Dursun Özden-Ayan Oros

Ayan Oros (Meryem Bahçesi)

Dursun Özden

isimlik-Dursun-Ozden

Ayan Oros; Meryem Bahçesi demektir. Ben de, bu kutsal toprakların Yazmasından (kutsal suyundan) içmek ve oradaki yaşamı belgeleyip yazmak için, çılgınca bir yolculuğa çıktım… Kadınların, dişi olan canlıların ve Ortadoks olmayanların ayak basmasının günah ve yasak olduğu Erkekler Cumhuriyeti Ayan Oroz’ta 5 gün Orta Çağı yaşadım… Zorlu bir 5 gün…

Vize ve gerekli izin belgeleriniz tamam ise, İstanbul’dan otobüs ile İpsala sınır kapısından çıkıp, Yunanistan topraklarında bulunan Nea Kalvari, Kavala ya da Selanik’e gidebilirsiniz.

Ouranoupolis tatil köyündeki iskeleden kalkan feribot ile yaklaşık iki saat süre içinde Ayan Oros iskelesine gidiliyor. Bu iskeleden sonra ise, araç olmadığın için yürümeniz gerekli…

Ege Denizi kararınca, 2033 metre yüksekliğindeki Atos Dağı uykuya daldı. Her şey adeta “Gülün Adı” romanındaki ya da filmindeki gibi. Zaman sanki donup kalmış. Ayan Oros’da ya da özgün adıyla Meryem Bahçesi’nde güneş, hala bir 15. yüzyıl dünyası üzerinde doğup batıyor. Umberto Eco’nun “Gülün Adı” kitabını ya da ondan uyarlanan filmi anımsıyor musunuz? Oradaki Ortaçağ manastırında, her gündelik işi, erkek papazlar ilkel koşullarda kendileri yaparlardı. Toplam 2250 Ortadoks keşişin yaşadığı Ayan Oros’daki manastırlarda da öyle…

ayanoros harita

AYAN OROS (Yunanca: Άγιον Όρος – Kutsal Dağ), Balkanlar‘da Yunanistan‘ın Halkidiki Yarımadasından Ege Denizi‘ne doğru uzanan 3 dar ve uzun yarımadanın en doğuda olanı. Doğu Ortodoks manastırının önemli bir merkezidir. Yunanistan Cumhuriyeti içinde özerk bir hükûmet olarak yönetilmektedir. Ayan Oros yarımadasının toprağı kalkerli olup, oldukça dağlıktır. En yüksek noktası adanın en güneyindeki Athos Dağı (2033m). Nüfusun çoğunluğu rahiplerden meydana gelir ve 2250 kişi kadardır. Athos Dağı‘nda, Konstantinopolis Ekümenik Patriğinin doğrudan yetkisi altında 20 kadar manastır vardır. Devletin yönetim biçimi 20 manastırı temsil eden, kendi güvenliklerini ve kendi gereksinimlerini kendilerinin karşıladığı Ayan Oros’da; 20 kişi ve küçük bir meclis tarafından yönetilir ve Yunanistan‘a bağlıdır. Halkın başlıca gelir kaynağı zeytin ve üzümcülük gibi Akdeniz ürünleri ve hayvancılıktır. Balıkçılık, zeytincilik, arıcılık ve şarapçılık önemle gelir kaynaklarıdır…

ATHOS DAĞI, Yunanca’da genellikle Agion Oros (Άγιον Όρος, ‘Kutsal Dağ’) ve varlık “Athonite Eyaleti” (Αθωνική Πολιτεία, Athonikí Politía) olarak anılır. Diğer Ortodoks geleneği dillerinde ‘Kutsal Dağ’ anlamına gelen isimler de kullanılmaktadır. Buna Bulgarca ve Sırpça (Света гора, Sveta gora); Rusça (Святая гора, Svyataya gora); ve Gürcüce (მთაწმინდა, mtats’minda) dahildir. Klasik çağda dağ Athos olarak adlandırılırken, yarımada Acté veya Akté (Koinē Yunanca: Ἀκτή) olarak biliniyordu.

Bir elin beş parmağı gibi Ege Denizi’ne uzanan ve Türkiye tarafında bulunan yarım adanın (bu yarım adalara kara bağlantısı kapalı olduğu için, ulaşım denizden sağlanmaktadır) adı: Ayan Oros’tur. Ayan Oros’un en yüksek dağı olan Athos Dağı, eski zamanlardan beri bir yerleşim yeridir ve yaklaşık 1800 yıllık Hristiyan varlığı ve en az MS 800 ve Bizans dönemine dayanan uzun tarihi manastır gelenekleriyle bilinir. Bugün, Yunanistan ve Romanya, Moldova, Gürcistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Rusya gibi Doğu Ortodoks ülkeleri de dahil olmak üzere, diğer birçok ülkeden 2 binden fazla keşiş, Athos’ta dünyanın geri kalanından izole edilmiş bir hayat yaşıyor. Athonite Manastırları, iyi korunmuş eserler, nadir kitaplar, eski belgeler ve muazzam tarihi değere sahip sanat eserlerinden oluşan zengin bir koleksiyona sahiptir ve Athos Dağı, 1988’den beri bir Dünya Mirası alanı olarak listelenmiştir.

