Ahmet Bilek’i unutmayacağız

Ahmet Bilek’i unutmayacağız!..

Benim kırk yılımın geçtiği Ankara Üniversitesi’nin farkı işte!.. Bir süre aralarında çalıştığım Spor Bilimleri Fakültesi yöneticilerinin, öğretim üyelerinin sıcaklığını, vefasını bir kez daha gördüm. Bütün kurumlardan önce hatırladılar minderlerin ilk şampiyon öğretmenini. Üniversiteli gençler ilgiyle dinlediler Ahmet Bilek’in başarı öyküsünü ve gurbette trajik biten yaşamını.

Tamamını Okuyun
yahya kemal

Diplomat Şair

Büyük bir şairin dünyasını anılarla, mektuplarla, belgelerle aydınlatırken, Osmanlının çöküş yıllarından Cumhuriyet’in kuruluşuna değin uzanan önemli bir tarihsel dönemin de öyküsü yer buluyor kitapta. Başta Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) olmak üzere, çeşitli siyasal, tarihsel olaylar karşısında şairin tavrını, durduğu yeri de ortaya koyan değerli bir araştırma… Yusuf Ziya Ortaç, Portreler’de onu “ikbalin eteğinden tutmasını bilen” bir şair olarak anlatır.

Tamamını Okuyun
masaüstünde gözlük cüzdan

Evden Çıkmak

Sizde de öyle midir? Evden çıkmak epey zorlaştı, uzun bir süreç oldu. Unutmayacaklarınız var, gittikçe de sayıları artıyor. En başta, cüzdanınızı, paranızı, kartlarınızı, pasonuzu unutmayacaksınız. Okuma gözlüğünüzü, mevsim yaz ise güneş gözlüğünüzü de…  Yazmanız, not almanız gerekebilir, bir kalem kâğıt her zaman olmalı yanınızda.

Tamamını Okuyun
Türkçe-Sözlük

TRT’yi Türk Dil Kurumu yanıltmış!..

Melihat Gülses’in “Nahif sesli sanatçı” diye tanıtılmasını yanlış bulmuştum. Elimdeki bütün Türkçe ve Osmanlıca sözlüklerde “nahif” sözcüğü, “cılız, zayıf, arık, çelimsiz” diye tanımlanır. “Cılız sesli sanatçı” demek elbette hoş değil. “Nahif” değil, “Naif sesli sanatçı” denmeliydi. O yazımda daha başka hatalara da değinmiştim.

Tamamını Okuyun
esra-erol

Kadına ‘Ağabey’ diyen kadınlar!

Bu tuhaflık yukardan aşağıya doğru iniyor, herhalde en tehlikelisi de bu. Başımızda örgütlenmiş bir cehalet, örgütlenmiş bir kabalık, örgütlenmiş bir laubalilik var. Bu durum yukardan aşağı, sorumludan sorumsuza doru gidiyor ki, acı olan da bu! Günün birinde, “Uludere” olay gibi bir olayla sezaryenin karşılaştırılacağını, böyle bir mantıkla karşılaşacağınızı ve yönetileceğinizi aklınızın ucuna getirebilir miydiniz? Bu mantık keke biraz daha erken faaliyete geçseydi de, örneğin “Madımak”la karşılaştırsaydı sezaryeni ya da kürtajı. Aynı şey, büyük bir fark yok arada.

Tamamını Okuyun
Eski hastane

DOKUZUNCU HARCİYE KOĞUŞU (2)

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun en başarılı yanlarından biri, bu babasız evdeki anne-oğul ilişkisinin anlatılışı… Hasta çocuk, hastalığın kendisinden çok anneye verdiği acıdan kaygılanır. Anne hep kaygılı, duyarlı, çocuk da onun ağladığını buruşmuş, ıslak mendilinden anlayacak kadar dikkatli… Kötü hastalığını anneyi üzmeden konuşmaya çalışan, bazen tam konuşamayan gencin durumu ancak yaşanmışlıklarla bu denli güzel anlatılabilir. Kahramanımız anne üzülmesin diye yalan da söyler. Asıl acınacak olan çocuk değil de annedir sanki. Ana-oğul susunca, bütün bir ev de susar; babasız evde onlara güç verecek başka kimseler yoktur.

Tamamını Okuyun
Dokuzuncu_Hariciye_Koğuşu

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1)

Peyami Safa (2 Nisan 1899-15 Haziran 1961) daha ilk romanı Sözde Kızlar (1922) ile bu türde iyi bir başlangıç yapmıştır. Kişilerini biraz dünya görüşüne göre çekip çevirse de, başarılı gözlemlerle çok sahici, inandırıcı karakterlerle karşılaşırız bu ilk romanında… Sözde Kızlar’ın belki de en önemli talihsizliği, Anadolu ahlâkının bir simgesi gibi anlatılan Mebrure’nin İzmir Amerikan Koleji, yani bir misyoner okulu mezunu olmasıdır. Romanı okuduğumda acaba yazar bu okulları iyi tanımamış mı diye düşündüm. Ancak bu romandan sekiz yıl sonra yayımlanan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda “ecnebi okullarının” kültürümüz üzerindeki olumsuz etkilerinden, “kafaları yamyassı” ettiğinden söz edilir, hem de roman kahramanının hassas bünyesine uymayan sert bir tartışma içinde.

Tamamını Okuyun
Reşat-Enis

Ekmek Kavgamız

Bir dönemde verimli, üretken olmuş bir yazar. İlk yapıtı Kılıcımı Sürüyorum’u 1930 yılında yayımlamış, 1957 yılında basılan Despot adlı romanına değin ara vermeden üretmeyi sürdürmüş. Ancak ölümüne değin (1984) uzun da süren bir sessizlik dönemi olmuş.

Tamamını Okuyun
Dil Devrimi

Sözcük Türetmek…

Osmanlı şunu anlayamadı; bir dil belli bir halka dayanır. Halka, halkın konuşma diline dayanmayan dil olmaz. Yaşayamaz. Osmanlıca bir halka dayanmıyor, adeta sözlüklere dayanıyordu. Arapça, Farsça sözlüklere dayanan dünyada başka örneği olmayan tuhaf bir dildi. Ben “tuhaf” diyorum ya, Ziya Gökalp daha sert bir söz

Tamamını Okuyun
Ayaşlı ile Kiracıları

Ayaşlı ile Kiracıları

Bu odaları Ayaşlı İbrahim adında vaktiyle eşkıyalık da yapmış biri kiraya vermektedir. Anlatıcı durumundaki kahramanımız bir banka memurudur. Romanın sadece bir yerinde yazı çalışmalarından da sözedilen banka memuru anlatıcıyla birlikte yeni komşularını biz de tanırız, pansiyon sakinlerinin ilginç öykülerini öğreniriz. Yazar onların çok canlı portreleriyle birlikte öykülerini de anlatıyor; sıradan insanlar gibi görünseler de çoğunun hayatı karmaşıktır aslında; giderek pek sıradan olmayan ilişkiler, işler, olaylar yaşanır, hatta faili bilinmez bir de cinayetle karşılaşırız.

Tamamını Okuyun