Ahmet Mekin

Ahmet Mekin Kaygılıydı

Yaşam

Mezarlıktan çıktık. Zincirlikuyu‘dan Mecidiyeköy yönüne döndük. Mecidiyeköy‘e gelince, Ahmet Mekin sağa kırdı direksiyonu. Kaldırıma yanaştırdı arabayı. Eğilip yüzüme baktı: “Yahu,” dedi. “Ne yapacak Tarık bundan sonra? Nermin’siz ne yapabilir? Ben Tarık’ı iyi bilirim, Nermin olmadan işi çok zor…”

Yüzünde kederden çok kaygı vardı. Rol yapmıyordu, hayır, yarım yüzyılı aşkın bir dostluğun eseriydi bu yanıtsız soru.

İki yıldan beri, sevgili eşiyle birlikte savaşıyordu aman bilmez hastalıkla. Kimi günler Üsküdar‘dan Levent‘e geliyor, Tarık abiyi alıp Okmeydanı Hastanesi‘nde ilaçlarını yaptırıyorduk. Kimi günler Kanal-D‘nin Haber Merkezi‘ne uğruyor, içinde demlenen acısını belli etmeksizin, çay sigara eşliğinde ordan burdan konuşuyorduk. O bir iki satırla değinmedikçe, evdeki hastalık konusunu hiç açmıyordum. 

Bazen de ben telefonla arayıp, hatır sorma bahanesiyle “gidişatı” anlamaya çalışıyordum.

Bir gün önce aramıştım en son…

Nermin yenge nasıl?” diye sormuş bulundum.

Acılı bir sesle: “Kuşlar gibi uçup gitti!” diye özetlemişti durumu.

Ne diyeceğimi bilemeden kalakalmıştım!

Ertesi gün Zincirlikuyu‘da buluştuk. Mezarın başına gitmedi. Bir köşede durdu.Sakindi.

Siz götürün,” dedi yanındakilere. Toprağa verilişini görmek istememişti. Yanında kaldım ben de. Şaşırtıcı derecede metin görünüyordu usta. İçinde kopan fırtınalar, yüzündeki maskeyle gizleniyordu besbelli.

Cenazeyi toprağa verenler döndü. Oğlu Zafer, elini babasının omzuna koydu; “Tamam” dedi kısaca. Onu oğluna teslim ettik, ayrıldık… 

Ahmet Mekin‘i kaygılara düşüren duruma bölüm bölüm tanıklık etmeye başladık. 

Hayatın bütün zorluklarını gün gün yaşıyordu. Evde yalnız olduğu herhangi bir saatte arıyor, ya ağlıyor ya da kalkıp kendisine gitmemi istiyordu. En basit yemekleri bile kotarmayı bilmiyor, telefonla tarif istiyordu.

Sonra evin büyük geldiğini söyleyerek, satışa çıkardı. O evi, o mahalleyi bir daha görmemek üzere Moda‘ya taşındı. Taşındı ama, tersine dönmüş talihini de birlikte getirmişti.

Ertesi yıl, yeni evinde yeni bir eşle hayatını kaldığı yerden sürdürmek istedi.

Olmadı! Aşı tutmadı. Hayatına giren kadında Nermin Kakınç‘tan bir iz arayacağı; bulamayınca da düş kırıklığına düşeceği belliydi.

Boşandı. 

Soranlara, “Dul” diyordu kendi hakkında.

Sabahları ayna karşısında tıraş olurken sağ dizinin titrediğini söyledi bir gün… Doktor doktor gezdik. Parkinson sinsice sokulmuştu hayatına. Bu titreme işin başlangıcıymış…

Bütün bunların olacağını önceden sezmişti Ahmet Mekin

Nermin Kakınç‘ın gidişiyle, hayatının çivisi yerinden oynadı! 

Bunun böyle olacağını en iyi “Arnavut Ahmet” anlamıştı.

Necati Güngör

Etiketler

Bir Yanıt Yazın