AYAN OROS – ATHOS DAĞI, yasal olarak Yunanistan’ın geri kalanı gibi Avrupa Birliği’nin bir parçası olmasına rağmen, yalnızca Ortadoks erkeklerin yaşadığı Kutsal Dağ’ın Özerk Manastır Devleti ve Athonite kurumları, Yunanistan’ın Avrupa Topluluğuna (AB’nin öncüsü) kabulü sırasında yeniden onaylanan özel bir yargı yetkisine sahiptir. Bu, Manastır Devletinin yetkililerine, topraklarındaki insanların ve malların serbest dolaşımını düzenleme yetkisi verir. 10. yüzyılda dinsel bir topluluk olarak doğan Ayan Oros, Bizans, Osmanlı ve Yunanistan egemenlikleri boyunca da bağımsızlığını korumayı başarmıştır.

Athos Dağı’na günlük ziyaretçi sayısı sınırlıdır ve hepsinin sınırlı bir süre için geçerli özel bir giriş izni alması gerekmektedir. Ortodoks Hristiyanlar izin alma prosedürlerinde önceliklidir. Yarımada sakinleri, Doğu Ortodoks Kilisesi üyesi olan 18 yaş ve üstü erkekler ve aynı zamanda keşiş veya işçi olmaktadır. COVID-19 salgınıyla mücadele tedbirlerinin bir parçası olarak Athos Dağı ziyaretleri 19-30 Mart 2020 tarihleri arasında askıya alınmıştır.

MANASTIRLARIN MİMARİ YAPISI

Ayan Oros’un ortak bir plana göre yapılan 20 manastırı da ortak bir mimari yapıdadır. Hepsi kuleli bir surla çevrilmiş olan geniş avlulu kalelerdir. 10. yüzyılda yapılmaya başlanmış olan kiliseler dinsel konulu Bizans duvar resimleriyle süslenmişlerdir.

AYAN OROS’DA BULUNAN 20 MANASTIR:
  1. Megísti Lávra Manastırı (Μεγίστη Λαύρα)
  2. Vatopédi (Βατοπέδι veya Βατοπαίδι)
  3. İviron (Ιβήρων, ივერონის მონასტერი – Gürcü manastırı)
  4. Hilandariu (Χιλανδαρίου, Хиландар – Sırp manastırı)
  5. Dionysiu (Διονυσίου)
  6. Kutlumusiu (Κουτλουμούσι)
  7. Pantokratoros (Παντοκράτορος)
  8. Ksiropotamu (Ξηροποτάμου)
  9. Zografu (Ζωγράφου, Зограф – Bulgar manastırı)
  10. Dohiariu (Δοχειαρίου)
  11. Karakalu (Καρακάλλου)
  12. Filoteu (Φιλοθέου)
  13. Simonos Petra (Σίμωνος Πέτρα veya Σιμωνόπετρα)
  14. Agiu Pavlu (Αγίου Παύλου)
  15. Stavronikita (Σταυρονικήτα)
  16. Ksenofondos (Ξενοφώντος)
  17. Osiu Grigoriu (Οσίου Γρηγορίου)
  18. Esfigmenu (Εσφιγμένου)
  19. Agiu Panteleimonos (Αγίου Παντελεήμονος veya Ρωσικό, Святого Пантелеимона – Rus manastırı)
  20. Konstamonitou (Κωνσταμονίτου)
BÜYÜK LAVRA MANASTIRI

5bAyan Oros içinde bulunan 20 Manastırdan en eskisi ve en görkemlisi olan Büyük Lavra Manastırı, bir sanat ve mimari zengin yapı olarak hala yakta durmaktadır… Büyük Lavra (εγίστης Λαύρας ) üzerine inşa edilen ilk manastır olan Athos Dağı Dağın güneydoğu eteğinde 160 metre (170 yd) yükseklikte yer almaktadır. Manastırın MS: 963’te Athonite Athanasius tarafından kurulması. Athos Dağı’ndaki organize manastır yaşamının başlangıcını işaret ediyor. Manastırın bulunduğu yerde, Ayan Oros Yarımadası’nın antik kentlerinden biri, belki de manastırın yağ deposundaki lahitlerin geldiği Akrothooi vardı. Manastırın tarihi, diğer manastırların tarihine kıyasla, en eski ve eksiksiz olanıdır. Çünkü tarihi arşivleri, bugüne dek neredeyse bozulmadan korunmuştur. Bu arşivlerin incelenmesinin, arşivleri kısmen veya tamamen kaybolmuş olan diğer manastırların tarih bilgilerinin tamamlanmasına katkı sağlaması olasıdır.

KURULUŞ

Büyük Lavra’nın kurucusu Athanasius, arkadaşı ve projeyi finanse eden Bizans İmparatoru II. Nikephoros’un vasiyetine göre binaların yapımına 963 yılında başladı. Nikephoros, Athanasius’a yakında, Büyük Lavra’nın bir keşişi olacağına söz vermişti. Ancak koşullar ve ölümü bu planları iptal etti. I. İoannis Tzimiskes tarafından iki katına çıkarılan kalıcı bir imparatorluk hibesi, binaların entegrasyonuna izin verdi. İmparatorlar da adasında dahil özelliğinin Büyük Lavra diğer birçok toprak veren Aziz Eustratius ve Manastırı Aziz Andreas içinde Selanik. Bu, keşişlerin 80’den 120’ye çıkmasına neden oldu.

