Rönesans

Batı Aydınlanması ve Akıl Çağı

Cengiz Aldemir

Çünkü Kant‘a göre; insan içinde bulunduğu olumsuz durumu aklın kendisi yüzünden değil, onu kullanmaması yüzünden düşmüş ve insan şimdiye kadar aklını kendi başına kullanamamış, hep başkalarının kılavuzluğuna ihtiyaç duymuştur. Bu yönüyle aydınlanma, Orta Çağ düşüncesine ve yaşam anlayışına karşıt bir dünya görüşü olarak ortaya çıkar. Başka bir deyişle bu yüzyılda amaç, tıpkı Rönesans‘ta olduğu gibi her türlü tarihsel otoriteden bağımsız olarak deneyin ve aklın sağladığı doğrularla doğayı ve yaşamı anlamak ve açıklamaktır.

Fransa‘nın merkezinde bu çağda, Fransız aydınları akıl ve bilimin özgür koşullar altında dine gerek bırakmayacak yeni bir dünya görüşü için yeterli olduğu inancındadır. Söz konusu süreçte özellikle insanın içinde iyi insanla kötü toplum arasında çelişki fikri ön plana çıkmaktadır. Dönemin düşünürlerine göre, bu çelişkinin ancak bir çözüm yolu olabilirdi. Bu da insanın doğal iyiliğine dayanan ahenkli bir toplum kurulmasıdır. “Doğal düzenin” evrensel, değişmez ve iyi niyet ilkelerine dayanan böyle bir toplum, kaçınılmaz bir şekilde kişisel özgürlük, genel mutluluk ve ulusal refah getirecektir. Bu doğal düzene olan inanç, aydınlanma çağının düşünürlerinde genel bir inanca dönüşmüştür.

Batı AydınlanmasıAydınlanma, kapitalizm ve sonra emperyalizmin gelişmesine katkı sağlamıştır. Batı Avrupa, kıtada savaş ve değişimden kaçarken dünyanın geri kalan bölgelerinde hızlı ve yaygın bir sömürgeciliğe yönelmiştir. Bu yeni sömürgecilik düzeni, Amerika kıtasının keşfi ile başlamış olan sömürgecilikten farklı idi. Sömürgeler Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu şeker ve baharat gibi ürünlerin sağlandığı yerler olarak kullanılmıştı. Sanayi devrimi, sömürgecilik anlayışını kökten değiştirmiş, sömürgeler bir yandan Avrupa için sanayi hammaddesi ve gıda üreticisi olmaya zorlanırken diğer yandan da Avrupa’nın kitlesel sanayi mallarının alıcısı haline gelmiştir. Başka bir deyişle Avrupa için bir pazara dönüştürülmüştür. Dönüşen sadece sömürgecilik anlayışı ve sömürgeler değildi. Bilgi ve tabiatın kendisi, gitgide artan bir şekilde metalaştırılmıştı. Başka bir deyişle, satın alınabilen ve satılabilen şeyler haline getirilmişti. Sanayi devriminin yarattığı en kirli değişiklik, zaman ve mekân kavramlarının farklılaşması oldu.. Zaman; gün ve geceden, mevsimlerden ayrıldı. Makine üretimine bağlı olarak hızlandı. Aynı şekilde mekân kavramı da değişti, mesafeler kısaldı, toprağa bağımlı ve kuşaklar boyunca doğduğu yerde yaşayıp ölen insanların yerini gittikçe artan ölçüde kentlerde yaşayan insanlar aldı. Bütün bu değişikler Batı‘da bir uyum sorununu da getirdi.

Bunun üzerine XIX. yüzyılda, Avrupa‘da barışı tehdit eden önemli olaylar karşısında büyük güçlerin kurduğu bir karşılıklı danışma sistemi oluşturuldu. Avusturya, İngiltere, Fransa ve Rusya‘nın, daha sonra Almanya ve İtalya‘nın da katıldığı bu uyum sistemi; genellikle büyük devletlerin barışın tehdit edildiğini düşündükleri anda topladıkları konferanslar ile yürütülmüştür.

Sonuçta büyük güçlerin hegemonyası egemen oluyordu. Sistem büyük güçleri, üçlü ittifak ve üçlü itilaf olarak iki kutba bölmüştü. Batıda Rönesans, hümanizm ve aydınlanma ile süren zihinsel dönüşüme karşılık doğuda İslam toplumlarında neler oluyordu? Bu sorunun cevabı: Müslümanların kendi dinleri ve evreni nasıl değerlendirdikleri, oluşturdukları kendi mahalli anlayışları şekil verdi. Bu durum, Müslümanları önce aydınlanma sonra karanlık dönem olarak tasnif edeceğimiz sosyolojik fay hatlarına böldü. İslam’da aydınlanma fikirlerini bir değerlendirmeye tabi tutacak olursak; aydınlanma çağı olarak adlandırılan dönem, aydınlanma felsefesinin 18‘nci yüzyılda doğup benimsendiği dönemdir. Batı toplumunda 17. ve 18′nci yüzyıllarda gelişen akılcı düşünceyi eski geleneksel değişmez kabul edilen varsayımlardan ve ideolojilerden özgürleştirilmeyi ve yeni bilgiye yönelik kabulü geliştirmeyi amaçlayan düşünce gelişimini kapsayan dönemi tanımlar.

