guresci-sirri-acar

Büyük bir güreş ustası: Sırrı Acar

Kemal Ateş

Sırrı Acar’ı da Maltepe’deki salonumuzda tanıdım. Aynı mindere ter döktük, aynı soyunma odalarında soyunduk.

1943 yılında Yalova/Termal’de dünyaya geldi. İstanbul’da güreşiyordu. 1963’te, benim güreşe başladığım yıllarda Ankara’ya askerlik görevi için gelmişti. Er kıyafetiyle Muhafız Alayı güreşçileri arasında görüyorduk. Rakiplerinden epeyce gençti, ama yaşı tahmin edilemez bir genç. Yirmi de diyebilirsiniz, otuz beş de… Tanıdığım en kalın bacaklı güreşçi oydu. Boyu 1.70. Arada bir sıklet değiştirse de, genellikle 78 kiloda güreşti. Kolları, bacakları epeyce kalın, kumral saçlı, pembe yanaklı, güzel bir genç. Fazla kilo derdi olmadı, zayıflamadan, aç susuz kalmadan, pembe yüzü solmadan, maçlarına antrenmanlarındaki kilosuyla çıkıyordu.

Güreşe nasıl başladığını kendisinden dinledim. Sekiz çocuklu kalabalık bir ailede büyümüş. Günleri boğuşarak geçiyor. O gücü nereden almıştı, en çok bunu merek ediyorum. Ağabeyleriyle taş kırıp satarlarmış. Küçük yaşta böyle bir işle uğraşmış. 13 yaşında 5 kiloluk balyoz sallarmış, 15 yaşında 9 kiloluk… Yeme içme, para sıkıntısı yaşamamış, baba lokantacı.

DÖNÜM NOKTASI

Yazgısı garsonluk yaptığı günlerde, babasının Termal’deki lokantasında değişiyor. Bir gün kara yağız güçlü kuvvetli bir adam gelmiş lokantaya, yanında da eşi var. Eski şampiyonlardan Mustafa Çakmak’tır bu adam. Ağabeylerine, “Ben bu çocuğu güreşçi yapayım” demiş, alıp götürmüş İstanbul’a. Kadıköy Dörtyol’daki Halkevleri binasında 16 yaşında başlıyor antrenmanlara, Fenerbahçe’nin sporcusu oluyor. Haftanın üç günü antrenmana geliyor. Ne demek bu? Haftanın üç günü Yalova/Termal’den Kadıköy’e vapurla üç saat geliş, üç saat dönüş, altı saati aşan bir yolculuk demek. Güreş öyle bir aşk ki onda, bu uzun vapur yolculukları yormuyor, soğutmuyor, türküler mırıldanarak yolculuğun sıkıntısını unutmaya çalışıyor. Sevgiliye, dünyanın en güzel kızına verilmiş bir randevu gibi antrenmanlarını aksatmıyor, hep zamanında geliyor.

Sırrı Acar’ın yazgısını değiştiren Mustafa Çakmak, Türk güreşinde kalın bacaklarıyla tanınır, elinden tuttuğu genç de onun sarışını sanki… Kolları, bacakları çok kalın… Her ikisi de Türk güreşinin en kalın vücutlu güreşçisi olarak bilinir. Altı ay sonra gençlerle değil, büyüklerle güreşmek her güreşçiye nasip olmaz, dağlarda, tepelerde yaptığı uzun koşuların sonucunu görüyor, altı ay sonunda İstanbul bölge birincisi oluyor. Çok geçmeden ulusal takım kamplarına çağırıyorlar. Başlangıçta her iki stilde güreşirken, daha sonra hep grekoromen yaptı.

Maltepe’deki salonumuzda maçları ilgiyle izlenenlerden biri de Sırrı Acar’dı. Kollarını rakibi uzaklaştırmak için değil, kendine çekmek için kullanıyordu; ellerini uzaktan, dıştan tutmaz, hep yapışırdı. Rakibin elini ya da kolunu mutlaka tutacaktır; “rakip bana ait olacak” diye anlatır bu durumu. Gerçekten de maç boyunca rakip “ona ait”tir. Kalın, cüsseli vücut yorulmak nedir bilmez, çevik, dengeli… Sürekli yüklenir, direnir. Koltuk altına, bele girer daha çok. Göğüs göğüse geldiğinde bir adım geri atmak yok. Bu tarz sabır ister, inat ister, karşısındaki eninde sonunda kucağına düşecektir. İnce beline iner, iyice sıkar ve yere vuruverir. Şimdilerde “Geri vitesi yok” diye anlatılır böylesi güreşçiler.

UNUTULMAZ BAŞARILAR

Büyük şampiyonluklara 1967 yılında ulaştı. İlkin Belarus’ta, ardından İsveç’te Avrupa Şampiyonluğu‘nu kazandı. 78 kiloda hiç zayıf güreşçi olmazdı. Özellikle Ruslar korkusuz, kaçmadan güreşirlerdi. Rakiplerinin hepsini yenerek iki kez Avrupa şampiyonu oldu. Aynı yıl Bükreş’te itirazlar sonunda aldı dünya şampiyonluğunu, madalyası sonradan geldi. Birinci olduğu halde ulusal marşımızı okutamamış olmasına hâlâ üzülür.

Biraz da hakemlere kızdığı için güreşi erken bıraktı. Ulusal takımın başına antrenör olarak geçmesini istediler. Kamplara her sıklette en az dört güreşçi çağırmak gibi koşullarını kabul ettirdi. Hamza Yerlikaya, Şeref Eroğlu kuşağındaki yetenekleri çok genç yaşta, henüz önemli dereceleri yokken kamplara aldı, yetiştirdi.

Belediye başkanlığı yapan üç güreşçi bilirim ben. Üçünü de tanıdım. Biri köy enstitülerinin ilk olimpik sporcusu Raif Akbulut, Tortum’da; Hüseyin Akbaş, Tokat/Almus’ta; Sırrı Acar, Yalova/Termal’de belediye başkanlığı yaptılar.

Yalova’nın yaşayan bu efsane güreşçisi, epey sağlıklı, belleği yerinde… Uzun telefon konuşmalarımızı, Ankara’da görüşmek dileğiyle bitirdik.

Etiketler

Bir Yanıt Yazın