DAHA SONRAKİ TARİH

Athonite Athanasius’un (11. yüzyıl) biyografisine göre yapı projesi, koruyucu duvarla başlamış ve kilise ve hücrelere kadar devam etmiştir. Athanasius’un ölümünden sonra, manastır normal işleyişine devam etti. İmparatorlar gelişimini destekledi ve 11. yüzyılda 700 keşiş vardı. Daha küçük manastırlar, Büyük Lavra’ya devredildi. 14. yüzyılda manastır, Athos Dağı’nın diğer tüm manastırları gibi, Aragon tahtından İspanyollardan ve diğer korsanlardan acı çekti. Çok kez yağmalandı. Kriz sonucu keşişliğin tuhaf bir şekilde oluşumu idi. Idiorrhythmic Yolu, resmi kilisenin ve imparatorların itirazlarına rağmen. 1574 yılında İskenderiye Patriği, Sylvester, yardımcı ve manastır altında tekrar ameliyat manastır türü keşişliğin ama yakında tuhaf keşişlik tekrar tanıtıldı. 1655 yılında, kendisi de keşiş olan Patrik III. Kenobit yaşamına dönüş, ancak sonuçsuz kalmıştır. 1980’den beri manastır kenobit olmuştur.

BİNALAR

5çAna kilise (Katholikon), inşaat sırasında kubbelerden birinin düşmesi sonucu, diğer 6 işçiyle birlikte hayatını kaybeden Athanasius tarafından bulunmuştur. Tapınağın mimari tarzı, koro ve duanın iki geniş alanı ile karakterize edilir. Bu tarz daha sonra kutsandı ve diğer manastırlar tarafından kopyalandı. Freskler 1535 yılında büyük ressam Theophanis tarafından yapılmıştır. Ancak narteks 1854 yılında boyanmıştır. Narteksin ( liti ) kuzeyinde , Athanasius’un mezarının bulunduğu Sebaste Kırk Şehitleri Şapeli bulunmaktadır. Güney ve Liti ait şapel bulunmaktadır. Aziz Nicholas 1560 Franco Cantellano tarafından boyanmış, trapeza merkezi girişinin karşısında çapraz bir şekle sahiptir. Adanın en yüksek yeri Athos Dağı büyüğüdür. İçerisi Theophanis veya okulu tarafından boyanmış fresklerle doludur.

İSTANBUL’DAN KAÇIRILAN SANAT HAZİNELERİ

Kütüphane manastırın ana kilisenin arkasında yer alır. 2116 Yunanca el yazması ve 165 kodeks içerir. Aralarında uncial el yazmaları arasında İncil’in: Codex Coislinianus, Codex Athous Lavrensis, 049 Uncial, Uncial 0167 ve minuscules 1073, 1505, 2524, 1519, aynı zamanda üzerinde 20.000 basılan kitaplar ve diğer dillerde yaklaşık 100 el yazması kitap vardır. Koleksiyon, dünyadaki en zengin Yunan el yazması koleksiyonlarından biridir.

Vestry ana arkasında kilisenin en önemli eserler bazıları, bir el yazması olan gospel bir ile altın Nikephoros II Phokas bir hediye ve Athanasius beri keşişlerin listesi (Kouvaras)’dir kapak. Bütün tarihini kapsayan 2500 simgeler vardır menâkıbnâmede ait ikinci bin döneminden kalma.

Öte yandan; Lavra Manastırı kütüphanesi ve özel arşiv bölümünde ise; çok dil bilen genç Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılı öncesi, İstanbul’u fethedeceğini öngören, Bizans Yetkilileri ve Ortadoks Kilisesi Papazları; Ayasofya Kilisesi ve İstanbul’daki başka yerlerde bulunan kıymetli tarihi eserleri, belgeleri, resimleri, tablo ve heykellerin çok önemli bir kısmını, buradan (Kostantinopolis)’den alarak; Ayan Oros Adası’ndaki Büyük Lavra Manastırı depolarına taşımışlardır. Bu eserlerin bir kısmı, burada sergilenmektedir…

ERKEKLER CUMHURİYETİ KUTSAL ADA’DA 5 GÜN, 5 GECE

06Müsayipzade Celal’in yazdığı “Ayan Oros Kadısı” tiyatrosunu izleyeceğim, yeniden… “Gülün Adı”nda, zaman Ortaçağ idi. Oysa, Ayan Oros ya da özgün adıyla Agion Oros’ta zaman, bugünkü zaman. Ama her şey 15. yüzyıldaki gibi… Yükselen kayalıklara yapılmış Romen Manastırı’na, dağ yollarındaki uzun ve zahmetli bir yürüyüşten sonra ulaşabilirsiniz. Ben de öyle yaptım. Akşama doğru ulaştığım manastırda, “Hoşgeldiniz ikramı” rakı, su, kahve ve lokumdu. Tam 50 papazın yaşadığı ve benim gittiğim Pazar günü, Selanik’ten özel vize alarak benimle birlikte feribotla adaya gelen yüzlerce  Ortadoksun katıldığı yılın en büyük yortu ayini, (sağdaki fotoğrafta görülen renkli) Büyük Lavra (İstanbul) Manastırı’nda yapıldı.