Aydınlanma çağı örneklerinden Voltaire‘nin “La Lettura Della Tragedia” adlı eseri aydınlanmaya yol açan başlıca eserlerden biri sayılır. Bu eser, rönesansın gelişmesiyle kendini gösterir. Almanya‘da İmmanuel Kant, Johann Gottfried Herder, Fransa‘da Rene Descartes, Denis Diderot, Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau, Voltaire, Büyük Britanya‘da John Locke, aydınlanma çağının en büyük temsilcileri olarak gösterilmektedir. Aydınlanma felsefesi ya da 18’nci yüzyıl felsefeleri genel olarak insanın kendi yaşamını düzenlemesini yeniden gündeme almış, hem insan düşüncesinin hem toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel başlatıcısı olmuştur.

Fransız devrimiBu yüzyılın sonlarına doğru meydana gelen Fransız devrimi (1789) ve ardından gerçekleşen modernleşme süreçleri, düşünsel anlamda etkilerini ve kaynaklarını aydınlanma felsefesinde bulmaktadır. Dünyadaki Tanrı merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş anlamıyla aydınlanma, Orta Çağ‘da hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temellendirilmesi olarak belirtilir. Bu yüzyıl yeni bir ideal ile tarih sahnesinde yer alır. Bu ideale göre aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel bir kültür egemen olmalıdır. Bu kültür sonsuz şekilde ilerlemelidir. Böylece ilerleme ideali, geleneğin köleliğinden kurtularak sürekli mutluluk ve özgürlük yolunda gelişeceği düşüncesine dayandırılır. Aydınlanma felsefesinin kaynağı Rönesans felsefesi ve özellikle de 17’nci yüzyıl felsefesinin koyduğu ilkelerdir. Rönesans‘tan itibaren düşüncenin tarihsel otoriteden kurtulması, bilgi ve yaşam hakkında akla ve deneye dayanmaya başlaması söz konusudur. 17’nci yüzyılda bu gelişmeler sistemleştirilip temel ilkelere dönüştürülmeye başlanmış ve rasyonalizmin belirginleştiği bu yüzyılda aydınlanma felsefesinin düşünce temelleri bir anlamda hazırlanmıştır. Sekülerleşme (insanların yaşamlarında dinleri referans olarak görmemeye başlaması, dinin toplumsal alanda etkinliğinin azalması), aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temel olmuş bir yönelimdir. 18’nci yüzyıl felsefesinde meydana gelen teorik sorunların yeni bir takım sentezlerle aşılmaya çalışılması söz konusu olmuştur. Aydınlanma çağı; aklın ışığında felsefenin de yepyeni bir etkileyicilikle ortaya çıkışına, yaygınlaşmasına, yeni sentezler ile sistematikleştirilmesine etki etmiştir.

KantBu bakımdan bu yüzyıla “felsefe yüzyılı” denmesi de söz konusudur. Kant, aydınlanma düşüncesinin kurucu ilkesi olan akıl konusunda şöyle der: “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmama durumu ise insanın kendi aklını bir başkasına kiralaması ve o şahsın kılavuzluğu olmaksızın aklını kullanamayışıdır.” İşte bu ergin olmayışa, insan kendi suçu ile düşmüştür. Bunun nedeni de; aklın kendisinde değil, başkasının kılavuzluğu olmaksızın kendi aklını kullanamayan insanda aranmalıdır. “Aklını kendin kullanmak cesaretini göster” sözü şimdilerde aydınlanmanın parolası olmaktadır. Aydınlanma çağının ana fikri, akıl aracılığı ile doğru bilgilere ulaşabileceği ve bu doğru bilgi ile de toplumsal hayatın düzenlenebileceğidir.

Öte yandan bilim de aydınlanma çağına öncülük eder. Bu çağda ayrıca çok yoğun bilimsel gelişmeler kaydedilir. On beşinci yüzyıldan itibaren, yeni keşifler ve gelişmeler ortaya çıkmaya başlar. İcatlar bu süreci hazırlamış, bunun sonunda da karanlık çağ olarak değerlendirilen Orta Çağ‘ın sonuna gelinmiştir. Deney ve gözlem, aklın uygulama araçları olarak, bu dönemde bilimsel yöntemin ilkeleri biçiminde orta ya çıkmış ve tabiat bilimlerinde önemli gelişmelere kaynaklık etmiştir. Dinde düşüncenin durumu ise gerileme olmuş, aydınlanmacılıkla birlikte dinin kuruculuk ve egemenlik gücü kaybolmuştur. Rönesans ve reformlarla başlayan bu gelişmeler aydınlanma ile doruğa ulaşmış, buradan itibaren “Modernite” denilen sürecin oluşumunu hazırlamıştır. Bu süreç aydınlanmacılıkta köklü bir zihin değişikliği anlamı na gelmektedir. Newton ve Kopernik ile evren kavrayışı bütünsel bir değişime uğramış, Descartes ve Kant gibi isimlerle bu değişen zihniyetin felsefi düşüncesi geliştirilmiştir.

 

Etiketler

Bir Yanıt Yazın