoruz, eskiden yeniden. Sohbetin tanığı ise Fikret Oğuz… “Bir gün tura çıktık” dedi Hüseyin abi, “Alman gurubu gezdiriyorum. […]

Tamamını Okuyun
Eski Bayramlar

Çocukluğumun Bayramları

Hep anlatılır, yazılır ya “Bayramlık yeni ayakkabılarımızı yastığın yanına koyar uykuya dalardık” diye… Ne garip hiçbir Bayram öncesi ayakkabımı başucuma alıp uyuduğumu hatırlamıyorum. Giysiler mi dediniz? 1950 ve 1960’lı yıllarda hazır giyim şimdiki gibi yaygın değildi. Üstümüzü başımızı hep annem dikerdi veya yün alıp kazak ve hırkalarımızı örerdi. Büyüme çağında kazaklar küçüldü mü iki eski […]

Tamamını Okuyun
Eski-Meclis

İŞTE BU MECLİS

  Sohbetlerde anlatıyorum hep, 19 Mayıs 1919‘da Atatürk‘ün Samsun‘a çıkmasıyla başlayan Kemalist Devrim süreci bir Milli Birleşik Cephe inşası olarak başlamış. Cumhuriyetin ilanından Atatürk’ün ölümüne dek sürmüştür. Bu cephenin adına Atatürk “Müdafa-i Hukuk” demiştir. Bu ifadenin temelinde de Meclis gerçeği vardır. “Önce Meclis mi, ordu mu?” adlı yazımızı okumayanlara öneririz efendim. İlk  Meclis kurulduğunda lise […]

Tamamını Okuyun

Önce meclis mi, ordu mu?

Dünya devrimler tarihinde meclis egemenliğinde gerçekleşen ilk ve tek devrimle kurulmuştur Türkiye Cumhuriyeti. Meclis demek milletin iradesi demektir. Hâkimiyet-i Milliye… Jön Türklerle başlayan, ikinci Meşrutiyet’le devam eden Türk devrim sürecinin millet iradesiyle taçlandırılmasıdır. Hadi daha sonra söylenecek olanı şimdiden söyleyelim mi? 23 Nisan 1920’de açılan Meclis’in duvarına “Hâkimiyet Bilâkayd ü şart milletindir” diye yazmak defacto […]

Tamamını Okuyun
Münir Özkul

Sarışın kukla İbiş

1980… İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları‘nda sezon bitti ve yaz oyunları ile sahne alacak olan Kanlı Nigar adli oyunda kanun çalıyorum. Yönetmenliğini Deniz Uyguner‘in üstlendiği oyunda başrolü Münir Özkul oynuyor. Provalar o dönemde yaz oyunlarının sahnelendiği Rumelihisarı‘nda devam ederken yönetmen Deniz Uyguner beni çağırdı. Provalara üç gün ara vereceğini ve beni Münir Özkul‘un özel asistanı olarak […]

Tamamını Okuyun

Lokantalar ve pazar gezmeleri

1950-60’li yılların Türkiye‘sinde ailece lokantaya gitmek istisnanın da istisnası bir durumdu. O da İstanbul, Ankara, İzmir gibi birkaç büyük kentte lafzıyla ve ruhuyla gerçekten kentli ve belli bir gelir düzeyinin üstünde olan aileler içindi. O yıllarda yaygın olan ailelerin pikniğe gitmeleriydi. Kendi bağı ve bahçesi olanların ise özellikle Anadolu’da işi kolaydı. O yılları düşünüyorum da […]

Tamamını Okuyun
Kültür geni

İlk işbölümü ve kültür geni

Kadın ve erkeklerin davranış biçimleri arasındaki farklılık tarih boyunca cevaplanması gereken bir soru olarak aşılmaz dağ misali herkesi meşgul etmiştir. Her davranış, şüphesiz belli bir sürecin sonucudur ve mutlaka bir sebebi bir kökü vardır. “Kadın niye böyle yapar veya erkek niye böyle yapmaz?” sorularının kök hücresi meyve toplayıcılığı ve avcılık döneminde yapılan ilk işbölümü ile […]

Tamamını Okuyun
Karadut

Karadut’un Mitolojik Hikayesi

Bir zamanlar birbirlerine âşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe, delikanlının ki, Piremus idi. Yan yana evlerde otururlardı; birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine âşıktılar. Aileleri bu aşka karşıydı. Ama onlar, bu derin sevgiden vazgeçemiyorlardı. Bir gece, gizlice ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe, ağaca Piremus’tan önce varmıştı. Uzaktan ağzından kanlar akan kocaman bir […]

Tamamını Okuyun
Çocukluğumun Ramazanları (3)

Çocukluğumun Ramazanları (3)

Ramazan davulcuları… Osmanlı döneminde saat olan evler parmakla sayılacak kadar azdır. İnsanlar zamanı namaz vakitleriyle ayırırlarmış. Örneğin öğle namazından sonra buluşalım ve ikindiden sonra evde olacağım gibi. Şehirlerde saat kulesi yapımı II. Abdülhamit‘in bir fermanıyla başlamıştır. Örneğin Çorum Saat Kulesi 7-8 diye de bilinen Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Safranbolu‘daki saat kulesinin ise ilginç bir hikâyesi […]

Tamamını Okuyun
Lahmacun

Lahmacun ve kentleşme

Güneydoğu mutfağı, özellikle Gaziantep mutfağı, ülkemizin en zengin lezzetlerini saklayan bir damak keyfidir. Bu mutfağın karakteristiklerinden biri de lahmacundur. İstanbul‘un kentleşme süreci iniş-çıkışlarla dolu bir yolculuktur. Bu kent yüzyıllarca Doğu Roma‘nın (Bizans) başkenti olmuş, 1453‘den sonra da Osmanlı İmparatorluğu‘na başkentlik yapmıştır. 21. yüzyılda ise sayılı dünya başkentlerinden biridir. Osmanlı Devleti çeşitli konularda sentezler yaparak bir […]