Ayanoros’a, Ortadoks olmayanlar ayak basamıyor. Fener Patriği Bartelemos’un özel mektubu üzerine, Başpapaz Angolidos Yakodos’un (85) davetlisi olarak katıldığım yemekte; altında yıllanmış şarap mahsenleri bulunan  mermer masaların üzerinde mükemmel bir sofra vardı. Ortadoks olmayanların ayak basmasına izin verilmeyen ve eşcinselliğin meşru olduğu Atos Dağı Manastırlarında Ortaçağı yaşayan Ortadoks keşişler; kadınlar başta olmak üzere, Ayan Oros’ta hiçbir dişi canlının  yaşamasına izin vermiyorlar. Çünkü, Meryem Ana’dan sonra gelen tüm dişilerin “şeytan” olduğuna inanılıyor. Olanlara ağız dolusu gülen, Ayan Oros’un eşekleri, atları, kedi ve köpekleri bile erkek…

Çünkü, Meryem Ana’dan sonra gelen tüm dişilerin şeytan olduğuna inanıyorlar. Musayipzade Celal’in “Ayanoros Kadısı” oyununu izlemelisiniz, yeniden… Manastırlarda yaşam, her sabah saat 04:00’te çan sesleriyle başlıyor. Saat: 06:00’ya kadar, her 15 dakikada bir, elindeki uzun kalasa ağaç tokmakla vurarak melodik sesler çıkaran uyandırma görevlisi papaz, manastırın her köşesinde dolaşıyor.

Dış duvarları kızıla boyalı ve çatısı ince taş kaplı yaşlı kilisede önce üç mum yakılıyor; sonra da sabah duası yapılıyor.

Kahvaltı sonrası, herkes işinin başına gidiyor. Tarlalarda, bağlarda bahçelerde çalışanlar, manastırların ve papaz evlerinin mutfağından marangozhanesine her işini yapan, hep papazların kendileri.

Manastırlarda üretilen ikonalar, kutsal resimler yine hep zanaatkar papazlar tarafından üretiliyor ve Ayan Oros’daki yaşamın önemli bir gelir kaynağını oluşturuyor.

Bu yarımadada tam bir “komün” hayatı sürdüren 20 ile 90 yaşları arasındaki bin papaz, ilginç bir iş bölümü içinde, ihtiyaç olan her şeyi üretiyor ve üretilen her şeyi de paylaşıyorlar.

KUTSAL DAĞIN ÖZELLİĞİ

8Bugün Athos’taki 20 manastırın 17’sinde Yunanlı, diğer üçünde ise Rus, Bulgar ve Sırp papaz toplulukları var. Ayrıca yarımadanın ulaşılması oldukça güç bölgelerinde, 14 küçük manastır ve katismatadiye adlandırılan, sert bir din eğitiminin verildiği ilginç rahip evleri yer alıyor.

Athos’ta ilgi çekici olan, yalnızca oradaki ruhban organizasyonu değil. Bu yöre, ortaçağın eşsiz mimari yapılarını barındırıyor. En basit rahip evinden köprü ve çeşmelere kadar, her şey 15. yüzyılın izlerini taşıyor. Bunu, yalnızca mimaride değil, marangozluk işlerinden seramiklere, metal işçiliğinden dokumalara her alanda görmek mümkün.

OSMANLI’DAN İMTİYAZLI

Bir elin parmakları misali, Ege Denizi’ne uzanan üç yarımadadan birincisi olan Aynaroz, Yunanistan sınırları içinde olmasına rağmen, “özerk” bir ‘Ortodoks Ruhani Cumhuriyeti’. Osmanlı’nın verdiği bu imtiyazı, 1927’de Yunanistan da onaylamış ve bugün, iki bin yedi yüz nüfusu ile Ayan Oros, kutsallığını ve gizemli özelliklerini sürdürüyor.

Yarımadanın en yüksek noktası Athos Dağı’nın yamaçlarında, değişik milletlerden bin civarında Ortodoks papazı, manastır, kilise ve dağ evlerinde yaşıyor. Kutsal Athos Dağı’nın en parlak dönemine şahit olan 15. yüzyılda ise her birinde biner keşiş bulunan 30 manastır varmış.

  1. yüzyılın ortalarında, bu din adamlarının sayısı dört bine, manastırların toplamı da 20’ye düşmüş.

Aynaroz’a kara yoluyla gitmek “yasak”. Yarımada, kadınlara da yasak. Buradaki erkekler, “dünya nimetleri”nden ellerini eteklerini çekmişler. Ayan Oros’un dünya ile ilişkisi de deniz yoluyla kuruluyor. Ouranoupolis tatil köyünden, feribotla gidiliyor Ayan Oros’a…

BEŞ GÜN BEŞ GECE ZİKİR

Silifke Ortodoks Metropoliti Krilos sayesinde Aynaroz’a ayak basan ilk Türk olarak burada, 5 gün 5 gece kalıp ayinlere katılmak, Anadolu topraklarından göç eden kimi Rumların buradaki yaşamlarını izlemek, benim için bir ayrıcalıktı.

Bu sayede, Athos Dağı’nın zirvesine yakın bir kulübede inzivaya çekilmiş Selimpaşalı (Silivri) yaşlı papaz Rodostolo Hrisostolo ile Türkçe sohbetin keyfini de çıkardım.

NASIL GİDİLER VE NEREDE KONAKLAMA YAPILIR?

Yunanistan’a Şengel vizesiyle gittikten sonra, Selanik ya da Kavala’ya yakın olan ve bir elin üç parmağı gibi Ege Denizi’ne uzanan üç yarımadadan biri olan, Türkiye tarafındaki (kara bağlantısı olmadığı için “Kutsal Ada” olarak adlandırılan) Ayanosros’a gitmek için vize ve feribot bileti alınan Ouranoupoli’deki Guest-house, pansion, hostel ve küçük otellerde konaklamanız mümkündür. Ama ben direk olarak veribot ile Ayanoros’a gittim. Lavra ve Romen Manastırı Konukevi’nde kaldım. Atos Dağı’na tırmanışım ise, korku dolu bir başka macera olmuştu.

BİR MÜSLÜMAN GAZETECİ YASAK BÖLGEDE

O zamanlar, ben Milliyet Gazetesi gezi yazarı olarak çalışıyordum. “1924 Mübadele Acısı” başlıklı çalışmam kapsamında; Kapadokya, Ege ve Trakya Mübadilleri yanı sıra; Yunanistan ve Bulgaristan’daki mübadillerle yaptığım röportajlar ve Ayan Oros izlenimlerim; “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yerel Basın Ödülü-2001” almıştım…

Ouranoupoli’deki Yunan Polis Merkezinden vizemi ve bileti almak için belirli bir ücret bedeli ödemelisiniz. Ayanoros’a dişiler, kadınlar ve Ortadoks olmayan kimse ayak basamaz. Bu nedenle bende, Silivri Tarihi kitabı yazarı olan Dr. Cemal Kozanoğlu referansı ile eski Selimpaşa ve yeni Gökçeada-Bozcaada Metropoliti Kyrillos SYKİS destekli ve de 1940-Gökçeada Zeytinliköy doğumlu, Rum Ortodoks Patrikhanesi Başpiskoposu Dimitry I. Bartholomeos’tan aldığım Patrikhane mühürlü özel mektup sayesinde, vizemi ve vapur biletimi alıp, feribota bindim. Feribot yarım saat Ege Denizi’ne açıldıktan sonra, durdu ve kaptan benim ismimi anons etmeye başladı: “Bay Dursun Özden, çok acil olarak, lütfen kaptan köşküne geliniz…” Ben hiç aldırış etmedim. Ama kaptan ısrarla anons ediyordu adımı. Gemidekiler, homurdanmaya başladılar. “Ayin törenine geç kalacağız. Kimse gidip kaptan köşküne çıksın…” diyorlardı. Baktım ki olacak gibi değil, ben de kaptan köşküne gittim; “Anons ettiğiniz kişi  benim, buyrun, ne sorun var?” dedim. Kaptan; “Polis Şefi Kaplanis seni arıyor” dedi. Telefonu bana verdi. Polis şefi bana; “Sen kimsin, Katolik, Protestan, Müslüman… Sen kimsin?” dedi. Ben de; “Benim ailem Bulgaristan’tan İstanbul’a göç etmiş. Ortadoks kökenli bir ailedenim” dedim. (Yalan söyledim.) Polis Şefi ısrarla, Feribotun geri döneceğini ve beni indireceğini söylüyordu. Polis Şefi bama; “Ayan Oros’a Ortadoks olmayan kimse ayak basamaz… Sen Müslüman mısın?” dedi.

Kaptan köşkünde bulunan ve pipo içen fötr şapkalı yaşlı bir Yunanlı adam (gemi kaptanının babası olduğunu sonradan öğrendiğim adam), telefonu benden aldı ve polis şefi ile Rumca konuşmaya başladı: “Ben bu kişiyi ve ailesini iyi tanıyorum. Ve kendisine kefilim. Ailesi ve kendisi Ortadokstur. Bizim dostumuzdur onlar…” dedi ve telefonu kapadı. Ve sonra da gemi, kaptanın siren çalması ardından hareket etti. Sorun çözülmüştü. Yaşlı adam bana dönüp, kırık Türkçesi ve Karamanlıca şivesiyle; “Hoş gelmişen, nerelisin?” dedi. Ben de Niğdeli olduğumu söyledim. Adam telaşla ayağa kalktı, yanıma geldi ve bana sarılarak ağlamaya başladı. Benim atalarım da Niğde’nin Bor kasabasından. Atalarım 1924 yılında, Mübadele’de göç ederken; Ulukışla tren garından Mersin limanına trenle giderken, ağlayarak şöyle demişler: ‘Mübadele Allahın belası bir şeydir. Tren mi yol alıyor, yoksa evler mi?’ Bor’da evimiz ve üzüm bağımız var. Dost Müslüman komşularımızdan ve doğup büyüdüğümüz bereketli topraklarımızdan savrulduk… Anam ve Bubam ölene dek, Türkçe konuştular. Bizim evde, hep Türkçe konuşulurdu… Sende bizim oraların kokusu var…” dedi. Az kalsın akraba çıkacaktık adamla. Daha sonraki yıllarda, adamla hep görüştük. Mübadele acısı yaşamış, ikinci nesil bir komşu ve dost olarak, Bay Konstantin’in bu iyiliğine asla unutamam… Daha sonraki bir görüşmemizde bana; Niğde’nin Bor ilçesinde bulunan, Osmanlıca ev ve arsa tapularını gösterdi. Öğrendiğime göre, birileri bu tapu ve arsalara çökmüşler…