Tamamını Okuyun
Haluk Şahin

Dünyaya Hem İçeriden Hem de Dışarıdan Bakabilmek

Cevat Sakir‘in Bodrum‘a gidişi bir zorunlu ikamet, bir sürgündür. Cevat Şakir, bu dönemde Halikarnas Balıkçısı‘na dönüşürken, kültür dünyamıza da Anadolu‘daki kendi derin köklerini keşfettirir. Haluk Şahin‘in Bozcaada‘sı ise Cevat Şakir‘in zorunlu ikametinin aksine bilerek, isteyerek, planlayarak yapılan bir gidiştir. Bir sığınaktır Bozcaada… “İstanbul’un gürültülü, bencil, kalleş, nobran ve şımarık duruşuna karşı bir huzur adası…” “Ada” […]

Tamamını Okuyun
Erkan Yücel

Köpek yüzümü ıslattı

1979… Askerlik sonrası yeniden İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları‘ndayım. Sezon bitse de o dönemde Gezici Ekip olarak yaz oyunlarımız olacak, festivaller vb. Tiyatroya ne için uğramıştım şimdi hatırlamıyorum. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi‘nde kulis ve kantin aynı yer. Kulise girer girmez tam çay alacaktım ki Genel Sanat Yönetmeni Hayati Asılyazıcı kulise geldi. Yanında ise Erkan Yücel… Selamlaştık. […]

Tamamını Okuyun
Radyo

Dün-gün sarkacında anılar

Dün-gün sarkacında akıl, kendince karşılaştırmalar yapar. Örtüşen ve ayrışan resimler süzülüp gelir belleğin kuytularından. Karşılaştırma ise soruları beraberinde getirecektir kaçınılmaz olarak. Dünde günü, günde ise dünü sorgularız. Anılar, ister yazan için ister okuyan için bir karşılaştırma metnidirler. Zamana yolculuk. 31 Aralık 1975‘de piyasada çömez kanuncu olarak işe gittim. Ne oldu şimdi hatırlamıyorum ama piyasayı bırakmaya […]

Tamamını Okuyun
Şiir

“Çağ şiir tutmuyor”

I “Çağ şiirsizdir” der Ahmet İnam, “Çağ şiir tutmuyor.” Hiç kimseye dönüşen/dönüştürülen insanın, kendini ve evreni okuyamaz oluşunun bir sonucudur çağın şiir tutmaması. Evren ve onun bir parçası olan insan artık denizde olup da denizi bilemeyen balığa benzetmiştir kendini. Bakıp da görememenin, okuyup söyleyememenin trajedisi… II Görmek… Gözün 24 kareyi okurken beyin 25. kareyi görüp […]

Tamamını Okuyun
Alkış

Alkış ve alışkanlık

Alkış, alışkanlık yaratan bir şeydir. Tiryakilikten de öte…  Hep istersiniz onu. Eksikliği nasıl da soluksuz bırakır ruhunuzu. İşte bu eksiklik ters akıntıyla geçmişe sürükler hayatınızı. Dünde alkışlarla bir hayat vardır çünkü. Bir şarkı kanatlandırır sizi, ya da bir oyundan bir replik. “Evet, oyle dedi pasamiz ve o geceden alti ay sonra da sizlere omur, vefat […]

Tamamını Okuyun
Şükran Ay

“Kara-Para Aşk” Müzik ve İnsan…

1980‘li yılların sonları… Öneri nereden geldi şimdi hatırlamıyorum bir stüdyoda müzik kaydında çalmam istenmişti. Ne çalacağımı sorduğumda “ritim saz” dedilerdi. “Hangi sazı getireceğim?” diye sorduğunda “Çalgılar stüdyoda var…” yanıtını almıştım. Sabah stüdyoya gittiğimde tef çalmam istendi. Benden başka iki müzisyen daha vardı. Diğer sazları sordum. Bugün altyapı kaydı yapacaklarını söylediler. O güne kadar duyduğum, bildiğim […]

Tamamını Okuyun
Gökyüzü

İçler dışlar çarpımı

“Gökyüzü altında önceden söylenmemiş söz yoktur.” Bu ifade Marcus Tullius Cicero‘ya (M.O. 106-43) atfedilmekle birlikte şüphesiz ondan önce de söyleyenler çıkmıştır. Bu ibarenin, şüphesiz, farklı söylenişleri de vardır. “Dünya üzerinde söylenmemiş söz yoktur” gibi. Cağımızda, dün geçip gitmiştir, yarın ise belirsizdir, öyleyse bugünü, anı yaşamak gerekir bağlamında bir yaşam felsefesi başta sosyal medya olmak üzere […]

Tamamını Okuyun
İki arada kalmak

İki arada kalmak

I. Kendisiyle yarışmak, ömür boyu süren bir maratondur. Bu bakış açısı özellikle sanat bağlamında da ana ilkedir. Daha doğrusu olmalıdır. Her sanatçı bir önceki üretimini yukarıya çekerse yürüdüğü ve/veya koştuğu coğrafyayı ve iklimi genişletebilir. Aynı zaman boyutunda onunla birlikte yürüyenleri çelmeleme çabası onun için vakit ve enerji kaybından öteye geçmez. Zaman ileriye doğru akan bir […]

Tamamını Okuyun