İki saat süren vapur yolculuğu ardından Ayan Oros limanına indik ve ben Büyük Lavra Manastırına gittim. Ertesi gün yapılacak büyük Pazar Ayinine katılmak için sabırsızlandım… Yemek, içecekler ve yatmak bedelsizdir. Her sabah elinde uzun bir tokmakla ilahi söyleyerek ses çıkaran uyandırma görevlisi keşişin bağırtısı ile kalktıktan sonra, kiliseye gidiliyor. Mumlar yakılıyor. Azizlerin resimlerinin es ve ayakları öpülüyor ve topluca zikir ediliyor. Oturacak yer bulamaz iseniz, uzun süre ayakta yorulmak da var. Elinde tütsü ile “Amen!..” diyerek şeytan kovan keşişin duman altı tütsüsü ile zor anlarda yaşarsınız. Toplu ayin bitiminde büyük bir yemek solonunda zengin bir kahvaltı masası sizi bekliyor. Kovalar ve testilerle sunulan şaraplar ve kendi yaptıkları yiyecekler sizi gün boyu tok tutacaktır. Uzun saçlı ve örgülü genç-yaşlı bakımlı ve temiz garson keşişlerin telaşı, görülmeye değer. İzin almadan fotoğraf çekmeyiniz. Dayak yemekte var…

Ya da, manastırın kapısından dışarı atılmakta var. Her Ortadoks ülkeyi temsilen büyük bir Manastır var. Yunanistan, Rusya, Romanya, Bulgaristan, Sırbistan ve İstanbul (Kostantinapolis)’i temsilen de adanın en büyük manastırı olan Lavra bulunmaktadır. Lavra Manastırı içinde bulunan İsa, Meryem Ana ve Azizlerin heykeli, resimleri ve çok kıymetli tablolar sergilenmektedir. Özellikle, 1453’de Fatih’in İstanbul’u alacağı anlaşılınca, İstanbul’daki kıymetli tabloları ve değerli eşyaları kaçırıp, buraya taşımışlar. Lavra Manastırı, Ayanoroz’daki diğer manastırlardan daha büyük ve zengin mirasın saklandığı kutsal alan olarak değerlendirilmektedir… Ben İstanbul’dan geldiğim için, burada bana konukseverliğin en üstününü sundular.

Peki, Yunan polis şefi, benim yüzümden Ayan Oros’a giden feribotu neden durdurmuştu? Çünkü, feribot hareket ettikten sonra, polis şefi, benim için yazılan bu mektubu zarfından çıkarıp okumuş. Fener Patriği Dimitry I. Bartholomeos, mektubunda beni öven uzunca cümlelerden sonra; “O iyi bir Müslümandır” notunu yazmış. Oysa Ayan Oros’a, bırakın bir Müslümanı, Ortadoks olmayan kimse ayak basamaz. İyi ki, kaptan köşkündeki yaşlı adam bana destek oldu. Ona ne kadar çok teşekkür etsem azdır… Ayan Oros’ta bırakın bir kadın görmeyi, dişi olan hayvanların yaşamasına bile izin verilmiyor. Çifte koşulan ve yük taşıyan atlar ve eşekler bile erkek… Ada’da dişi sinek bile yok… Bu nedenle, ben burada yaşayan Ortadoks erkek keşişlerin özerk güvenlik kuralları manzumesinden dolayı: “Ayan Oroz Erkekler Cumhuriyeti” adını takmıştım. Milliyet Gazetesi’nde dizi yazısı olarak yayınlanan bu çalışmam, basında dikkat çekmişti. Belki de, Ayan Oros’a ayak basan tek Müslüman gazeteci bendim…

Athos Dağı’nın defne kokulu yamaçlarına, deniz kıyısındaki uçurumların üzerine inşa edilmiş dev kale kentlerin kilise, manastır ve papaz evlerindeki hayatı da izledim…

ATHOS DAĞI ERKEKLER CUMHURİYETİ

Musahipzade Celal’in ünlü “Ayan Oros Kadısı” oyunu ile tanıdığımız bu gizemli adaya giren Müslüman Türk Gazeteci olarak, 1453’de İstanbul’dan kaçırılan ünlü tablolar ve kitapların bulunduğu Larva Manastırı’ndaki 3 saat süren ayin sonrası, karpuzlu şaraplı öğle yemeğinin ardından, Atos Dağı’nın zirvesine yakın yerde bulunan Cennete gitmek için bazı keşişlerin ölümü beklediği yere doğru yola koyuldum. Silivrili papaz Rodostolo Hrisostolo’a Dr. Cemal beyin mektubunu vermeliydim. Gelibolu Yarımadası’nın batısında, bir elin üç parmağı gibi Ege Denizi’ne uzanan ve doğudaki yarımadanın kara bağlantısı olmadığı için Ayan Oros Adası olarak biliniyor. Yunanistan sınırlarında ve “Özerk Ortadoks Ruhani Cumhuriyeti” olduğu için, buraya gitmeye ayrıca vize gerekli. Bırakın Müslüman olmayı, Ortadoks olmayan hiç bir din ve mezhepten kişi ve dişiler bu adaya ayak basamaz. Yarımadanın en yüksek yeri Athos Dağı. Bu yarımadaya kara yoluyla girmek yasak. Selanik ya da Kavala kara yoluyla Ouranoupolis Tatil Köyü’ne gelip feribotla geçmek gerekiyor.

2600 m yüksekliği olan Athos Dağı’nın 1500 m.sinde bulunan kilise ve papaz evlerine ulaşmak için ise, ıssız dağ yollarından tırmanmak gerek.

N. Smerna (Romanya) Manastırı’ndan sonra zorlu bir tırmanış başlar. Sinek ve arılardan başka canlının görülmediği dağ yollarında defne kokulu Athos Dağı’nın ürkütücü yalnızlığı sizi korku ıslıkları ve yalnızlık şarkıları söylemeye zorlar. Oysa sizi sizden başka duyan yoktur. İlerideki düzlükte tarla süren, fındık toplayan, kıyıda kalamar temizleyen ve denizde balık tutan papazlar, çok uzaklarda kalmıştır şimdi…

İyi komşu kardeşten de üstündür derler. Gezim, Toros’tan Athos’a bir komşu merhabası… Hem de, düşman çatlatır cinsten… 75 yıl önce unutulan bir çeyiz sandığını komşu kızına teslim eden bir Akdeniz sıcaklığı ya da halkların kardeşliği… Komşu merhaba… Meryem herkesin anası… Meryem Bahçesine girmek için, vizeye ne gerek var?

Oysa Agion Oros’a gitmek için bir sürü formalitelerin ve belgelerin yanı sıra; Ortodoks olmanız gerekir. Bir başka şart ise, Athos Dağına giden feribota yalnızca erkekler binebilir. Görevlinin dediğine göre: “Athos’a dişiler giremez. Burası erkekler cumhuriyetidir!

ORTADOKS OLMAYANLAR, KADINLAR VE DİŞİ SİNEKLER BİLE GİREMEZ

Ayan Oros; Meryem Bahçesi anlamına geldiği için, Meryem Ana’dan sonra gelen tüm kadın ve dişilerin “Şeytan” olduğuna inanılıyor. Bu nedenle adada dişilerin yaşamasına izin verilmiyor. Ayan Oros’da sayıları 900 olan erkek keşişler ve hizmet gören erkek eşekler yaşıyor yalnızca. Athos’a ayak basan ve burada 5 gün ayinlere katılıp, çalışarak ve Yarımadanın tamamını gezip, Ortodoks papazlarla birlikte yaşayan ilk Müslüman Türk araştırmacı yazar olmamı sağlayan eski Silifke Ortodoks Metropoliti Krilos. Fener Baş Patriği ve “Silivri Tarihi” kitabı yazarı Dr. Cemal Kozanoğlu’nun özel mektupları işe yaradı. Amacım Anadolu’dan göç eden Rumların yaşayanlarıyla konuşmak, düğün ve kına gecesi başta olmak üzere ortak kültür ve sosyal ilişkileri araştırmaktı. Tabii Athos’daki yaşam da çekiyordu beni. Athos Dağı’nın zirvesine yakın bir yerde oturan Silivri’nin Selimpaşa kasabasından göç ettiği için Türkçe konuşabilen papaz Rodostolo Hrisostolo ile de konuşmak istiyordum. Ayrıca “cinsel ilişki günah ve yasak” ilkesini şiar edinmiş genç papazları da merak ediyordum.

MEDENİYETTEN UZAKTA ORTA ÇAĞI YAŞAMAK…

Umberto Eco’nun ünlü romanı “Gülün Adı” kitabındaki zaman ve mekana bir yolculuktu benim maceram… Keşfetme duygusu, merak, biraz korku ve biraz da araştırmacı yazar olmanın delice çılgınlığı denebilir bu geziye… Athos Dağı’nın defne kokulu yamaçlarına ve deniz kıyısındaki uçurumların üzerine inşa edilmiş, özgün mimarisi olan rengarenk tarihi dev kale şehirler, manastırlar, kiliseler ile papaz evlerinde akşam saat 7’de dev kapılar kilitleniyor, dışarıdakiler içeri giremiyor ve içerdekiler de dışarı çıkamıyor. Manastırlar bazılarında jeneratörler olsa da genelde mum ışıklarıyla aydınlatılıyor. Telsizli dağ minibüslerini saymazsanız telefon, faks, radyo ve televizyon yanı sıra, teknoloji yok burada.

Uzun zaman dağ yollarında yaya yürüyerek akşam olunca sığınmak zorunda kaldığım Romanya Manastırında, “hoş geldiniz” ikramında verilen su, kahve ve lokum yorgunluğumu birazcık olsun dindirdi. Yarımadanın ucunda bulunan 50 papazın yaşadığı ve o akşam 300 kişinin katıldığı yılın en büyük yortu ayininin yapıldığı Büyük Lavra Manastırı’nda geçen günler ve sonrasında konuştuğum Başpapaz Angolidos Yakodos (85) ve öteki iki büyük papazın da katıldığı akşam yemeği yenirken, bir papaz sürekli yüksek bir yerde “Amen!..) diyerek dua ediyordu…

Manastırlarda, sabah saat: 4’te çan sesleriyle başlıyor yaşam. Saat 6’ya kadar her onbeş dakikada bir, elindeki uzun kalasa ağaç tokmakla vurarak melodik sesler çıkaran Uyandırma görevlisi papaz, tüm koğuşların önünde dolaşıyor. Dış duvarları kızıla boyalı, çatısı ince taş duvaklarla kaplı yaşlı kilisede önce üç mum yakılıp ve gerekli kutsal yerler öpüldükten sonra sabah duası yapılıyor. Kahvaltı sonrası herkes işine, tarlaya, arıcılık yapmaya, balık tutmaya, odun toplamaya ve hizmet işlerine gidiyor.

Athos Dağı azizlerinin her birinin başka özellikleri var. Bu azizlerin, kendilerini türlü kötülüklerden koruduklarına inanıyorlar. Örneğin, Deniz Azizi: Aynikola. Dağ Azizi: Profitilya. Bu aziz insanları, rüzgar, yağmur ve depremden koruyor. Gebe kadın Aziz: Ayos Lefteri. Göz Azizi: Ayıya Paraskevi. Yolculuk Azizi: Hristoforos. Savaş Azizi: Ayıya Varvara. Çeşitli felaketler karşısında dua eden Ortodokslar yel eserken; “Profitilya koşuyor” diyorlar. Kimi bitkiler de Ortodokslarca kutsal sayılıyor. Büyük Lavra Manastırındaki ayinde, fesleğen kokulu, çıngıraklı tütsü ile devamlı şeytanları kovan genç papazın ilahileri ve kutsal duaları dini telkinlerle daha bir uzun sürüyor. Ayin sırasında ve tüm zamanlarda, kilisede ve her yerde kara giysileri ile dolaşan papazların bakışlarında özgürlüğe susamışlık var sanki.

ATATÜRK BİZİ EVLENDİRECEKTİ”

Eğer belediyeler önümüzü açarlarsa; eski bir kilise üzerinde yapılmış Silivri Fatih Camisi altında bulunan Kutsal Ayazma ve Sarnıcı, Değirmenköy Germiyan Kilisesi, Fenerköy (Fanari) Kilisesi, Çantuğa Papazın Kilisesi,  ve (New Epivati) Selimpaşa Kızlar Manastırı-Srandi Arhiyeni Rum Okulu gibi pek çok eski Ortadoks inancının mirası olan yapıların onarılmasına, her türlü maddi destek sağlayacaklarını vurgulayan Bay Kyrillos, “Bizler bu toprakların kardeş çocukları ve yardımsever komşularıyız. Bunu biz hiç unutmuyoruz…” dedi. Öte yandan, Fener Ortadoks Patriği Bartelamos’un yazdığı Patrikhane mühürlü özel mektup sayesinde, Özerk Ruhani Oradoks Erkekler Cumhuriyeti Ayan Oros’a ve 2033 metre yüksekliğindeki Athos Dağı’na gitmeme yardımcı olan Gökçeada’da yaşayan Bozcaada’nın yeni Metropoliti Kyrillos SYKİS, Türk halkını çok seviyor ve tam bir Atatürk hayranı…

EGE DENİZİ “BARIŞ GÖLÜ” OLMALI…

“Ege Denizi kararmadan ve dağlar uykuya dalmadan önce”, Athos Dağı burcunda, gün batımı zamanı, son vapuru uğurlarken; asırlık zeytin ağacı gölgesinde, balık ekmek, şarap ya da uzo-rakı eşliğinde, harmandalı-çiftetelli oynarken, mübadele acısı yaşamadan, söylediğimiz rebetiko şarkısı kulaklarımızda çınlıyor…

Silivri Belediyesi eski Başkanı Selami Değirmenci’nin kayınbabası olan “Silivri Tarihi” kitabı yazarı, Silivri eski Hükümet Tabibi Dr. Cemal Kozanoğlu aracılığı ile 1995’den bu yana tanığım, Gökçeada’daki makamında kendisini ziyaret ettiğim Gökçeada ve Bozcada Metropoliti Bay Kyrillos, aynı zamanda eski bir İstanbul beyefendisi. İstanbullu bu papaz olarak, Atatürk’ü neden çok sevdiğini şöyle anlattı:

“Atatürk, 1934’de yaptığı “Kılık Kıyafet Devrimi” ile tüm din adamlarını kilise ve camiler dışında, kara cübbe ile gezmelerini yasakladı. Biz din adamları, üzerimizde siyah cüppe olmadan, sadece Türkiye’de istediğimiz gibi normal elbisemizle gezebiliyoruz. Atatürk erken öldü, eğer ölmese idi, biz papazların evlenebilmemizi de sağlayacaktı. Şimdilerde ise, sokaklarda, din görevlisi bile olmayan kara çarşaflı-cübbeli kadın ve erkeklerin dolaşmasını hala anlamış değilim. Türk Medeni Kanunu ile kadın hakları başta olmak üzere, çağdaş ve modern sosyal hayatı düzenleyen devrimlerin mimarı Büyük Atatürk’ü anlıyor ve çok özlüyoruz… 20. yüzyılın başında, tüm batılı düşmanlarımızın oyununlarını bozan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk ve Yunanistan’ın eski Başbakanı Elefterios Venizelos, Ege Denizi’nin bir barış gölü olması için attıkları adımlar, hep yaşasın ve bunun için “Yurtta sulh-dünyada sulh” diyen Atatürk’e selam olsun… Binlerce yıldır Anadolu Medeniyetinin ortak mirası olan bu kutsal toprakların zengin kültürü, tüm insanlığın barış ve huzur içinde yaşatmaları gerekli ortak varlığıdır… Atatürk yeniden…”

Kaynak: www.dursunozden.com.tr

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir